AİLEDE ANLAŞMAZLIK VE ÇÖZÜM YOLLARI

Dinimiz İslam Kuralları İçerisinde Evliliğe İlk Adımlar ve Evlilik Hayatının İslami Deliller Işığında Paylaşıldığı Bölüm

Mesajgönderen Şatibi » Cmt Oca 28, 2012 11:47 am


Eşler Arasındaki İhtilafın Özellikleri



AİLEYİ DİĞER kurumlardan tamamen ayıran Özellikler bulunduğu gibi, eşler arasındaki ihtilafın da özelliklerinin olması mantıkidir. Bu özellikleri ihtilafın tabiatı hususunda da olabilir, çözüm yollan hususunda

da olabilir.

Allahu Teala, hikmeti gereği Havva'yı Adem'in huzur bulması için yaratarak onu, "huzur verme rolünü" yerine getirecek şekilde farklı özellik­lerle ayırmıştır. Bu Özellikler gerek biyolojik, gereksi türün bekası ve neslin varlığı için gerekli olan hamilelik, doğurma ve emzirme gibi şeylerden, ani tepkiselliğiyle kendisini gösteren içsel yöne kadar uzanıyor. Bütün bunlar kadının temel rolünü istenilen bir şekilde eda etmesi içindir. Fakat bu içsel özellikler kadın için bazen en güzel ve olumlu neticeleri olmaklı birlikte ba­zen de olumsuz etkileri olabiliyor. İşte olumsuz etkileie şu nass işaret ediyor:

Ebu Hureyre'den: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: 'Kadınlara iyi davranın. Çünkü onlar kaburga kemiğinden yaratılmışlardır. Kaburganın en eğri yeri üst kısmıdır; doğrultmaya kalksan kırarsın, bıraksan eğri kalmakta devam eder. Kadınlar hakkında hayır tavsiye edin."[560]

Hadis, mahiyeti hakkında kesin ve açık bir şey dememekle birlikte ka­dının tabiatının farklı olduğuna işaret ediyor. Fakat bazı olumsuz etkilere, erkeğin karısına yönelik yapacağı davranışlarda ışık tutması amacıyla dik­kat çekiyor. Görülüyor ki farklılık daha önceden de dediğimiz gibi hemen tepki gösterme, şiddet ve değişimle ilişkilidir. Kadının tepkiselliği bazen galip gelerek karar alımında hikmetin kayıp olmasına sebep olabilir. Ya da kadından sevilmeyen söz ve fiilin çıkmasına neden olabilir. Bunun örneği aşağıdaki nasstır:

İbni Abbas'tan: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: 'Ekseriyetle cehennemliklerin kadınlar olduğunu gördüm. Sebebi ise küfretmelerinden dolayı'. 'Kadınlar Allah'a küfrederler mi?" diyenler oldu; "evet, onlar kocala­rına karşı nankörlük ederler, onlardan birine ilelebet iyilik etsen, sonra sen­den bir şey görse hemen: 'Senden hiç bir hayır görmedim; der', buyurdu."[561]

Kadının bu davranışından dolayı erkek sıkılabilir, anlaşmazlık ve ihti­laf sebebi de olabilir. Bunun için Rasulullah (s.a.v.) bu tür tutumlara karşı hikmetli ve sabırlı olmayı tavsiye etmiştir...

Müslümanlar arasında düşmanlığın ve bozuşmanın olması hadisi şerif­te de belirtildiği gibi dinin azlığındandır:

Ebu Derda'dan: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: 'Size oruç, namaz ve sadakının derecesinden daha faziletlesini haber vereyim mi?' Ora­da bulunanlar: 'Evet', dediler. Rasulullah: 'İki topluluğu barıştırma. Onların bozuşmuş olmaları dinin azlığındandır.''[562]

Bu husumet, eşler arasında olursa artık siz düşünün. Kuşkusuz ki tehli­ke daha fazla artacaktır. Bunu şu hadis te'kid ediyor:

Cabir'den: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: 'Gerçekten İblis tahtını suyun üzerine koyar. Sonra çetelerini gönderir. Bunların ona derece itibariyle en yakın olanı, en büyük çıkaranıdır'. Bunlardan biri gelerek: 'Şöy­le şöyle yaptım1, der. O da; 'Hiç bir şey yapmamışsın', der. Sonra biri gelerek 'onu karısıyla birbirinden ayırmadan bırakmadım1, der. Bunu kendisine yak­laştırır ve 'sen ne iyisin1, der."[563]

Eşler arasındaki ayrılık, müslümanlar arasındaki iki kişinin ayrılması gibi değildir. Bu son derece bir şer olup böylece şeytan sevinir. Nitekim bu­nu Cabir hadisi de açıklıyor. Sonra Rasulullah (s.a.v.) kişi ile karısı arasını bozan her türlü söze karşı son derece dikkat edilmesi için uyarıyor. Ebu Hu-reyre'den: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor: "Kadını kocasına karşı ifsad eden bizden değildir."[564] Bu sebeple müslüman eşler aralarındaki ihtilafın arkasındaki büyük tehlikeden korkmaları ve şeytanın vesvesesinden Allah'a sığınmaları gerekir. Şeytana, yollarında yürürken en büyük kötülüğü işlemesine fırsat vermemelidirler. Koca da, daha önce eşler arasındaki şefkat hakkı konusunda geçen Rasulullah'ın şu vasiyetini hatırlamalıdır: "Mü'min bir erkek mü'min bir kadın da hoşuna gidebilir"[565] Kadın da onun gibi hatırlamalıdır. Çünkü hadisdeki hitap erkeğe olsa da kadının hitabı kıyas yoluyla kendisine yöneltmesi mümkündür.

İşte böylece vasiyet eşleri olumsuz yönlere karşı mücadele etmek için birbirlerinin olumlu güzel yönlerini takdir etmeye çağırıyor. Ta ki olumsuz yönler kalblere hakim olarak orayı kin ve nefretle doldurmasın, şeytanın sevineceği ve kendi yardımcılarından olan bu işi yapanlara ikramda buluna­cağı ayrılık olmasın. Onun vesvesesinden Allah'a sığınıyoruz. Eşler arasın­daki ihtilaf genelikle cinsinin tek örneği olur. Bu ileri derecelere ulaşarak ki eşler artık uyuşmalarının mümkün olmayacağını ve ayrılmaktan başka yol bulunmadığını sanırlar. Bu varsayıma eşleri kuşatan yakınlar ve arkadaşlar da katılabilirler. Sonra herkes az bir süre sonra ihtilafın yok olduğunu ve düşmanlıkların çözüme kavuştuğunu birden görür. Bu, mübarek bir müesse­seye Allah'ın bir lütfudur. Aile, erkeğin huzuru, kadının dayanağı ve toplu­mun nüvesidir. Allah lütfuyla eşler arasına, husumetlerini giderecek gözet-leyici sevgi ve şefkat koymuştur. Bu anlamı teyid eden Hz. Osman zamanın­da güzel bir olay vardır:

