Büyük şehirlerde ve hususiyle Medine'de mahzun mahzun, sokaklardan geçen
müslümanlar, aradabir şu haykırışa muhataptır:
Savulun... geliyor!
Falan makam veya itibar sahibi filan... Ve bunların hemen hepsi Emevi soyundan...
Büyük din ve tarih alimi Ahmed Cevdet Paşa, ilk defa Emevilerin önlerinde çığırtkan
gezdirerek kendilerini ilan ve nefslerine hürmet talep etmelerini İslam'da kötü <<bid'ad-
uydurma yenilik>> lerin başında sayar.
Hazret-i Ömer'in yamalı cübbeyle, her başvurana açık olarak oturduğu Mesciddeki
manzaraya nispet edilirse bu (aristokrasi) tavrı gerçekten çok acıdır ve ne tecellidir ki, bizzat
Halife bu tavırdan münezzehtir. Ama onu da yasak edememekte... O derece yumuşak ve
rikkatli bir mizaç sahibi ki, kimseyi, hele yakın akrabasını suçlandırmak elinden gelmiyor.
Küfe Emiri, yakın akrabasından Said İbn-i As, müsait zamanlarda fikir meclisleri kurarak
sohbet etmeye bayılan bir insan... Umumiyetle geceleri, konağında toplanılıyor, Kufe'nin seçkin
tabakası hazır bulunuyor ve geç vakte kadar konuşuluyor.
Bir gece Emevi büyüklerinden Küfe Valisi Said İbn-i As, ağzından şöyle bir söz kaçırmış:
Irak dediğiniz, Kureyş'in çiftliğidir!
Bu söz ve hakkı bellibaşlı bir oymağa, hatta onun bir koluna tahsis davranışı, mecliste
bulunanları ve davayı şahıslar ve kabilelerin üstünde görenleri fena halde incitmiş...
Halkada bulunanlardan biri, öfkeyle valiye hitap etmiş:
Kılıçlarımızla fethederek kazandığımız, Allahın bize ganimet kıldığı Irak çevresini kendinin ve
soyunun çiftliği mi sanıyorsun?... Bu ne takdirsizlik...
Mecliste bulunanlar bu sözlere aynen katılmışlar ve Emir'e söylemediklerini bırakmamışlar...
-
-
-
Vay, siz Emir Hazretlerine dil mi uzatıyorsunuz?
Diye kendilerine çatan zabıta amirini de bayıltıncaya kadar dövmüşler...
Bu hadiseden sonra Küfe Emiri onları gece sohbetlerine almıyor ve sarayının kozasında,
yakınlariyle hemdem olmaktan başka Bir şey yapamıyor. Onlar da kendi aralarında toplantıya
bilhassa devam ediyorlar ve Said'i kötüleyip duruyorlar... Tenkid daha ileriye gidiyor:
- Osman İslam ülkelerinin idaresini kendi akrabasından ehliyetsiz ellere bırakmıştır. Bu gidiş
mutlaka düzeltilmelidir!
Mırıltı, fısıltı, aleni tenkit ve açık şikayet gitgide fırtınalaşıyor. Bunun üzerine Küfe Emiri
meseleyi Hazret-i Osman'a iletmekten başka çare bulamıyor:
-
Başlarında Eşter Nahai bulunan bir grup senin aleyhinde, çarşı pazar, meydan,
söylemediklerini bırakmıyor ve halkı kışkırtıyorlar... Bunları Küfe'den sürmeme izin ver!
Hazret-i Osman'ın cevabı:
Onları Şam'a gönderebilirsin! Şam Valisi Muaviye'ye de keyfiyet bildirilmiştir.
-
-
Muaviye'ye emir:
Küfe'de fitne aleti olan bir grup insanın, tarafına gönderilmesini bildirdim. Geldikleri zaman
hallerinin salah bulmasına çalış ve iyice döndüklerini görürsen memleketlerine iade et!...
Muaviye, Küfe'ye göre Şam gibi her bakımdan üstün bir beldeye sürgün gelenleri iltifatla
karşıladı, onlara Şam hazinesinden tahsisler yaptı, meclislerinde bulundu, birçok akşam
yemeğini beraberlerinde yedi ve kendileriyle düşüp kalktı. Arabın mühim simalarından olan bu
insanlara bir gün dedi ki:
-
Haber aldığıma göre siz Kureyş'ten şikayetçiymişsiniz. Düşünmüyor musunuz ki, Kureyş
olmasaydı siz alçalırdınız? Başınızdakiler sizin kılıç ve kalkanınızdır. Onların aleyhine nasıl
gruplaşabiliyorsunuz?
Küfe grubu görüşlerinde ısrar etti; çekişmeler günlerce sürdü.
Netice sıfır....
Muaviye onları Küfe'ye geri çevirirken yolları Humus'a düştü. Oranın emiri, Halid İbn-i Velid
Hazretlerinin oğlu... Onları tutukladı ve en ağır hareketlere boğdu. Bir an için sustular,
pişmanlık gösterdiler.
Fakat...
<<Savulun, geliyor!>> nidasının arkasından gelen biri var ki, o da ihtilal...