Akil bin Ebi Talib, Fatıma binti Utbe bin Rebia ile evlendi. Akil, Fatı-ma'nın yanına girdiğinde şöyle diyordu: "Ey Haşim Oğullan vallahi kesin­likle kalbim sizi sevmiyor. Bunları gümüş testi gibi olanlar nerede? Dudak­larından önce burunları döner. Nerde Utbe bin Rebia? Nerde Şeybe bin Rebia?' Akil onun bu sözlerine susuyordu. Sıkıntılı bir gün yine onun yanına girdiğinde, karısı ona: 'Utbe bin Rebia nerde?' diye sordu. 'Girdiğin zaman cehennemin solunda', dedi. Kadın bunun üzerine elbiselerini çekerek Os­man'a gelip bunu haber verdi.(Bir rivayette: Osman güldü) bunun üzerine Osman (r.a.) İbn Abbas ve Muaviye'yi gönderdi. İbn Abbas: 'Kesinlikle on­ları ayıracağım', dedi. Muaviye: 'Abdul Menaf oğullarından iki yaşlının ara­sını ayıracak değilim", dedi. Sonra evlerine gelerek, kapılarını kapatıp arala­rını buldular."[566]

Rasulullah (s.a.v.) -kadının tepkiselliği sonucu- ortaya çıkan sıkıntılı konumu sabır ve hikmetle düzeltmesini erkeğe tavsiye etmiştir. Yine eşlere, kalblerinin kinle dolmasına ve böylece şeytanın arzusu olan ayrılmaya sü­rüklenmemeleri için müsamaha göstermemelerini tavsiye etmiştir. Üçüncü bir tavsiye daha vardır ki bunu bir yönden bütün eşlere diğer bir yönden ise bütün arkadaşlara iletmek gerekir. Bu da çoğu zaman yüzeysel, aldatıcı ve bir tepkinin ifadesi olarak olan ihtilaf fırtınası karşısında acele etmemeleri ve sabırlı olmalarıdır. Eşler hızlı bir şekilde önceki günlerine dönebilir ve aile yuvasını tekrar kurabilirler. İhtilaf bazen boşanmaya -boşanma biçimle-rinen hepisi olabilir- götürebilir. Bununla birlikte eşler tekrar bir araya gel­meyi arzulayabilirler. Yüce Allah kalbleri çevirendir. Buna delil olarak ilahi tevcihle birlikte gelen pratik örnekleri sunuyoruz: [567]


Ric'î Boşanmadan Sonra Dönüş



Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Eğer kocaları barışmak isterlerse, bu durumda boşadıkları kadınları geri almaya daha fazla hak sahibidirler." (Bakara, 228).

Ömer (r.a.)'ın rivayetine göre "Rasulullah (s.a.v.) Hafsa'yı boşadı sonra geri döndürdü."[568]

İbni Abbas'tan: "Rukane b. Abdu Yezid karısını bir mecliste üç talakla boşadı- Sonra buna çok üzüldü. Rasulullah: 'Nasıl boşadın?1 diye sordu. O da: 'Bir mecliste üç talakla', dedi. Rasulullah[569]: 'Bu sadece bir talaktır. İstiyor­san onu döndür1, buyurdu. Bunun üzerine onu döndürdü." [570]


Bain Boşanmadan Sonra Dönüş



Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Kadınları boşadığınız zaman bekleme sürelerini bitirdiler mi, kendi aralarında güzelce anlaştıkları takdirde, (eski) kocasıyla evlenmelerine en­gel olmayın. Bu, içinizden Allah'a ve ahiret gününe inanan kimseye verilen öğüttür. Bu, sizin için daha iyi ve daha temizdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz." (Bakara, 232)

Hasan'dan: "Bana Ma'kul bin Yesar anlattı: 'Kız kardeşimi bir adamla evlendirmiş ti m. Bu adam kardeşimi boşadı. İddeti tamam olduktan sonra gelip yine istedi. Ben de: 'Kız kardeşimi seninle evlendirmiştim, onu sana aile yapmış ve sana ikram etmiştir. Fakat sen kardeşimi boşadın. Sonra da gelip onu istiyorsun. Hayır, Allah'a yemin olsun ki kardeşim sana ebedi dön­meyecek'. (Bir rivayette de:[571] Ma'kul bundan burnunu sakındı ve: 'Bu ona takdir olunmuş onu boşadın sonra da onu yine istiyorsun'). Fakat bu adam iyi biri kişi idi. Kadın, ona dönmek istiyordu. Bunun üzerine: "(eski) kocalarıy­la evlenmelerine engel olmayın" âyeti nazil oldu. Ben de:' Şimdi oldu ya Ra­sulullah', dedim. Rasulullah (s.a.v.): 'onu kocasıyla evlendir1, buyurdu."[572]

Ayeti kerime ve hadisi şerif, eşlerin aile gölgesine olan dönme isteğine işaret ediyor. Velev ki bu, bain talakıyla boşanmaya götüren husumetten sonra da olsa. Aynı zamanda bu dönüşte hayır olmadığını sanan akrabaların muhalefeti de görülür. Ayeti kerime -onların niyetleri iyi olsa da eşler arasın­daki Allah'ın yarattığı sevgi ve şefkat duygularının tekrar başlaması için ses­siz kalmamaya çağırıyor. [573]


Kesin Boşanmadan Sonra Dönüş



Allah Teala şöyle buyuruyor:

"Erkek yine boşarsa, artık bundan sonra kadın, başka bir kocaya var­madan kendisine helal olmaz. O (vardığı adam) da bunu boşarsa, Allah'ın sınırlan içinde duracaklarına inandıkları takdirde (eski kan-kocanın) tekrar birbirlerine dönmelerinde kendilerine bir günah yoktur." (Bakara, 230).

Aişe (r.a.)'dan rivayetle: "Kureyzeli Rifa'a'nın karısı, Rasulullah'a gele­rek şöyle dedi: 'Ey Allah'ın Rasulü! Ben Rifa'a'nın nikâhı altındaydım beni tam talakla boşadı. Ondan sonra Abdurrahman b. Zübeyir'le evlendim. Val­lahi, ey Allah'ın Rasulü! Onun ki çaputtan başka bir şey değil'. Rasulullah ona: 'Belki de sen Rifa'a'ya dönmek istiyorsun, hayır, o senin sen de onun balçığından tat' buyurdu."[574]

Bu örnek kadının kocasına dönme isteğini anlatıyorsa, erkeğin kadını­na dönme isteğini anlatan başka Örnekte vardır:

İbn Ömer'in kölesi Nafi'den: "Adamın biri, İbn Ömer'e şöyle sordu: 'Dayım karısını boşadı. Bu kendisine ağır geldi ve üzüntüye kapıldı..."[575]


Aile İçi Anlaşmazlığa Çözüm Teklifleri



Evlilik hayatı, ihtilaflarla karşı karşıya gelebilir. Evlilik kesinlikle hata­sızlık değildir. Fakat -Allah'ın izniyle- ihtilaflar çözümsüz değildir. Çoğu zaman ihtilafların çözümü mümkündür. İhtilafların çözümü olduğuna göre ihtilafa düşmeden önce korunma, ihtilafın en iyi çözümüdür. Nitekim şu ata sözü bunu güzel ifade ediyor: "Korunma en iyi çözümdür". İşte korunmanın gerçekleşmesini sağlayan bazı temel vesileler:

Birinci vesile: Eşlik hukukunu koruma. Bu hukuka önceki bölümlerde işaret etmiştik. Eşler bu hukuka riâyet ettikçe ihtilaf alanları daralır.

İkinci vesile: Hoşgörülü olma, küçük ayıplan ve basit hataları görme-mezlikten gelme. Bu tür ayıp ve hatalardan insan uzak kalamaz. Asıl hata, bunları işleyen kimsenin bunlardan kolay kolay kurtalamayacağı anlaşıldık­tan sonra daha bunlar üzerinde ayıplayarak durmaktır...

Üçüncü vesile: İhtilafın ilk görünmeye başladığı andan itibaren uyanık ve duyarlı olma. Nitekim hangi rahatsızlık olursa olsun böyle yapmak gere­kir. Eşler arasındaki ihtilaf bir rahatsızlık olup son derece önem verilmelidir kuşkusuz. Kitab'ın bazı âyetlerini düşündüğümüz zaman, anlaşmazlık vuku bulduktan sonra değil, sadece anlaşmazlığın vuku bulması korkusu duru­munda çözüm için acele davranmanın gerekli olduğunu gösteren apaçık işa­ret ve tekrarlar görürüz, şu âyeti kerimeler gibi:

"Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin". (Nisa, 34)

"Eğer bir kadın, kocasının geçimsizliğinden yahut kendisinden yüz çevirmesinden endişe ederse, aralarında bir sulh yapmalarında bir sakınca yoktur." (Nisa, 28).

"Eğer kan-kocanın aralarının açılmasından korkarsanız..." (Nisa, 35)

İşte bu âyetler, ihtilafın ortaya çıktığı İlk andan itibaren çözüme yönel­memizi istiyor. Böylece anlaşmazlık ileri boyutlara varmadan ve çözüm zorlaşmadan korunma gerçekleşebilir.

Korumayla ilgili bu temel vesilelerden sonra bir de ek vesile vardır. Bu da kocadan sadır olan bir yeminin neticesinde kocayı koruma. Zira bu kadın­la arasında husumete sebep olabilir. Bu yemin konusunda keffaret verme ve iyisini yapma ile ilgili Rasulullah'ın genel bir çağnsıdır:

Abdullah b. Semere'den: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: 'Bir şey üzere yemin ederde ondan daha hayırlısını görürsen, yeminine kef­faret verip iyi olanı yap."[576]

Yeminden dönme ve daha iyi olanı yapmayla ilgili bu hadisin yanısıra İslam toplumunun oluşumunda temel tuğla olan ailenin gözetilmesi için kocalara özel bir davet var:

Ebu Hureyre'den: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: 'Allah'a yemin olsun ki, sizin birinizin ailesi aleyhinde yemininde inad ve ısrar etme­si ve (yeminini bozup) Allah'ın farz kıldığı keffareti vermemesinden kendi­sine günah vardır."[577]

Birinci derecede ihtilaf

Meleklerden değil de beşerden oluşan aile fertlerinin yaşamında bu ih­tilaf uzak olamaz. Beşeri zafiyetlerden dolayı bazı tekrarlanan küçük hatalar ya da arizi büyük hatalar elbette olacaktır. Sonra Allah, beşer tabiatını farklı yarattığı için eşler düşüncede, mizaçta ve zevkte kesinlikle farklılık göstere­ceklerdir. Bu da ihtilaf ve anlaşmazlık doğuracaktır. Bazılarının dediği gibi biz de şöyle desek mübalağa yapmış olacağımızı sanmıyoruz: Zaman zaman tekrarlanan böylesi küçük hatalar aile için yemekte ki tuz gibidir. Fakat bazen tuz fazla olabilir. Bu durumda fazlalığı gidermek için akıllı ve hikmet­li davranmak gerekir. Bu tür basit ihtilaf örneklerine aşağıdaki hadisler işa­ret ediyor:

Enes b. Malik'ten: "Rasulullah(s.a.v.) bazı kadınlarının yanındaydı. Rasulullah'ın bulunduğu eve mü'minlerin annelerinden biri bir tabak yemek gönderdi. Evinde bulunduğu kadın hizmetçinin elinde bulunan tabağa vurdu ve tabak kırıldı. Rasulullah tabak kırıklarını topladı sonra da tabağın içinden yere dökülen yemeği toplayarak: Anneniz kıskandı, buyurdu. Sonra Rasu­lullah, tabağı kıran kadın kendi yanından bir tabak getirinceye kadar hizmet­çiyi bekletti. Sağlam tabağı, tabağı kırılana, kınlan tabağı da tabağı kırana verdi.[578]

İbn Abbas (r.a.) 'dan rivayetle: "Rasulullah (s.a.v.) hanımları hakkında Allahu Teala'nın: 'Eğer tevbe ederseniz kalbleriniz söz dinledi demektir' buyurduğu iki kadının kimler olduğunu Ömer bin Hattab'a sormak isterdim. Nihayet Ömer (r.a.) hac etti. Ben de onunla beraber haccettim. (Ömer:) Biz, Kureyş topluluğu kadınlara hükmeden bir kavim idik. Ensar'ın yanına geldi­ğimizde onları, kadınları onlara hükmeden bir kavim bulduk. Bundan sonra bizim kadınlarımız da Ensar kadınlarının huyunu almaya başladılar. Bir gün karıma kızdığımda bana karşılık verdi. Bana karşı söz söylemesini men1-ettim. Karım: 'Benim sana karşılık vermemi neden men'ediyorsun? Vallahi Rasulullah (s.a.v.)'in zevceleri bile ona karşılık veriyorlar. Onlardan biri bü­tün gün akşama kadar kendisini terkediyor,' dedi. Bundan korktum ve ona:

'Onlardan bunu yapan hüsrana uğramıştır' dedim. Sonra elbisemi toparla­dım, inerek Hafsa'nın yanına girdim. Ona: 'ya Hafsa! Sizden biri Rasulul-lah'a bir gün geceye kadar kızıyor mu?' diye sordum. Hafsa: 'Evet', dedi. Ben de: 'Hüsrana uğradın', dedim."[579]

Aişe (r.a.)'dan rivayetle: "Rasulullah (s.a.v.) bana: 'Ben senin benden razı olduğunu veya bana kızgın olduğunu bilirim1, buyurdu. Ben de: 'Bunu nereden bilirsin?' dedim. Rasulullah: 'Benden razı olduğun zaman 'Muham-med'in Rabbi hakkı için böyle değildir' dersin; bana kızgın olduğun zaman da: İbrahim'in Rabbi hakkı için böyle değildir' dersin1, buyurdu. Ben: 'Valla­hi doğru ya Rasulullah, fakat yalnızca ismini terkederim' dedim."[580]

Burada müsamaha ve yüzü çevirme ile öğüt arasında, kızma ile güzel bir şekilde uzaklaşma arasındaki çözüm farklılığının nasıl olduğunu görü­yoruz. Öğüde gelince bazen yumuşak bazen de sert olabilir. Ama en güzeli dolaylı bir şekilde yumuşak olanıdır. Sert Öğüte gelince, biz bununla ciddi bir şekilde üzerinde durarak gözden geçirmeyi kasdediyoruz...

Güzel bir şekilde uzaklaşmaya gelince, bu herhangi bir kötülük sebe­biyle olan kızma türüdür. Bu aynı zamanda arkadaşının kendi nefsini kontrol etmesi için sessiz bir uyarı ve çağrıdır. Rasulullah (s.a.v.) bir müslümanın müslüman kardeşinden üç günden fazla uzaklaşmamasını emrediyor: "Bir kimsenin üç geceden fazla kardeşinden uzak kalması helal değildir..."[581]

Genel olarak müslümanlar arasında en fazla uzak kalma olayı bu olunca eşler arasındaki uzaklaşma .olayı bundan daha kısa süreli olmalıdır. Daha önce Rasulullah (s.a.v.)'in Hz. Aişe'nin hatalarına karşı uyguladığı çözüm örneklerini görmüştük. Rasulullah, hatasından dolayı Hz. Aişe'ye en fazla "anneniz kıskandı" demişti. Belki de Rasulullah, arkadaşları gittikten sonra ona yumuşak bir şekilde Öğüt vermiştir. Karı ve koca birbirlerine kızabilir­ler, ama bu kızgınlık bir gün ve geceyi aşmamalıdır. Kızgınlık güzel bir şe­kilde bir tür uzaklaşmaya sürükleyebilir. Nitekim bunun örneğini Rasulul­lah'la Aişe arasında ihtilaf olup da Aişe'nin buna kızmasından görmüştük. Aişe'nin kızması Rasulullah'ın ismini söylememekten ileri gitmemiştir.

İkinci derecede ihtilaf:

İhtilafın müsamaha gösterilmesi zor olan öz bir mesele etrafında olma­sı. Bu durumda çözüme kavuşturmak için en etkili yollara başvurulur. Bun­lardan bazıları: [582]


A-) Bir Akraba Ya Da Arkadaşın Aracı Olmasını İsteme



Aracı isteme üzerine bazı uygulamalı örnekler:

Cabir b. Abdullah'tan: "Ebu Bekir, Rasulullah'ın yanına girmek için izin istedi. İnsanları kapının önünde beklerken buldu. Onların hiç birine gir­meleri için izin verilmemişti. Ebu Bekir (r.a.)'a izin verildi. Sonra Ömer izin istedi, ona da izin verildi. Rasulullah'ın hanımlarını etrafında oturmuşlar, suskun ve üzüntülü bir şekilde buldu. Ömer 'Allah'a yemin olsun ki, bir şey söyleyerek Rasulullah'ı güldüreceğim', diyerek şöyle dedi: 'Ey Allah'ın Ra-sulü, Harice'nin kızını bir görseydin! Benden nafaka istedi. Ben de kalktım onun boğazını sıktım1. Bunun üzerine Rasulullah güldü ve: 'Gördüğün gibi etrafımda bulunanlar benden nafaka istiyorlar', dedi. Ebu Bekir kalkarak Ai­şe'nin, Ömer de Hafsa'nın boğazım sıkmaya kalkışmışlar. İkisi de: 'Rasulul-lah'ın yanında bulunmayan bir şey mi istiyorunuz?' dediler. Kadınları 'Al­lah'a yemin olsun ki, kesinlikle bir şeyi istemiyoruz1, dediler..."[583]

Abdullah b. Amr'dan: "Babam beni soylu bir aile kadınıyla evlendirdi ve her zaman geçimimiz hakkında göz kulak olup gelininden kocası hakkın­da sorguda bulunuyordu. Karım da: 'Abdullah erkekler arasında güzel bir kocadır; ben ona geldiğimden beri aile döşeğimizi araştırıp yoklamadı', de­miştir. Babam Amr'm bu konudaki araştırması uzayınca nihayet Peygamber (a.s.)'a oğlunun bu durumunu bildirdi. Peygamber (s.a.v.): 'Abdullah'ı bana getir1, buyurdu. Abdullah der ki: 'Rasulullah'ın yanına gittiğimde: 'Ey Ab­dullah! Sana gündüz orucunu ve gece namazını haber vermedim mi?' diye sordu. Abdullah: 'Evet, ey Allah'ın Rasulü!' Rasulullah: 'Böyle yapma! Oruç tut ve iftar et, gece kalk ve uyu. Vücudunun senin üzerinde hakkı vardır, göz­lerinin senin üzerinde hakkı vardır, ailenin senin üzerinde hakkı vardır, ziya­retçinin senin üzerinde hakkı vardır', buyurdu."[584]

Avn b. Ebi Cuhafe babasından rivayetle: "Rasulullah (s.a.v.) Selman ile Ebu Derda'yı kardeş yapmıştı. Selman Ebu Derda'yı bir gün ziyaret etti. Üm-mü Derda'yı eski bir elbise içinde perişan gördü ve: 'Bu ne haldir?' diye sor­du. O da: 'Kardeşin Ebu Derda'nın dünyada bir işi yoktur', dedi. Bu sırada Ebu Derda geldi... Selman ona: 'Senin üzerinde Rabbinin hakkı vardır, ken­dinin de hakkı vardır, ailenin de hakkı vardır. Her hak sahibine hakkını ver­melisin', dedi. Bunun üzerine Ebu Derda Rasulullah'a gelerek bunu ona an­lattı. Rasulullah(s.a.v.): 'Selman doğru söylemiştir', buyurdu."[585]

Misvar b. Mahreme'den: "Ali, Ebu Cehil'in kızına evlenme teklifinde bulundu. Bunu Fatıma duydu ve Rasulullah'a giderek: 'Kavmin seni kızların için kızmadığını sanıyor. İşte Ali, Ebu Cehil'in kızım nikahlıyor1, dedi. Bu­nun üzerine Rasulullah, ayağa kalkarak şöyle konuştu: 'Şüphesiz ki Fatıma benden bir parçadır. Ona kötülüğün dokunmasını hoş karşılamam. Allah'a yemin olsun ki, Rasulullah'm kızıyla Allah'ın düşmanının kızı bir erkekte toplanamaz'. Bunun üzerine Ali, onu istemekten vazgeçti."[586]

Yine aracılık genellikle bir tarafın isteği üzere olur. Ancak bazı durum­larda tarafların yakınlarından birine ihtilaf meselesi ulaşınca kendisi aracı olmayı tercih eder. İşte gelen olay bunun örneğidir.

İbn Abbas'tan: "Berire'nin kocası, Muğiy denilen bir köleydi. (Berire'yi çılgınca severdi). Hâlâ gözümün önünde görür gibiyim. Muğiy ağlayarak ve göz yaşları sakalına dökülerek Berire'nin arkasında ağlar dururdu. Rasulul­lah (s.a.v.) onun hanımına: 'Ona dönsen keşke', dedi. Kadın: 'Bana emredi­yor musun ey Allah'ın Rasulü?' dedi. Rasulullah (s.a.v.): 'ben sadece aracı­yım', dedi. Kadın: 'Benim ona ihtiyacım yoktur', dedi."[587]

Eşler arasındaki şeylerin korunan bir sır olması ve aralarındaki ihtilaf­ları taraflardan birinin yakınının müdahalesine yer bırakmadan kendi arala­rında çözüme kavuşturulması gerektiği kanaatindeyiz. Eşler arasındaki var olan ihtilafları evin duvarları arasında giderme en iyi, en kolay ve en gizli yoldur... [588]


b-) Bazı Haklardan Ödün Verme



Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Ve eğer bir kadın, kocasının huysuzluğundan, yahut kendisinden yüz çevirmesinden korkarsa, anlaşma ile aralarını düzeltmelerinde ikisine de günah yoktur. Barış daima iyidir. Zaten nefisler cimriliğe hazır duruma geti­rilmiştir. Eğer güzel geçinir, (kötülükten) sakınırsanız, Allah yaptıklarınızı haber alır." (Nisa, 128).

Ayet-i kerimede varid olan anlaşma Hz. Aişe'nin rivayet ettiği şu anlaş­madır:

"Eğer bir kadın, kocasının huysuzluğundan, yahut kendisinden yüz çevirmesinden korkarsa". Kadın kocasının yanında olur ve kocası ona fazla rağbet etmezse, onu boşamak ve başkasıyla evlenmek ister. Kadın ona: Beni yanında tut ve boşama sonra başkasıyla evlen. Benim geçimimi sağlamakta ve nafakam hususunda özgürsün. Zira Allahu Teala şöyle buyuruyor: "An­laşma ile aralarını düzeltmelerinde ikisine de bir sakınca yoktur. Barış daima iyidir."[589]

Bu dediğimiz gibi sadece bir örnektir. Ama âyet evlilik akdini koruya­cak ve arasındaki barış ya da anlaşma akdinin mümkün olacağına işaret edi­yor. Fakat bu erkek ya da kadın tarafından bazı haklardan ödün verilebilecek özel şartlarladır. Erkek kadın bazı haklarından ödün verebilir. Kadın erkeği istemeyip ondan ayrılmak isterse erkekte bazı ödünler verebilir. Mesela, cinsel faydalanmadan ödün verebilir. Ya da toplumsal ve siyasi işlere kadı­nın katılması veyahut mesleki çalışmada bulunması için ev işlerinin yürütül­mesindeki bazı sorumluluklardan onu muaf tutabilir... [590]


c-) Uzun Süre Uzak Durma:



Rasulullah'la hanımları arasındaki nafaka hususundaki ihtilaf buna ör­nektir. Rasulullah, tam bir ay hanımlarından uzak kalmaya başvurmuştur. Bu da Ömer ve Ebu Bekir'in aracılığına başvurmadan sonra olmuştur. Bu uzak kalma Rasulullah 'a ve hanımlarına zor gelmiştir.

Ömer b. Hattab'dan: "Ensar'dan bir komşum ile beraber Beni Ümeyye b. Zeyd semtinde oturuyordum. Burası Medine'nin yakınlarında bir yerdir. Bir şeyler öğrenmek ümidiyle Rasulullah'a nöbetleşe giderdik. Bir gün o iner, bir gün ben inerdim. Yeni nazil olmuş vahiyleri birbirimize aktarırdık. Arkadaşım nöbeti sırasında indi. Dönüşünde kapımı sert bir şekilde çalarak: Burada mı? diye sordu. Fena halde ürktüm. Yanma çıktım. 'Büyük bir olay oldu. Rasulullah, kadınlarından ayrıldı1, dedi. Ömer (r.a.) der ki: 'Ben zaten böyle bir şey bekliyordum. Sabah namazını kılınca giyinip kuşandım. Sonra Medine'ye inip Hafsa'nın yanına girdim. Baktım ki ağlıyor. Rasulullah sizle­ri boşadı mı?' diye sordum. 'Bilmiyorum' dedi. Ondan sonra Rasulullah'ın yanına girdim. Ayaküstü durur bir halde: 'Kadınlarını boşadın mı?1 diye sor­dum. 'Hayır' diye buyurdu. Bunun üzerine ben de 'Allahu Ekber' demişim." Müslim'in rivayetine göre, Rasulullah, kadınlarından bir ay ya da yirmi dokuz gün uzak kaldı."[591]

Bu olayda muhtelif durumların ortaya çıktığını görüyoruz: Rasulullah'ın kendisinden ısrarla daha fazla nafaka isteyen kadınlarının konumuna karşı sabretmesi ve meseleyi iyilik ve yumuşaklıkla çözmeye başlaması. Ri-salet sahibinin üzerinde bulundurması gereken yüce davranış ile bağlantılı olan önemli bir mesele karşısındajcadınlannın tutumlannı hoş karşılama­masına rağmen onlarla beraber olmayı arzulaması... [592]


d-) Hakem Tutma:



İhtilaf şiddetlenir ve önceki yöntemler yetersiz kalırsa, eşler ya da veli­leri hakem tutmaya başvururlar. Hakem olayına şu âyette işaret ediliyor:

"Eğer karı-kocanın aralarının açılmasından korkarsanız, erkeğin aile­sinden bir hakem gönderin. Barıştırmak isterlerse Allah aralarını bulur; şüphesiz Allah her şeyi bilen, her şeyden haberdar olandır." (Nisa, 35).

Hafız İbn Hacer, tefsirinde özetle şöyle diyor:

"Karı ile kocanın işleri zorlaşır ve husumet uzarsa, hakim kadının ve er­keğin ailesinden birer güvenilir kişi gönderir. Bunlar bir araya gelerek o iki­sinin durumu üzerinde düşünür ve maslahatlarına uygun bir şekilde ya ayı­rırlar, ya da birleştirirler. Fakat kanun koyucu, burada birleşmeyi daha uy­gun görerek: 'Bunlar barıştırmak isterlerse Allah aralarını bulur' buyurur. Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas'tan rivayetle şöyle demiştir: Şanı Yüce Allah, erkeğin akrabasından salih bir erkeği, hanımın akrabasından da onun gibi bir erkeği göndermelerini ve bu iki kişinin hangisinin kötülük yaptığını araştır­malarını emretmektedir. Eğer kötü davranan erkek ise, hanımını ondan uzak tutarlar. Ona nafaka vermeyi emrederler. Kötülük yapan kadın ise, onu koca­sının dediğini yapmaya mecbur tutar ve nafakadan da mahrum ederler. Şayet her iki hakem, onları ayırmayı ya da bir arada tutmayı kararlaştınrlarsa bu da caizdir. Hakemler onları bir araya getirmek istedikleri halde karı kocadan herhangi birisi buna razı iken öteki istemeyecek olur, sonra da bunların birisi ölecek olursa buna razı olan, razı olmayan mirasçı olur, ancak bunu isteme­yen razı olandan miras alamaz... Hz. Ali'ye bir kadının kocasıyla birlikte geldiğini gördüm. Bunlardan her birisi ile birlikte bir grup insan vardı. Bu taraf bir hakem, öbür tarafta bir hakem tutardı. Hz. Ali her iki hakeme: Göre­vinizin ne olduğunu biliyor musunuz? Eğer onları bir araya getirmeyi uygun görürseniz getiriniz', dedi. Bunun üzerine kadın şöyle dedi: 'Allah'ın kitabın­daki hükmü lehimde veya aleyhimde olsun, kabul ediyorum'. Erkek ise 'Yalan söyledin. Allah'a yemin ederim, Allah'ın kitabındaki hükme lehinde veya aleyhinde olsun razı olmadığın sürece buradan ayrılamazsın1 dedi."

Kurtubî tefsirinde şöyle diyor:

"Alimlerin hepsi, 'eğer korkarsanız' âyetindeki hitabın hakemlere ve emirlere olduğunu belirtmişlerdir. 'Bunlar barışmak isterlerse Allah araları­nı bulur' Yani iki hakem. Bu, İbn Abbas, Mucahid ve diğerlerinin görüşüdür. Yani iki hakem aralarını düzeltmek isterlerse Allah eşlerin arasını bulur. 'Eğer korkarsanız' âyetindeki hitabın, velilere olduğunu söyleyen olmuştur. 'Eğer korkarsanız' yani eşler arasındaki ihtilafı bilirseniz 'erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin1 hakemler kadının ve er­keğin ailesinden başka olamazlar. Zira eşlerin durumunu en iyi bilenler on­lar oldukğu için hallerini iyi görüp gözetir ve adaletli davranırlar. Ailelerin­den iki hakem bulunmazsa, adil ve alim olan başka iki hakem aralarını bul­mak için gönderilir."

Yüce Mevla'nın emrettiği bu metoda talak ve ayrılma olmadan önce müslümanlann sarılması ne güzeldir. Böylece umulur ki hakemler hayırlı olan barışa muvaffak olurlar. [593]


Dövme Hakkı



(Kadının baş kaldırmasını düzeltmek için meşruluk düzeyi) Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Başkaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları ya­taklarda yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür." (Nisa, 34).

Buharı, Nikâh Kitabı'nın "Kadınlara vurmada hoşa gitmeyen şeyler" babında "onları dövün" âyetini zikretmiştir.

Bir çokları bu konuyu dillerine dolamışlardır. Bu mesele, eşler arasın­daki ihtilafı çözmedeki vesilelerden biridir. Dövme vesilesini aşağıdaki yaklaşımlar kapsamına koymak gerekir:

Bu konuyla ilgili âyet mücmel olarak gelmiş olsa da, sünnet nasslar bu tür terbiye etmeye uygun olan durumları açıklayacak biçimde gelmiştir. Bu durumlar yüksek derecede günaha ulaşan durumlar olup bunu fahişelik diye isimlendirmek de mümkündür. Erkeğe son derece eziyet veren çirkin söz ve çirkin fiil bunlardandır. Kocası hoş karşılamadığı halde erkeklerin eve girmesine müsamaha ederek onlarlar beraber oturması gibi.

Cabir (r.a.)'dan: "Rasulullah (s.a.v.), (arefe günü) şöyle buyurdu: 'Ka­dınlar hakkında Allah'tan sakının. Çünkü siz onları Allah'ın emaniyla aldı­nız ve onları Allah'ın kelimesiyle kendinize helal kıldınız. Döşeklerinize, sevmediğiniz bir kimseye ayak bastırmamaları sizin, onlar üzerindeki hak­kınızdır. Bunu yaparlarsa onlara zarar vermemek şartıyla dövün..."[594]

Süleyman b. Amr b. Ahvas'dan: "Rasulullah'la beraber veda haccına katılan babam bana şöyle anlattı: 'Rasulullah (s.a.v.) Allah'ı hamd ve sena ettikten sonra şöyle buyurdu: 'Kadınlara iyi davranın. Çünkü onlar, sizin ya­nınızda esirdirler, apaçık fahişelik getirmeleri dışında onlara bundan başka bir şey yapmaya malik değilsiniz. Eğer apaçık fahişelik yaparlarsa onları ya­taklarında yalnız bırakın, itaat ederlerse aleyhlerinde bir yol aramayın. Bili­niz ki sizin, kadınlarınız üzerinde hakkınız vardır, kadınlarınızın da üzeri­nizde hakları vardır. Sizin, kadınlarınız üzerindeki hakkınız; döşeklerinize, sevmediğiniz bir kimseyi ayak bastırmaması ve hoşlanmadığınız bir kimse­ye eve girmesi için izin vermemesidir. Kadınlarınızın sizin üzerindeki hakkı ise, yiyecekleri ve giyecek konusunda onlara iyi davranmanızdır."[595]

Şeriat, kanunlarını farklı zaman ve çevreleri, çeşitli şahıslan kapsaya­cak bir şekilde koyuyor. Bu farklılık gerek kültür düzeyinde gerekse uygar­lık düzeyinde büyük farklılık gösteriyor. Araçların uygun oluşu bir yönden çevreyle, diğer bir yönden ferdin ahlâk ve düşünce düzeyiyle bağlantılıdır. Bir çevreye ve ferde uygun olan ve faydalı sonuçlar veren araçlar başka bir çevreye ve ferde uygun olmayarak zararlı sonuçlar verebilir.

- Bazı çevrelerde eşler arasında bazen yaş farklılığı olur ve bu farklılık kocayı, kadını kendi kızını ve öğrencisi düzeyine indirebilir. Burada dövme olayı babanm ya da eğitici öğretmenin terbiye etme gayesiyle dövmesine benzeyebilir. Ama kadın akli olgunlukta yüksek bir dereceye ulaşmışsa, bu durumda dövme itaatsizliği giderme aracı olamaz.

Dövmenin mubah olduğunu ifade eden şer'i nasslann yanında, dövme­den kaçınmayı teşvik eden diğer nasslarda vardır:

Aişe (r.a.)'dan: "Rasulullah (s.a.v.), hiç kimseyi dövmedi; ne bir kadını ne de bir hizmetçiyi. Ancak Allah yolunda yaptığı cihad başka..."[596]

İyas b. Abdullah'dan: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: 'Al­lah'tan emanet olarak aldığınız kadınlara vurmayın'. Bunun üzerine Ömer, Rasulullah'a gelerek: 'Kadınlar kocalarına itaat etmemeye başladı", dedi. Ra­sulullah dövülmelerine izin verdi..."[597]

Bütün bunlardan şu sonuç çıkıyor: Dayak, başvurulması gereken bir ihtiyaç anında ve faydalı sonuçlar elde edilecekse olmalıdır. Faydalı sonuç­lan, daha önceden de belirttiğimiz gibi çevre şartlan, dövenin ve dövülenin akli ve ahlâki düzeyleri, dövmeye iten hatanın türü belirler... Yani bir arap atasözünün dediği gibi "dayak en son çözümdür."

Kanun koyucu, imkân Ölçüsü dahilinde dövme unsurundan uzak dur­mayı teşvik etmekle birlikte ihtiyaç duyulduğu zaman yapılacak dövmenin şiddetini hafifletmek için kurallar koymuştur:

Birinci kural: Dövme nazik olmalı:

Abdullah b. Zem'a Rasulullah'ın şöyle konuştuğunu işitmiştir: '(Kadın­ları zikretti (onlar hakkında öğüt verdi [598]ve şöyle buyurdu:) "Sizden biri kadınına köle celdesi gibi celde vuruyor ve belki de gününün sonunda onun yatağına yatıyor..." Bir rivayette ise[599] "Sizden biri kadınına hayvana vurar gibi niçin vuruyor? Sonra belki de onunla kucaklaşıyor."[600]

Hadis, bu aracın eşler arasındaki ilişkinin tabiatıyla bağdaşmadığını, çünkü onların son derece birbirleriyle sevgi ve yakınlık bağlannın bulundu­ğunu ve dövmenin de ancak özel hallerde olacağını gösteriyor. Burada köle teşbihin de maksadın cahiliye döneminde cereyan edenler olduğuna dikkat çekmek isteriz. îslamdaki köleliğe gelince, onun saygınlığı ve bir çok hakla-n vardır; işte bunun Örnekleri:

Ebu Zer el-Gıfari'den: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: 'Kar­deşleriniz hizmetçilerinizdir. Allah onları sizin elinizin altına vermiştir. Ki­min elinin altında kardeşi varsa ona yediğinden yedirsin, giydiğinden giy­dirsin, güç yetiremediklerini onlara yüklemeyin."[601]

Ebu Hureyre'den: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: 'Sizden biri kölem, cariyem, demesin. Kız çocuğum, oğlum, desin. (Müslim'in rivayetinde: "Hepiniz Allah'ın kulusunuz ve bütün kadınlarınız Allah'ın emane­tidir)."[602]

Hilal b. Yesaf dan: "Bir ihtiyar acele ederek kölesine tokat vurdu. Bu­nun üzerine ona Suveyd b. Mukarrin şunları söyledi: Yüzünün yanından başka yer bulamadın mı? Vallahi ben kendimi Mukarrin oğlunun yedincisi gördüm. Yalnız bir hizmetçimiz vardı. Küçüğümüz onu tokatladı da Rasu-lullah bize onu azad etmemizi emretti.[603]

Köle ve cariyelerin durumu böyle olunca kadınları artık siz düşünün. ikinci kural: Yüze vurmaktan kaçınma:

Muaviye b. Hayda'dan: "Rasulullah'a 'bizden birinin üzerine kadının hakkı nedir?" diye sordum. Şöyle cevap verdi: 'Yediğinden yedirmen, giydi­ğinden giydirmen, yüzüne vurmaman, kötü davranmaman ve evden uzak-laştırmaman1, buyurdu."[604]

Bu hadis iki edebi içeriyor. Birincisi: Yüze vurmaktan kaçınma. Çünkü yüze vurma insanın onurunu en fazla kinci bir şeydir. İkincisi: Her durumda küfür ve hakaretten kaçınma. Tabii bu dövme durumunu kapsıyor. Şu hadis de bunu te'kid ediyor: "Müslümana küfretmek fısktır.[605]

Küfretme, çoğunlukla tepkinin aşırı olduğu hallerde çıkar. Aynı za­manda tepki küfürü besliyerek şiddetli dövmeye götürür. Küfür etmenin ya­saklanması, tepkiyi kontrol etme anlamına gelir. Tepki kontrol altına alınır­sa dövmede naziklik sağlanır.

Üçüncü kural: Erkek karısını döverken araya girmek menduptur:

Hayırlı İşlerde aracı olma, şeriatta menduptur. Buradaki hayrın tepkisi­ni kontrol altına almak için müslümana yardımcı olma olduğunu sanıyoruz. Böylece müslüman kanun koyucunun yasakladığı sövme ve şiddetli dövme gibi yasaklardan kaçınır. Ama "Erkek karısını dövmesinden dolayı sorumlu değildir" hadisine gelince bu zayıf bir hadistir.[606]

Dövme konusunda alimlerin bazı görüşlerini aktaralım:

Cassas diyor ki: "İbni Cüreyc'in Ata'dan rivayetine göre: Kırbaç ve benzeri şeylerle şiddetli vurulmayan dayakların dışındakiler şer'an yasaktır.[607]

İbn Hazım diyor ki: "Kadının dövülmesi, acı vermeyecek, kırmayacak, yaralamayacak, eti zedelemeyecek şekilde olmalıdır... Kanun koyucu döv­meyi mubah kılmış; ancak yaralamayı, kemikleri kırmayı, eti ezmeyi mubah kılmamıştır. Allahu Teala şöyle diyor: "Hürmetler (dokunulmazlıklar) kı-saslıdır. Haksız yere kadına saldırmışsa ona kısas vardır.[608]

Hafız İbn Hacer diyor ki: "Terbiye edilmesi için illa da dövme gereki­yorsa bu aşırı nefrete sebep olmayacak şekilde hafif olmamalıdır. Tehdit ve benzeri şeylerle yetinmek daha iyidir...[609]

Şeyh Dureydi diyor ki: "Dövme olmaksızın kadının itaatsizliğini bırak­mayacağı bilinse dahi incitici bir şekilde dövme caiz değildir. Eğer dövme olayı vukubulursa, kadın serbest olup kısas isteyebilir. Bu, Allahu Teala'nın şu sözünde varid olmuştur: "Göze göz, dişe diş vardır"[610]

Şevkani diyor ki: "Bu babtaki hadisin zahirine göre, kadınları dövme ve yataklarından ayrılma caiz değildir. Ancak apaçık fahişelik yapmaları bu­nun dışındadır. Bunun dışında başka bir sebep yoktur. Kadınları dövme ko­nusunda kesin yasak varid olmuştur."[611]

Üçüncü derecede ihtilaf:

Bu, derecelerin en şiddetlisi olup örnekleri şunlardır:

a) Taraflardan birindeki aşırı hoşgörüsüzlük. Şiddet ve nefret sebebiyle beraber olmanın imkânsız hale gelmesi. Bunu Sabit b. Kays'ın karısı, şu söz­leriyle açıklıyor: "Ona güç yetiremiyorum", "Ben küfürden korkuyorum".

İbn Abbas'tan: "Sabit b. Kays'ın karısı Rasuluîlah'a gelerek: 'Ey Al­lah'ın Rasulü! Ben küfürden korkuyorum (başka bir rivayette: 'Ona güç yeti­remiyorum'), dedi. Bunun üzerine Rasulullah: 'Ona bahçesini geri verir mi­sin?1 diye sorduğunda 'evet', dedi. Ona bahçeyi verdi Rasulullah ayrılmasını

emretti."[612]

b) Taraflardan birinin diğer taraf üzerinde kökleri derin olan fıtri zaafı-yetîn varlığını keşfetmesi. Kendisinin noksanlığını itiraf etmesine gerek kalmadan bütün tasarrufları zehirleyen zaaf:

İbn Abbas'tan: "Bir adam gelerek: 'Ey Allah'ın Rasulü! Nikâhım altında bir kadın var; dokunan ele cevap vermiyor', dedi. Rasulullah: 'Onu boşa, buyurdu."[613]

c) Taraflardan birinin zina yaparak eşine ihanet etmesi:

Sehl b. Sa'd es Saidi'den: "Ensar'dan bir adam Peygamber (s.a.v.)'e ge­lerek: 'Ey Allah'ın Rasulü! Bir adam karısının yanında birini bulursa, öldü­rür mü; ne yapar?' dedi. Allah onun hakkında lanetleşenlerin durumunu Ki-tab'ında indirmiştir. Rasulullah şöyle buyurdu: 'Allah, senin ve kadının hak­kında hüküm verdi. Mescidde lanetlesin ben de buna şahitlik edeyim. (Lianı bitirdiklerinde adam: 'Ey Allah'ın Rasulü! Ben yalan söyledim, kanmı nikâhım altında tutsam', dedi. Rasuîullah kendisine emretmeden karısını üç defa boşadı. Lanetleşme bittiğinde Rasulullah'ın huzurunda karısından ay-nldı."[614]

Eşler arasındaki ihtilaf bu dereceye ulaşırsa ayrılmaktan başka çözüm yoktur. [615]


~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

[560] Buhari, 11/162. Müslim, 4/178.

[561] Buhari, 1/90. Müslim, 3/34.

[562] Tirmizi: Hadis no: 2037.

[563] Müslim, 8/138.

[564] Ebu Davud, Hadis no: 1906.

[565] Müslîm, 4/178.

[566] Bkz: Kurtubi Tefsiri, Nisa suresi 35. ayet.

[567]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/167-170.

[568] Ebu Davud, Hadis no: 1998.

[569] Fethu'l-Bari, 11/277.

[570]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/170.

[571] Buhari, 11/408.

[572] Buhari, 11/91.

[573]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/170-171.

[574] Buhari, 12/378.

[575] Mecmu'uz Zevaid: 4/267.

Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/171.

[576] Buhari, 14/361. Müslim, 5/87.

[577] Buhari, 14/322. Müslim, 5/88.

[578] Buhari, 11/237.

[579] Buhari, 11/188. Müslim, 4/190.

[580] Buhari, 11/239. Müslim, 7/135.

[581] Buhari, 13/108. Müslim, 8/9.

[582]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/171-174.

[583] Müslim, 4/187.

[584] Kitabu Fedailil Kur'an: 11/472, 5/112.

[585] Buhari, 5/112.

[586] Buhari, 8/85.

[587] Buhari, 11/328.

[588]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/175-176.

[589] Buhari, 11/216. Müslim, 8/241.

[590]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/176-177.

[591] Buhari, 11/189. Müslim, 4/193.

[592]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/177-178.

[593]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/178-179.

[594] Buhari, 11/319. MüsIim, 4/41.

[595] Tirmizi: Hadis no: 929.

[596] Müslim, 7/80

[597] Ebu Davud, Hadis no; 1879, Fethu'I-Bari,ll/215.

[598] Parantez içerisindeki Müslim'in rivayeti.

[599] Buhari, 13/73.

[600] Buhari, 10/333. Müslim, 8/154.

[601] Buharı, 6/100. Müslim, S/93.

[602] Buhari, 6/104. Müslim, 7/74.

[603] MüBİim, 5/91.

[604] Ebu Davud, Hadis no: 1875.

[605] Buhari, 13/74.

[606] Bkz: Camiu's-Sağir, No: 6365.

[607] Cassas, Ahkâmu'l Kur'an'i: 2.

[608] Muhalla, İbni Hazm:10/41.

[609] Fethu'l-Bari, 11/215.

[610] Serhu Durdeyri: 2/401. Hevahibil Celil 4/195.

[611] MeyluT Evtar: 7/412.

[612] Buhari, 11/320.

[613] Nesai, Hadis no: 3242.

[614] Buhari,l 1/376. Müslim, 4/205.

[615]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/179-184.
Şatibi
Mesaj Panosu Yöneticisi
Mesaj Panosu Yöneticisi
 
Mesajlar: 2468
Kayıt: Pzt Şub 15, 2010 7:41 pm

Dön İslamda Evlilik Hayatı

 


  • Benzer Konular
    Cevaplar
    Görüntüleme
    Son mesaj

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir