Eşler Arasında Karşılıklı Haklar
Birincisi: Temel hak; gözetme hakkı.
AİLEDE KADININ konumu, eşler arasındaki karşılıklı hakları sunduğumuz zaman ortaya çıkacaktır. Bu, Allahu Teala'nın muhkem kitabında zikrettiği o misakla hükme bağlanan korunan yüce bir konumdur: "Onlar sizden sağlam bir misak aldılar".[189]
Giriş:
Değerli okuyucu, eşler arasındaki karşılıklı hakların, nasslardan bazen umumi (genel) bazen de tafsili (detaylı) olarak varid olduğunu görecektir. Kadın ve erkeğin haklarını eşit olarak koruyan umumi nasslardan önemli bir noktayı açıklamak istiyoruz; tafsili nasslar, umumi nasslar kapsayıcıdır. Tafsili nasslar üzerinde durarak sadece bunları şeriat kabul etmek ve umumi nasslardan gafil kalmak doğru değildir. Biz, umumi nasslar üzerinde biraz durduğumuz ve içeriği hakkında biraz yoğunlaştığımız zaman tafsili nass-larda belirtilmeyen birçok hakkın yer aldığı görüyoruz.
Tafsili nasslar, herhangi bir alanda çok olsa da bunları o alana bağlayan bir sebebin olması gerekiyor. Kadının kocasına itaat etmesi alanında nassla-rın çoğunun Medine toplumunda yaygın olan Ensar kadınlarının baskısı, sorununa döndüğünü görüyoruz. Bu konuda Hz. Ömer şöyle diyor: "Kadınların kendilerine hakim olduğu bir toplum..." Durum böyle devam ettiği sürece Hz. Peygamber'in o kadınları kocalarına itaata teşvik etmesinde şaşılacak bir şey yoktur.
Eşit haklar:
Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Erkeklerin kadınlar üzerinde bulunan hakları gibi, kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır. Erkeklerin, kadınlar üzerindeki hakları, bir derece fazladır. Allah azizdir, hakimdir." (Bakara, 228).
Bu âyet-i kerime, kadınların görevlerinin olduğu gibi haklarının da olduğunu belirtiyor. Yani her bir kadının hakkı olduğu gibi bunun karşılaştığında, her bir erkeğin de hakkı vardır. Dolayısıyla haklar eşittir. Bu konuyla ilgili detaylı açıklamalar inşallah ile ileride gelecektir.
Taberi âyetin tefsîriyle ilgili çeşitli rivayetler naklediyor:
Bazıları şöyle diyor: (Kocalarına itaat emelerinin gerektiği gibi onlara iyi davranmaları, güzel arkadaşlık etmeleri gerekir.)
Dahhak diyor ki: "Allah'a itaat eder ve kocalarına itaat ederlerse kocalarının da onlara iyi davranmaları, eziyet etmemeleri ve nafakalarını imkânları oranında sağlamaları gerekir."
İbni Zeyd'den: "Onların sizin hakkınızda Allah'tan sakındıkları gibi sizin de onlar hakkında Allah'tan sakınmanız gerekir."
Diğerleri de şöyle diyor: "Onların kocalarına karşı süslenmeleri ve iyi görünmeleri gerektiği gibi kocalarının da onlaara karşı aynı davranışta bu-lunmsı gerekir."
İbn Abbas'tan rivayetle diyor ki: "Kadınıma karşı süslenmeyi sevdiğim gibi onun da bana karşı süslenmesini seviyorum. Nitekim Allahu Teala şöyle buyuruyor: 'Erkeklerin kadınlar üzerinde bulunan hakları gibi kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır."
Taberi, o rivayetlerden şunu seçiyor: "Her birinin diğer birine zarar vermeyi bırakmaları gerekir."
İmam Muhammed Abduh, bu âyetin tefsirinde şöyle diyor: Bu, bir cildin dahi özetlemeyeceği çok güzel bir ifadedir. Bu,'Erkeklerin, kadınlar üzerindeki haklan, bir derece fazladır' âyetinin ifade ettiği tek durum hariç kadın ve erkeğin bütün haklarda eşit olduğunu kaydeden genel bir kaidedir. Allahu Teala, kadın ve erkeğin, insanlar arasında ve aileleri içerisindeki ilişkilerde, münasebetlerde uymaları gereken hakları açıklamıştır. İnsanların örflerinde yaşanan şeyler ise onların şeriatlerine, inançlarına ve adetlerine bağlıdır. Bu cümle, erkeğe, kadınıyla olan her alandaki ilişkisinde başvuracağı bir kriter veriyor. Erkek, kadının herhangi bir isteğiyle ilgilendiği zaman kendisinin de buna karşılık bir hakkının olduğunu hatırlatıyor. Bundan dolayı İbn Abbas şöyle diyor: "Kadınımın bana süslendiği gibi ben de ona süsleniyorum. Çünkü bu hususta âyet vardır."
Ayette kasdedilen "misil"den maksat, eşyanın ve şahısların kendisi olmayıp eşler arasındaki karşılıklı haklardır. Çünkü onlar birbirine denktir. Kadının erkeğe karşı yaptığı her bir iş için erkeğin de ona yapması gerekir. Bu iş şahsında karşılığı olmasa da türünde karşılığıdır. Onlar, iş ve haklar yönünden birbirine eşittirler. Yine onlar, kişilik, duygu, şuur ve akıl yönünden birbirine eşittir. Yani onların her biri bir insandır; maslahatını düşünen aklı vardır, kendisine iyi gelen ve mutlu eden şeyleri seven, iyi gelmeyen ve nefret ettiren şeyleri kötüleyen kal,bi vardır. Cinslerden birinin diğerine tahakküm etmesi, kendi çıkarları için kullanarak, zelil ederek köle yapması adalet değildir. Özellikle evlilik akdive zifaftan sonra müşterek hayatta her iki eşin de bir diğerine saygısı olmadan, görevlerini yerine getirmeden mutlu olmaları sözkonusu değildir.[190]
Taberi, "Erkeklerin, kadınlar üzerindeki hakları, bir derece fazladır" âyetinin te'vili ile ilgili çeşitli rivayetler naklediyor:
"Bazıları diyorlar ki: 'Derecenin anlamı; miraz ve cihad da Allah'ın erkekleri kadınlardan üstün tutmasıdır...' Diğerleri diyorlar ki: 'Dereceden maksat; otorite ve itaattir.' Bir diğerleri de diyorlar ki: 'Dereceden maksat; kadına karşı sorumluluğu, üstünlüğü ona hakkını eda etmesi, görevini yerine getirmesidir.1 İbn Abbas'da şöyle diyor: 'Onun üzerinden bütün haklarımı almam ne güzeldir. Çünkü Aîlahu Teala şöyle buyuruyor: 'Erkeklerin, kadınlar üzerindeki haklan, bir derece fazladır."
Sonra Taberi, bu âyetlerin te'viliyle ilgili görüşlerden en uygun olanın İbn Abbas'ın görüşü olduğunu söylüyor. İbn Abbas, burada Allahu Teala'nın zikrettiği "derece"den maksadın; bazı görevlerinden dolayı erkeğin kadınını sıkıştırmaması, hatalarını görmemezlikten gelmesi ve kendisinin kadınına karşı olan görevini eksiksiz yapmasıdır. Çünkü Allahu Teala: "Erkeklerin, kadınlar üzerindeki hakları, bir derece fazladır" âyetinin hemen arkasından: "Erkeklerin kadınlar üzerinde bulunan hakları gibi, kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır" buyuruyor. Sonra kadınlara karşı iyi davranmaları için erkekler görevlendiriliyor... Özellikle de kadınların erkeklerine karşı Allah'ın, yapmalarını istediği görevleri terkettikleri zaman... Bu söz, Allah tarafından bir hatırlatmadır. Sözün zahiri haber durumunda olsa da, anlamı, erkeklerin kadınlara karşı iyi davranmaları isteğidir, işte böylece erkeklerin kadınlara karşı üstünlük dereceleri vardır.
Taberi tefsirinin tahkikçisi Mahmud Muhammed Şakir diyor ki: "Ebu Cafer (Taberi) yazdıklarını öğüt yoluyla yazmamıştır. Aksine, bağlayıcı debi ve burhanla yazmış olup bunu peşpeşe gelen âyetlerin siyakından çıkarmıştır.
Eşit tavsiyeler:
Sonra sari, her iki çifte eşit haklar konusunda eşit tavsiyelerde bulunuyor. Bütün bunlar aralarında sevgi ve şefkati yerleştirmeleri ve birbirlerini en güzel biçimde korumaları ve gözetmeleri için yapılıyor.
Erkeklere yönelik tavsiyeler:Allahu Teala buyuruyor ki:
"Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız, bilin ki hoşlanmadığınız bir şeye Allah, çok hayır koymuş olabilir." (Nisa, 19).
Ebu Hureyre'den: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: 'Kadınlarınıza iyi davranın."[191]
Abdullah b. Cabir'den: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: 'Kadınlarınız hakkında Allah'tan korkun. Çünkü onları Allah'ın sözüyle aldınız."[192]
Ebu Hureyre'den: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: 'Size iki zayıfın hakkını zorlaştırıyorum; yetim ve kadın..."[193]
İbn Abbas'tan: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: "Sizin en hayırlınız ehline hayırlı olamnızdır. Ben ehline en hayırlı olanızım."[194]
Abdullah b. As'dan: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: 'Sizin en hayırlınız, kadınına karşı iyi olamnızdır."[195]
Bu son hadis, içlerinden Hz. Aişe, Muaviye ve Ebu Kebşe'nin de bulunduğu birçok değerli sahabe tarafından rivayet edilmiştir.
Kadınlara yönelik tavsiyeler:
Ebu Hureyre'den: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: 'Kureyş kadınlarının hayırlısı, deveye binen, küçüklüğünde çocuklara düşkün olan ve kocasını gözetendir."[196]
Ebu Uzeyne'den: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: 'Kadınlarınızın hayırlısı, doğurgan, sevimli, teselli edici ve itaatkâr olandır,"[197]
Abdullah b. Selam'dan: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: 'Kadınların hayırlısı, baktığında seni mutlu eden, emrettiğinde itaat eden ve olmadığın zaman namusunu ve malını gözetendir."[198]
Haşin b. Muhsan'ın rivayetine göre, halası Peygamber'e geldi ve Peygamber ona: 'Senin kocan var mı?' dedi. Kadın: 'Evet', dedi. Peygamber: 'Ona karşı sen nasılsın?' dedi. Kadın: 'Aciz olmam hariç, onu ihmal etmedim', dedi. Rasulullah: 'Sen ona nasıl davranırsan, o senin cennetin ya da cehennemin olur', buyurdular.[199]
Abdullah b. Ebi Evfa'dan: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: "Kadın kocasının hakkını yerine getirmedikçe, Rabbinin hakkını yerine getirmiş olmaz."[200]
Enes b. Malik'den: "Rasulullah şöyle buyurdular: "Kadın beş vakit namazım kılarsa, Ramazanda orucunu tutarsa, namusunu korursa ve kocasına itaat ederse cennete girer."[201]
İbn Ömer'den: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: İki kişi vardır ki namazı başından ileri gitmez: Kocasına karşı çıkıp da bundan dönmeyen kadın."[202]
Muaz (r.a.) 'dan: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: "Kadın dünyada kocasına eziyet etmez. Ancak, onu ceylan gözlü hurilerle evlendirdim, diyebilir."[203]
Hakları yerine getirmeyle ilgili genel çerçeve: Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Onun âyetlerinden biri de, size, nefislerinizden, kendileriyle sükûn bulacağınız eşler yaratması ve aranıza sevgi ve acıma koymasıdır. Şüphesiz bunda, düşünen bir toplum için ibretler vardır." (Rum, 21).
Bu, eşler arasında sevgi ve acıma çerçevesi içerisinde bütün hakların yerine getirilmesinin gerektiği anlamına geliyor. Herhangi bir nedenle sevgi zayıflarsa, haklar korunmuş olmaz. Fakat bu durumda acıma çerçevesi içerisinde haklar korunur. Yani birbirine karşı duydukları acıma ve ilişkilerdeki bağlılıkla... Her ikisi de Rasulullah'ın şu sözünü hatırlar: "Kendisi için sevdiğini kardeşi içinde sevmedikçe, sizden biri iman etmiş sayılmaz."[204] Genel anlamda İslâm'da kızkardeşin hakkı böyle olunca iki müslüman eşin hakları daha da büyüktür. İslâm bağına evlilik bağı eklenmiştir. Ki bu sağlam olan bağ hakkında Allahu Teala şöyle buyuruyor: "Onlar, sizden sağlam bir misak almışlardır." Haklan eda etme hususunda kan ve kocanın Allah'ı gözetme ve arkadaşına, kendi nefsi için istediğini sunabildiğine bakması gerekir. Böyle yapabilmiş ise ne güzel; eğer yapamamış ise niyetini doğrulamalı ve Allah'tan yardım dileyerek yerine getirmelidir. Allah doğru söyleyenlerle beraberdir.
Kan ve Kocaya ait bir dizi haklar vardır: Koruma iyi davranma, şefkatli olma, çocuk yapma, güven ve hüsnü zan, genel ve özel durumlarda, görevlerde yardımlaşma, süslenme, cinsel faydalanma, rahatlama kıskanma, iyilikle ayrılma... Şimdi bu hakları geniş bir şekilde açıklayacağız: [205]
Kapsayıcı Temel Hak: "Gözetme (Kavvam / Takvim) Hakkı"
Şüphesiz ki kapsayıcı temel hak gözetme hakkıdır. Bu hakkı, Peygamber (s.a.v.) şu hadisiyle açıklamıştır:
İbn Ömer'den: "Hepiriz gözeticisinizve gözetici oldığıtnuzdan sorumlusunuz. Adam aileâni gözeticidirKadınkocasını eviri ve çocuklarını gözeticidir. Hepiniz gözeticisiniz ve gözetmişolduğunuzdan sorumlusumz."[206]
Gözetme hakkı, bir çok cüz'i haklan kapsamasının yanı sıra her iki çifte de arkadaşına karşı belirli sorumluluklar yüklüyor. Şimdi bu sorumlulukları incelemeye başlayacağız. Sonra da cüz'i haklan detaylıca açıklamaya devam edeceğiz.
Gözetme hakkı her iki çifte önemli iki sorumluluk yüklüyor:
Evi idare etme ve geçimi sağlama sorumluluğu, erkeğe aittir. Çocuklara bakma, onları terbiye etme ve evin işlerini yürütme sorumluluğu, kadına aittir. Aile hayatının yürümesi, işlerinin organize edilmesi ve görevin gerçekleşmesi için eşler arasında sorumluluğun dağılımı gerekli bir durumdur. Böyle olunca, bir yönden bu sorumlulukların en iyi şekilde yerine getirilmesi, diğer yönden ise sevgi ve acıma duygularının korunması için eşler arasında dayanışma zorunludur. Burada sözkonusu sorumluluklan biraz ayrıntılı şekilde açıklamaya çalışacağız.
Erkeğin birinci sorumluluğu: Aileyi yönetme: Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Erkekler, kadınlar üzerinde yöneticidirler." (Nisa, 34).
Daha önce "Eerkeklerin, kadınlar üzerindeki hakları, bir derece fazladır" âyetinin tefsîriyle ilgili Taberi'nin naklettiği rivayetlerden birini aktarırken "derece"nin itaat, yani, yönetme yönünden olduğunu söylemiştik.
Taberi tefsirinde varid olduğu üzere: (İbn Abbas diyor ki: "Erkeklerin, kadınlar üzerindeki haklan, bir derece fazladır" âyetindeki "derece" erkekleri kadınlara karşı iyi davranmaya ahlâk ve mal yönünden onlan rahatlatmaya teşvik edici bir işarettir .Yani erkeğin sorumluluklar yüklenmesi gerektiğine dair bir vurgudur. İbni Atiyye: 'Bu çok güzel bir sözdür', diyor.)
Muhammed Abduh, "Erkeklerin, kadınlar üzerindeki hakları, bir derece fazladır" âyetinin tefsirinde şöyle diyor: Bu âyet, kadına bir şey yüklerken erkeğe birçok şey yüklüyor. Bu sebeple âyetteki "derece" şu âyette geçen yöneticilik ve maslahatı yerine getirmedir: "Allah, insanları birbirinden üstün kıldığı ve mallarından harca(yıp kadınların geçimini sağla)dıkları için erkekler, kadınlar üzerinde yöneticidirler." Evlilik hayatı sosyal hayat için de bir başkan gerektirir. Çünkü bir araya gelenler, bazı konularda görüşleri ve istekleri farklılık gösterebilir. İhtilaflarında, görüşüne başvuracakları bir başkan olmadan işlerini yürütemezler herkes diğerinin aksini yaparak birlik bağını koparır ve böylece düzen bozulur.
Erkek başkanlığa daha layıktır. Çünkü o maslahatı daha iyi bilir, gücü ve malıyla iş yapması daha fazladır. Bu yüzden erkek, şer'an, kadını koruma ve iı.ıl.Uabim sağlamakla sorumludur. Kadın ise iyi şeylerde ona itaat etmekle sonunludur.)[207]
Kiıoik ya da büyük olsun her müessesede işleri idare eden bir başkanın bulunması fıtri bir durumdur. Bu fıtrî durumu bilimsel yönetim kuralları da destekliyor. Bu sebeple ailenin bir müessese olması itibariyle ona bir başkan gerekir. Başkanlığın kadına mı, erkeğe mi verilmesi gerekir? Kadın ve erkek şu hususta ihtilaaf etmezler; çoğunlukla erkekte aklın duyguya üstün geldiği, kadında ise duygunun, sevginin üstün geldiği görülür. Bunun yanısıra bedeni ve psikolojik farklar vardır; kadın, bedenen son derece hareketlidir. Kadın bazı dönemlerde bedeni ya da psikolojik zaaflar gösterebilir. Bu durumlar onu toplumsal hayattan uzaklaştırır; her hamilelik, doğum ve emzirme dönemleri gibi. Ama erkek genellikle hareket ettirici güce ve dışardaki olumlu mücadeleye teşvik eden kaygıya sahiptir. Oysa kadında genellikle teşvik edici kaygı çocukları ve ev işleri eksenlidir. Buna ek olarak erkekler için evin dışındaki yaşamda erkeklerle haşır-neşir olma imkânları daha geniştir. Dolayısıyla dış dünyadaki genel çalışmaları daha isabetli ve fazla kazanmasına imkân tanır. Evin reisliğini üstlendiği zaman aile işlerinin istikrarı daha iyi olur.
Buna şunu da ekleyelim: Ailedeki reislik, despotlukla değil, şurayladır. Zira şura, müslümanın her işinde başvurduğu bir prensiptir. Sonra o şer'idir. Yani, birçok şer'i kural onu hükme bağlıyor. Bu kurallardan bir tanesi: "Erkeklerin kadınlar üzerinde bulunan haklan gibi, kadınlarında erkekler üzerinde haklan vardır." Bunun yanında evlilik, boşanma ve muaşeret ada-bıyla ilgili bütün hükümler. Yine, hayata hakim olan ve hayatı hayra doğru yönlendiren ahlâkî değerlerin tamamı... Son olarak, aile reisliği, sevgi ve dostluktur.
Muhammed Abduh ," Erkekler kadınlar üzerinde yöneticidir" âyetinin tefsirinde diyor ki: Bu, başkan olan kimsenin kendi irade ve seçimiyle tasarrufta bulunduğu başkanlıktır. Bunun anlamı, iradesi elinden alınmış, mecbur edilmiş başkan olma demek değildir. Başkan başkanlığının yüz yüze olduğu işleri yapar. Bir kimsenin başkasına yönetici olması, onu yönlendirmesi ve yönlendirdiği şeylerin hayata geçirilmesini gözetmesidir. Yani, onun çalışmalarını ve eğitimini gözetmesidir. İşte bunlardan biri de evin korunması ve oradan ayrılmamadır. Yakın akrabaları ziyaret dahi olsa belirli vakitlerde erkeğin kadınından izin alarak ve onu razı ederek gitmesi. Bazılarının bazılarına üstün olmasından maksat; erkeklerin kadınlara üstün olmasıdır; şayet, "onlar kadınlara üstün kıldığı" ya da: "Kadınlar üzerine üstün oldukları" denilse idi, bizim söylediğimiz anlam için daha uygun ve daha açık olurdu. Aslında bu âyetteki hikmetle şu âyetteki hikmet aynıdır "Allah'ın sizi birbirinizden üstün kıldığı şeylere göz dikmeyin." Bu âyet kadın ve erkeğin bir şahsın bedeni gibi; erkeğin baş, kadının ise gövde mesabesinde olduğunu ifade ediyor. Üstünlük iki kısımdır: Fıtrî üstünlük kesbî üstünlük. Fıtrî üstünlük, erkeğin mizacının daha güçlü, daha mükemmel, daha sağlam ve daha güzel olmasıdır. Ben size, erkek kadından daha güzeldir, desem, bunu garip karşılarsınız. Çünkü bunun aksine güzellik, yaratılışının tamamlanması ve kemale ermesi için kadına verilmiştir. Mizacın güçlü oluşuna, aklın güçlü oluşu meselelerin ilke ve gayelerine bakmada bakış açışının doğru oluşu takip eder. Doktor ve bilginlerin deyişiyle; sağlam akıl, sağlam vücutta olur. Bunu da kesbî işlerde basan takip eder; erkek kazanmaya , üretmeye ve işlerde tasarrufta bulunmaya daha yeteneklidir.[208]
Bu açıklamayla, yöneticiliğin müslüman erkeğe isnad edilmesinin hikmetini görüyoruz. Gerçi her ne kadar sorun olsa da bu reisliğin erkeğe verilmesi ilkesinden kaynaklanmıyor. Aksine reisin şahsi zayıflığından ve kötülüğünden ya da reis olduğu kimsenin şahsından ve yahutta her ikisinden kaynaklanıyor. Her müessesede başkan ve yönetimi altında bulunan fertler arasındaki ilişkiyi ve her ferdin yetkilerini belirleyen bir sistem varsa , bu durumun aynısı aile için de geçerlidir. Fakat her ne kadar ilişkileri ve yetkileri belirleyen sistem olsa da fiili uygulama konulmuş sistemin tam tersi olabiliyor. Bu sisteme karşı çıkmaya açık bir şekilde olur ki, bu durumda mahkemeye başvurulur yada bazen yetkinin sadece kötü kullanılması şeklinde olur. Bunun da karşılıklı sevgi anlayışla çözülmesi gerekir. Çünkü aile yapısının korunması, karşılıklı anlayış ve sevgi temeline bağlıdır. Aile, özellikleri olan bir müessesedir. Birinci olarak sevgi üzerine kurulmasıdır. Sonra aile içerisindeki ilişkilerin bir benzeri diğer müesseselerde görülemez. Aile, ferdin hayatının tamamını kuşatır; cinsi istifade, yeme-içme, mesken, çocukların gözetilmesi... İşte böylece aile Kur'an'ın ifadesiyle "huzur bulma" dır: "Kendi nefislerinizden sizlere huzur bulacağınız eşler yarattı."
O halde kadınla erkek arasındaki ilişki diğer ilişkilere göre çok özel ve çok derindir. Bu ilişkinin derinliği ve özelliğinin neticesi olarak yargı organının çok az müdahale etmesi gerekir. Bu müdahale de gerek erkeğin yetkisini kötü kullanmasını düzeltme gerekse kocasına itaat etmeyen kadını itaat ettirme olsun çok zorlu durumlarda olur. Öyle ki bu aralarını bulmak için bir aracılık olup en dar sınırlar içerisinde yapılması gerekir...
Yöneticilik sorumluluğunu en iyi biçimde yerine getirmek için eşler arasında işbirliği:
Şu noktalarda işbirliği yapılabilir:
a) Kadının kocasına itaat etmesi: Burada itaatin adabı, kalbten kaynaklanması; rıza ve sevgiyle olması, iyilik sınırları içerisinde olup bunu aş-mamasıdır. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor: "Allah'a masiyette itaat yoktur. İtaat sadece iyiliktedir."[209]
b) Aileyi ilgilendiren meselelerde eslerin istişare etmesi: Biliyoruz ki şura, Peygamber'in hayatın her alanında; aile içi-aile dışı, özel ve genel durumlarda önem verdiği bir konuydu. Zira Peygamber, Allahu Teala'nın "onların işleri aralarında şurayladır" buyruğuna boyun eğiyordu. Bazı aile işleri hususunda erkeğin kadınıyla istişare etmesi gerekir. Yine istişare bazen eşlerden birinin isteği üzerine olabileceği gibi bazen de başka bir teşebbüs üzere olabilir. Böylesi bir kutsal istişare örneğini Ümmü Seleme, Hudeybi-ye günü Rasulullah'a sunmuştur.
c) Erkeğin seferde olması durumunda kadının ev işlerini yürütmesi: Kadının, kocasına itaatıyla ilgili örnekler:
Ebu Hureyre'den: "Adamın biri Peygamber(a.s.)'a geldi. Peygamber yemek için hanımlarına gönderdiğinde hanımları:'Sudan başka bir şeyimiz yoktur', dediler. Rasulullah: 'Bunu kim misafir eder?' dedi. Ensar'dan bir adam: 'Ben', dedi. Adamı alıp evine götürdü ve hanımına: 'Rasulullah'in misafirine ikram et', dedi. Bunun üzerine kadın: 'Bir çocuğu doyuracak yemek var', dedi. Adam: 'Yemeğini hazırla, lambanı yak ve çocuklar akşam yemeği isterlerse onları uyut1, dedi. Kadın yemeğini hazırladı, lambasını yaktı ve çocuklarını uyuttu. Sonra kalkıp lambayı düzeltme bahanesiyle onu söndürdü. Yemeği sadece misafire yedirerek, öylece sabahladılar. Sabahleyin Rasulullah'a durumu anlattılar ve bunun üzerine şu âyet nazil oldu: 'Kendilerinin ihtiyaçları olsa dahi (kardeşlerini)nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, İşte onlar başarıya erenlerdir." (Haşr, 9).[210]
Abdullah b. Mes'ud'un karısı Zeyneb kocasına: "Sana ve evimdeki yetimlere sadaka vememden dolayı sevap alır mıyım, bunu Rasulullah'a sor, dedi. O da : 'Sen Rasulullah'a sor, dedi. Bunun üzerine hemen Hz. Peygam-ber'e gitti.[211]
Ata'dan: "Rasulullah döneminde Ensardan bir adam oruçlu iken kadınını öptü. Kadınından bunu Rasulullah'a sormasını istedi, o da sorduğunda Rasulullah şöyle buyurdu: Allah'ın Rasulü'de böyle yapıyor...[212]
İşte böylece erkeğin hikmeti ve kadının yardımıyla yöneticilikte herhangi bir sorun çıkmadan aile gemisi yürür....
Erkeğin kadınından istişare talehetmesine örnekler:
Mü'minlerin annesi Aişe (r.a.) rivayet ediyor: "Rasulullah'a ilk görünene vahiy salih rüya şeklindeydi. Hira mağarasında Cibril kendisine geldiğinde şöyle demişti: 'Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı kan pıhtısından yarattı. Oku! Rabbin en büyük Kerem sahibidir.' Rasulullah, bunlarla beraber döndüğünde göğsü titriyordu. Hatice binti Hüveylid'in yanına girdi ve 'Beni örtün, beni örtün', diyordu. Onu örtüler. Korku kendisinden gidince başından geçenleri Hatice'ye anlattı ve kendisinden korktuğunu söyledi. Bunun üzerine Hatice: 'Hayır, korkma! Allah'a yemin olsun, Allah seni asla utandırmayacak. Sen akrabalarla ilişkiyi koparmıyorsun, kimsesizlere sahip çıkıyorsun, yoksulu doyuruyorsun, misafire ikram ediyorsun ve hakkı sahiplerine döndürüyorsun', dedi. Sonra Hatice Varaka b. Nevfel'i çağırdı. Varaka, Hatice'nin amcası oğlu olup cahiliyede ona yardım ediyor ve İbrani-ce yazmayı biliyordu. Hatice Varaka'ya: 'Ey Amcamın oğlu! Kardeşinin oğlunu dinle'. Varaka, Rasulullah'a: 'Ey kardeşimin oğlu! Ne gördün', dedi. Rasuîullah da, gördüklerini ona anlattı. Varaka O'nu dinledikten sonra: 'Bu, Allah'ın Musa'ya indirdiği Cibril'dir', dedi"[213]
Rasulullah (s.a.v.), Hatice'ye: "Nefsimden korkuyorum" sözü ve şikayetiyle, sanki onun, Hira mağarasında kendisine arzedilen şey hakkında görüşünü istiyordu. Onunla istişare ediyordu. Nitekim Hatice'nin sözleriyle rahatlamıştı. Sonra Hatice Varaka b. Nevfel ile durumu değerlendirmesine işaret ettiğinde, Rasulullah bu istişareyi de kabul etmiştir.
Ebu Bekir b. Abdurrahman rivayet ediyor: "Rasulullah, Ümmü Seleme evlendiğinde yanında sabahlayarak ona: 'Sen ehlinin yanında değersiz değilsin. İstersen yedi gün kalayım. İstersen üç gün kalayım' dedi. O da: 'Üç gün1, dedi."[214]
Cabir (r.a.)'dan rivayetle şöyle diyor: "Hendek günü hendek kazıyorduk...[215] Sonra Rasulullah kalktı karnında taş bağlıydı. Böylece hiçbir şey tatmadan tam üç gün geçirdik. Rasulullah izin alarak eve gittim ve karıma: 'Ra-sulullah'tan birşey gördüm ki buna asla sabredilmez. Evde birşey var mı?' dedim. Oda: 'Arpa ve bir dişi oğlak var', dedi. Oğlağı kestim, karım da arpayı un yaptı. Bu oğlakla bir kazan et yaptık. Sonra Rasulullah'a gelerek biraz yemek hazırladığımızı, kendisine ve bir-iki kişiye yetebileceğini, söyledim. Rasulullah: 'Ne kadar?1 diye sordu. Ben de ne kadar olduğunu söyledim. Rasulullah: 'Kadınına söyle gelinceye kadar eti kazandan ekmeği de fırından çıkarmasın', buyurdu. Rasulullah, Ensar ve muhaciri ve onlarla beraber o-lanlan yanında getirdi', dedi. Kadın: 'Sana sordu mu?', dedi. Ben de: 'Evet1, dedim. (Bunun üzerine kadın: 'Allah ve Rasulü daha iyi bilir. Biz, yanımızda ne olduğunu O'na haber verdik', dedi.) Rasulullah: 'Buyurun girin, sıkışmayın', dedi. Sonra ekmeği keserek üzerine et koyup misafirlere vermeye başladı. Herkes doyuncaya kadar yedi ve hâlâ kazanda yemek vardı. Rasulullah: 'Kadına kalan yemekten yemesini ve aç insanlara vermesini', söyledi."27
Enes b. Malik'ten: "Ebu Talha, Ümmü Seleme'ye şöyle dedi: 'Rasulul-lah'ın sesini zayıf bir şekilde işittim, belli ki karnı aç, yanında bir şey var mı?1 O da: 'Evet', dedi. Bunun üzerine bir arpa ekmeği çıkardı ve beze sararak elimin altına sıkıştırıp beni Rasulullah'a gönderdi. Onu götürdüğümde Ra-sulullah'ı mescidde insanlarla otururken buldum. Yanlarına girdiğimde, Ra-sulullah: 'Seni Ebu Talha mı gönderdi?' dedi. Ben de: 'Evet',dedim. Rasulullah, beraberinde olanlara: 'Haydi kalkınız1, dedi. Onlarla beraber ben de oradan ayrıldım ve Ebu Talha'ya geldiğimde durumu haber verdim. Bunun üzerine Ebu Talha: 'Ya Ümmü Seleme! Rasulullah, insanları beraberinde getirdi ama yanımızda onları doyuracak yemeğimiz yoktur1, dedi. Ümmü Seleme de: '[216]Allah ve Rasulü daha iyi bilir1, dedi. Ebu Talha, Rasulullah'ı karşıladı. Rasulullah: 'Ey Ümmü Seleme! Neyin varsa haydi getir', dedi. Ümmü Seleme de o ekmeği getirdi. Rasulullah, bir kaba ekmeği bölmesini, istedi. O da böldü. Sonra Rasulullah, yemeğe maşaallah, diyerek on kişi çağırmasını, istedi. On kişi gelerek karınlarını doyurup çıktılar. Sonra on kişi daha çağırmasını istedi. Onlar da gelerek karınlarını doyurup çıktılar. Oyleki bu sayı yetmiş ila seksen kişiye ulaştı."[217]
Misvar b. Mahreme ve Mervan b. Hakem'den rivayetle şöyle diyorlar:
"Hudeybiye Sulhu'nün yazılması bittikten sonra Rasulullah (s.a.v.), ashabına: 'Kalkın kurban kesin ve tıraş olun', buyurdu. Misvar diyor ki: 'Andolsun ki, onlardan hiçbir buna kalkmadı. Ta ki bunu üçkez tekrarladı. Onlardan hiçbiri kalkmayınca Rasulullah, Ümmü Seleme'nin yanma girerek ona, sözünü kimsenin dinlemediğini söyledi. Ümmü Seleme: 'Ey Allah'ın Peygam-ber'i! Bunu istiyor musun? Dışarı çık ve kurban kesinceye kafdar onlardan hiçbiriyle konuşma. Sonra berberini çağırarak tıraş ol1, dedi. Bunun üzerine Rasulullah dışarı çıkarak bunların aynısını yaptı. İnsanlar bunu görünce kalkarak kurban kestiler ve birbirlerini tıraş ettiler."[218]
Enes b. Malik'ten: "Rasulullah (s.a.v.) Ensar'dan bir kadını babasından Cüleybib'e istedi. Babası: 'O halde evet', dedi. Rasulullah, annesine de haber vermesini istedi. Adam karısına durumu haber verdi."[219]
Rasulullah bu hadisinde, kızını evlendirirken, adamın karısıyla istişare edebileceğini belirtiyor. Velev ki kızı isteme teklifi ya da emri kendisinden gelse bile. Buna göre "kızları hususunda kadınlarla istişare ediniz"[220] hadisi senet yönüyle zayıf olsa da asıl itibariyle sahihtir.
Eşler arasındaki istişare örneklerini
Hz. Ömer'in hanımının bir girişimiyle noktalıyoruz.
Ömer b. Hattab şöyle diyor: "Andolsun ki, biz cahiliyede kadınları hiçbir işe katmıyorduk. Ta ki Allah onlarla ilgili indirdiğini indirdi, anlara ayırdığını ayırdı. (Bir rivayette ise[221]': Biz cahiliyede kadınları hiçbir şey saymıyorduk. İslâm gelince, onlar hakkında Allah'tan dolayı üzerimizde haklan olduğunu gördük.). (Bir başka rivayette[222] Biz Kureyş topluluğu, kadınlara karşı üstünlük taslıyorduk. Ensar'ın yanına gittiğimizde, kadınların onlara üstün davrandığını gördük. Kadınlarımız böyle, ensar kadınlarının edebini almaya başladılar.) Ömer diyor ki: 'Bir meseleyi kendi kendime düşünüyor ve istişare ediyordum'. Kadınım: 'Şöyle şöyle yapsan', dedi. Ben de ona; sana ne oluyor, niçin buradasın Benim yapmak istediğim işten sana ne? dedim. 'Hayret, ya Hattab'in oğlu! Sen istişare yapmak istemiyor musun?' Senin kızın dahi kızgın olduğu bir günden Rasulullah'la istişare yaptı', dedi."[223]
Kadının kocasıyla istişare etme istemesine dair örnekler:
İbn Abbas'ın kölesi Kureyb'den: "Haris'in kızı Meymune, Peygamber'-den izin almadan bir cariye azad etti. Kendisine Rasulullah'ın sırası gelince: 'Ey Allah'ın Rasulü! Cariyemi azad ettiğimi hissetin mi?' dedi. Rasulullah: 'Böyle mi yaptın?' dedi. 'Evet', dedi. Rasulullah: 'Onu dayılarına verseydin daha fazla ecir alırdın', buyurdu."[224]
Rasulullah'ın: "Onu dayılarına verseydin daha fazla ecir alırdın" sözünden, eğer Peygamber'le istişare etseydi daha fazla ecre ulaşırdı anlamı çıkıyor. Bundan kadının kocasıyla istişare etmesinin güzel bir fazilet olduğunu sanıyoruz.
Abdullah b. Ka'b, o da babası Ka'b'dan rivayetle şöyle diyor: "Bedir ve Zorluk seferi hariç, Rasulullah'ın bütün seferlerine katılan ve tövbesi kabul edilen üç kişiden biri olan babam Ka'b b. Malik'ten işittim, şöyle diyordu: 'Rasulullah iki arkadaşımla konuşulmasını yasakladı. Savaşlardan geri kalan başka hiç kimseyle konuşulmasını yasaklamadı. Bunun üzerine insanlar bizimle konuşmaktan kaçındılar. Uzun süre bu şekilde yaşamaya devam ettim. Sonra Allah, Peygamber'ine tevbemizi kabul ettiğini içeren âyetini indirdi. Peygamber bu sırada Ümmü Seleme benim hakkımda iyi düşünüyor ve sorunumla ilgileniyordu. Rasulullah (s.a.v.): 'Ey Ümmü Seleme! Ka'b'ın tevbesi kabul olundu1, dedi. Ümmü Seleme: 'Beni ona göndermiyorsun ki müjde vereyim', dedi. Rasulullah: 'O zaman insanlar sizi rahatsız ederler, gece boyunca uykunuzu engellerler1, buyurdu."[225]
Aile islerini yürütmede -kocası olmadığı zaman-kadının kocasına vekillik yapmayla ilgili örnekler:
Abdullah b. Selam'dan: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: 'Kadınlarınızın hayırlısı; baktığınızda sizi mutlu eden, emrettiğinizde size itaat eden ve olmadığınız zaman malınızı ve namusunuzu koruyandır."[226]
Katade'den rivayetle şöyle diyor: "Rasulullah (s.a.v.) kadınlardan erkeklere bakmamaları ve onlarla konuşmamaları üzere biat aldı. Abdurrah-man b. Avf dedi ki: 'Biz kadınlarımızın yanında olmuyoruz ve bu sırada misafirlerimiz geliyor.' Bunun üzer ine,'onlara zorluk yoktur' dedi."[227]
Erkeğin ikinci sorumluluğu: Ailenin geçimini sağlama:
Ailenin geçimini sağlama erkeğin sorumluluğundadır. Bunun esası ise para kazanmaya gücü yetmesidir. Diğer taraftan -hamilelik ve doğum me-şekkatinden sonra- çocuklara bakma kadının sorumluluğundadır. Yine ev işlerinin idaresinden de kadın sorumludur. Bunlarla uğraşması kadım para kazanmaktan ahkoyar. Hafız İbn Hacer'in ifadesiyle 'Kadın erkeğinin hakkını kazanmasıyla mahpustur."[228]
AUahu Teala buyuruyor ki:
"Allah, insanları birbirinden üstün kıldığı ve mallarından harca(yıp kadınların geçimini sağla)dikları için erkekler, kadınlar üzerinde yöneticidirler." (Nisa, 34).
Cabir b. Abdullah'dan: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor: 'Onların rızıklan ve giysileri iyilikle sizin üzerinizdedir."[229]
Ömer (r.a.)'den: "Peygamber (s.a.v.) Nadiroğulları'mn hurmasını satıyordu ve bu maldan kendi ehlinin bir sene yiyeceği kadarını alıyordu."[230]
Daha birçok değerli nass vardır ki bu sorumluluğu tesbit etmekle kalmayıp aksine, erkeği, kadın ve çocuklarını her yönüyle rahatlatması için teşvik ediyor, bunu sevap şeklinde kabul ediyor. Hatta bunu ne kadar büyük olursa olsun yapılan hayırların başı görüyor.
Ebu Mes'ud el-Ensari'den: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: 'Müslüman bir erkek ailesini koruma gayesiyle geçimini sağlarsa, o bir sadakadır."[231]
Ebu Hureyre'den: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: 'Allah sizden birinize hayır verirse, kendisinden ve aile halkından başlasın."[232]
Sa'd b. Ebi Vakkas'dan rivayetle şöyle diyor: "Ben Mekke'de hasta iken Rasulullah (s.a.v.) beni ziyaret ediyordu ve diyordu ki: 'Ne infak edersen o senin için sadakadır. Kadınına verdiğin bir lokma dahi..."[233]
Ebu Hureyre'den: "Rasulullah(s.a.v.) şöyle buyurdular: 'Allah yolunda infak ettiğin bir dinar, köle azad etmek için infak ettiğin bir dinar. Bunlar içerisinde ecir yönünden en büyüğü ailene infak ettiğindir."[234]
Eşler arasında dayanışma:
Sorumluluğun iyi bir şekilde yerine getirilmesi için eşler arasında dayanışmanın güzel ve gerekli olduğunu önceden söylemiştik. Velev ki bu sorumluluk onlardan birinin üzerinde olsun... Erkeğin üzerinde olan bu geçim meselesinde dayanışma şu şekilde olabilir:
a) Kadının kocasının malından evine iyilikle harcaması: (Koca cimri biriyse haberi olmadan harcama yapabilir).
Ebu Hureyre'den: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: 'Kadınlarını zın hayırlısı, deveye binen saliha Kureyş kadınlarıdır. Onlar küçükken çocuklarına düşkün olurlar ve kocalarının mallarını gözetirler."[235]
Aişe (r.a.)'dan: "Utbe'nin kızı Hint: 'Ey Allah'ın Rasulü! Ebu Süfyan cimri bir adamdır. Onun haberi olmadan aldığım hariç bana ve çocuklarıma yetecek kadar vermiyor1, dedi. Rasulullah: ' Sana ve çocuklarına yetecek kadar iyilikle al', buyurdular."[236]
b) Kadının kocasının malından iyilikle tasaddukta bulunması:
Aişe (r.a.)'den: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: 'Kadın kötü şeyler hariç evinin yemeğinden infak ederse infak ettiği şeyin ecrinden kendisine ve kazanan kocasına pay vardır."[237]
Ebu Hureyre'den: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: 'Kadın kocasının kazandığından onun emri olmadan infak ederse ecrin yansı onundur. (Başka bir rivayette[238] ecrin yarısı kadınındır.)"[239]
Esma (r.a.)'dan: "Dedim ki: 'Ey Allah'ın Rasulu! Zübeyr'in bana getirdiğinden başka hiç bir malım yoktur. Bundan tasadduk edebilir miyim?' Rasulullah: 'Tasaddukta bulun, kabını tutma (cimri davranma) Allah'ta sana kabını tutar."[240]
c) Kadının kocasının malından iyilikle hediye etmesi:
Enes b. Malik'ten: "Rasulullah evlendi ve ehlinin yanına girdi. Enes diyor ki: 'Annem Ümmü Seleme yemek hazırladı ve bana: 'Ey Enes! Bunu Ra-sulullah'a götür ve benim gönderdiğimi söyle, kendisine iyi dileklerde bulunduğumu ve bunun bizden kendisine az bir şey olduğunu belirt', dedi. Enes diyor ki: 'Onu Rasulullah'a götürdüm ve annemin söylediklerini ilettim. Rasulullah: 'Onu bırak', dedi. Sonra: 'Git falanı, falanı ve karşılaştığın kimseleri çağır' dedi..."[241]
d) Kadının fakir kocasına yardımcı olması:
Eğer kadının miras ya da mesleki çalışmadan dolayı fazla malı varsa, kocasının gelirinin yetersiz olduğu durumlarda yardım etmesi güzeldir. Böylece kadın bir taraftan ailedeki yaşamı kolaylaştınrken, diğer taraftan kocasının para kazanmadığı durumlarda kadının harcama yapma yönü gelişir. Kadın kocasına yardımcı olduğu zaman iki fazilet gerçekleşir. Yakınlık bağı fazileti ve Allah yolunda sarfetme fazileti.
Abdullah'ın karısı Zeyneb'ten: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: 'Ey kadınlar topluluğu! Takılarınızla da olsa sadaka verin. Zeyneb (r.a.) diyor ki: 'Abdullah'a geldim ve: 'Sen fakir bir adamsın, Rasulullah, bize sadaka vermemizi emretti. Rasulullah'a git ve sor; size verdiğim sadakadan dolayı ecir alır mıyım? Eğer ecir almaz isem sizin dışıruzdakilere vereyim', dedim. Abdullah da 'sen git ve sor', dedi. Rasulullah (s.a.v.)'e gittim. Kapıda En-sar'dan bir kadın bekliyordu. Onun sorunu da benim sorunum gibi idi.. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: 'Bunlardan her birinin sadakası için iki ecir vardır. Biri yakınlıktan dolayı olan ecir, öbürü de sadakadan dolayı olan ecir."[242]
Ebu Said Hudri'den: "Bir gün İbn Mes'ud'un karısı Zeyneb gelerek: 'Ey Allah'ın Rasulü! Sen bugün bize sadaka vermemizi emrettin. Yanımda kendime ait takılarım vardı. Bunları sadaka olarak vermek istedim. Fakat İbn Mes'ud, kendisinin ve oğlunun sadaka vereceğim kimselerden daha fazla sadakaya layık olduklarını iddia etti. Ne buyuruyorsunuz?' dedi. Rasulullah (s.a.v.) buna cevap olarak: 'İbn Mes'ud doğru söylenmiştir. Kocan ve oğlun, sadaka vereceğin kimselerden daha fazla sadakaya layıktır', buyurdu."[243]
Fethu'l-Bari'den nakledilmiştir: "İyad, Hz. Zeyneb'in kendi gelirinden tasadduk ettiğine işaret etmiştir. Yine Tahavi'nin yaptığı rivayette Hz. Zey-neb'in el sanatı olduğunu ifade etmiştir."[244]
Kadının aileye infakta bulunması kocanın ölümünden sonra da sürebilir:
Zeyneb oda Ünımü Seleme'den rivayetle şöyle diyor: "Ben: 'Ey Allah'ın Rasulü! Ölen kocam Ebu Seleme'nin çocuklarına infak ettiğim zaman bana ecir olur mu? Onlar benim de çocuklarımdır' diye sordum. Rasulullah (s.a.v.): 'O çocuklara infakta bulun! Onlara verdiğin sadakaların ecri vardır' buyurdu."[245]
İşte kocası fakir düştükten ya da öldükten sonra geçimi zorlaşan yoksul bir kadının kendi geçimini ve çocuklarının geçimini sağlamak için dilenciliğe başvurması:
Hz. Aişe'den rivayetle diyor ki: "Bana bir kadın, beraberinde iki kız çocuğu olduğu halde gelip dilendi. Benim yanımda bir hurmadan başka bir şey yoktu. Hurmayı kadına verdim ve çocuklarına paylaştırdı. Sonra kalktı ve gitti. Rasulullah (s.a.v.) yanıma gelip de durumu anlattığımda şöyle buyurdu: 'Bu yetim kızlara kim velilik yaparsa bunlara iyi davransın. Bu onun için ateşe karşı bir perde olur."[246]
e) Kadının kendi malından infakta bulunması için kocasıyla istişare etmesi:
Abdullah b. Amr'dan: "Rasulullah (s.a.v.) Mekke'yi fethedince bir hutbe verdi. Hutbesinde şöyle buyurdu: 'Kocasının izni olmadan bir kadının infakta bulunması caiz değildir."[247]
Vasıla'dan rivayetle Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: "Kocasının izni olmadan bir kadının kendi malından aşın bir şekilde infak edemez."[248]
Bu hadisi Ubade b. Samit'in de bulunduğu bir çok sahabe rivayet etmiştir."[249]
Bununla birlikte kadının kendi malını tasarruf etmede ki bağımsızlığını ve özgürlüğünü ifade eden hadisler de vardır:
İbn Abbas'tan rivayetle şöyle diyor: "Ramazan ve Kurban bayramlarında Rasulullah'la birlikteydim. Kadınlar geldi. Rasulullah kadınlara nasihat ederek sadaka vermelerini emretti. Onların ellerini kulak ve boyunlanndaki takılan uzatarak Bilal'e verdiklerini gördüm."[250]
Hafız İbn Hacer diyor ki: "Bu hadisle, kadınların kocalarının izni olmadan malından sadaka verebileceğine ya da bazı Malikilerin hilafına üçte bir gibi belirli miktannı sadaka verebileceğine delil getirmiştir."[251]
Esma (r.a.)'dan: "Zübeyr yanıma girdi. Cariyenin parası da bendeydi. Zübeyr: 'Onu bana ver' dedi. Ben de, 'infak ettim1 dedim."[252]
Haris'in kızı Meymune'den: "Meymune (r.a.) bir cariye azad etmiş ve Peygamber'den de izin almamıştı. Rasulullah'ın mutad sırası Meymune'ye gelince Meymune: 'Ey Allah'ın Rasulü! Farkında mısın? Ben cariyemi azad ettim', dedi. Rasulullah (s.a.v.): 'Öyle mi yaptın?' deyince, Meymune: 'Evet azad ettim' dedi. Bunun üzerine Rasulullah: 'Eğer cariyeyi dayılarına verseydin ecrin daha fazla olurdu' buyurdu."[253]
Buhari bu hadisi, "Kocası olmadan kadının hibe yapması ve kocası olduğunda cariye azad etmesi" babında naklediyor. Eğer kadının aklı eriyorsa bu caizdir. Ama aklı ermiyorsa caiz değildir. Zira Allahu Teala: "Mallarınızı aklı ermezlere vermeyin" buyuruyor.
Hafız İbn Hacer diyor ki: "Bu hükmü cumhur, söylüyor. (Yani, akıllan erdiği sürece kadınların hibe yapması ve köle azad etmesinin caiz oluşu). Tavus, buna karşı çıkarak, kesin bir şekilde menetmiştir. Malik'e göre ise: Kocasının izni olmadan kadın aklı erer halde de olsa malın üçte birinden fazlasını vermesi caiz değildir... Cumhurun, kitap ve sünnete bir çok delili vardır. Tavus da Amr b. Şuayb'ın babasından o da dedesinden rivayet ettiği hadisi delil getirmiştir: "Bir kadının kocasının izni olmadan malından infakta bulunması caiz değildir." Bu hadisi Ebu Davud ve Nesai de rivayet etmiştir. İbni Battal diyor ki: "Bu babın hadisleri sahihtir. Bu hadisleri İmam Malik de en az şeye hamlederek malın üçte biri şeklinde sınırlamıştır. Ancak Malik'in hamlettiği gibi bu babın hadislerinden öyle bir sınırlama varid olmamıştır."[254]
Kadının kocasından izin almasını hoş karşılayarak delillerin arasını birleştirmek mümkündür. Bu hoş karşılama da Rasulullah'ın Meymune'ye: "Onu dayılarına verseydin daha fazla ecir alırdın", sözüne dayanıyor. Adeta Rasulullah (s.a.v.) lisanı haliyle: "Şayet benimle istişare etseydin, onu dayılarına vermeni söylerdim" diyor...
İstişare, müslümanun genel olarak her işinde başvurduğu salih bir amel ve güzel bir ahlâktır. Bu, ailevi dayanışmayı güçlendirmek ve ailenin birliğini pekiştirmek için daha da önemlidir. [255]
Kadının Birinci Sorumluluğu: Çocukların Terbiyesi:
Kur'an kadının bakım konusundaki sorumluluğunu tesbit etmiştir. (Doğum ve hamilelikteki meşakkatin büyüklüğü)
Kadının, çocuğunun bakımı konusundaki sorumluluğu doğumla başlamaz; onu, bir süre karnında cenin olarak taşır. Allahu Teala buyuruyor ki:
"Biz insana, ana babasına iyilik etmesini tavsiye ettik. Anası onu zahmetle taşıdı ve zahmetle doğurdu. (Ana karnında) taşınması ile sütten kesilmesi otuz ay sürdü" (Ahkaf sûresi, 15).
Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Biz, insana, ana-babasını tavsiye ettik. Anası onu zayıflk üstüne zayıflık çekerek (kamında) taşmıştır. Onun süttenkesilmeside iki yıl içinde olmuştur. Bana ve anana-babaıa şükret, dönüş banadır." (Lokmansûresi, 14)
"Anneler, çocuklarını emzirmeyi tamamlamak isteyen kimse için-tam iki yıl emzirirler..." (Bakara sûresi, 233).
Kadının çocuğuna bakma sorumluluğuyla ilgili Kur'an'dan örnekler: (Kadında annelik duygusunun derinliği)
İşte Musa'nın (a.s.) annesi çocuğunu kaybettiğinde kalbi bomboş kalıyor. Sonra Allahu Teala onu çocuğunun bakımını vermekle nimetlendiriyor:
Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Musa'nın annesine: 'O (çocuğu)nu emzir, başına birşey gelmesinden korkuyorsan (bir sandık içinde) onu denize (Nil'e) bırak, korkma, üzülme biz onu tekrar sana geri vereceğiz ve onu elçilerden yapacağız' diye vahyettik." (Kasas sûresi, 7).
"Musa'nın annesinin gönlü bomboş sabahladı (meraktan çıldıracak oldu). Eğer biz (va'dimize) inananlardan olması için onun kalbini iyice pekiştirmemiş olsaydık, nerdeyse işi açığa vuracaktı." (Kasas sûresi, 10).
"Böylece biz onu, annesine geri verdik ki gözü aydın olsun, üzülmesin ve Allah'ın va'dinin gerçek olduğunu bilsin. Fakat çokları bilmezler" (Kasas sûresi, 13).
Yine Firavun'un karısı, kendi annelik duygularım tatmin etmek için, çocuğun bakımında insaflı davranıyor:
Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Firavun'un karısı (çocuğu sandıktan çıkarınca): 'Bana da, sana da göz bebeği (olacak, çok sevimli bir çocuk). Onu öldürme, belki bize yaran dokunur, yada onu evlat ediniriz', dedi. (Onu almakla hata ettiklerini) anlamıyorlardı. (Kasas sûresi, 9).
Yine Imran'ın karısı, çocuğunu Allah'ın evine hizmete adıyor ve ona hayır duada bulunuyor:
Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"îmran'ın karısı demişti ki: 'Rabbim, karnımda olanı hür olarak sana adadım, benden kabul buyur; şüphesiz Sen işitensin, bilensin'. Onu doğurunca -Allah onun ne doğurduğunu bildiği halde- şöyle dedi: 'Rabbim, onu kız doğurdum; erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Onu ve soyunu kovulmuş şeytanın şerrinden sana ısmarlıyorum.' Rabbi onu güzel bir şekilde kabul buyurdu; onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi." (Al-i İmran sûresi, 35-36-37)
Kıyamet gününün korkusundan başka hiçbir şey annelik duygusuna galip gelemez:
Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Ey insanlar, Rabb'inizden korkun, çünkü (kıyamet) saati dehşeti depremi cidden korkunç bir şeydir. Onu gördüğünüz gün, her emziren, emzirdiğinden geçer; her gebe, yükünü bırakır..." (Hac sûresi, 1-2).
Rasulullah (s.a.v.), kadının, çocuğun bakımı konusundaki sorumluluğunu tayin ediyor:
Abdullah b. Ömer (r.a.)'dan rivayetle: "Rasulullah(s.a.v.) buyuruyor: 'Hepiniz gözeticisiniz ve hepiniz gözettiğinizden sorumlusunuz. Kadın kocasının evi ve çoccuklanmn gözeticisidir ve bunlardan sorumludur.[256]
Rasuiullah (s.a.v.) çocuklarını iyi gözeten kadınları övüyor:
Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayetle: "Rasuiullah (s.a.v.) buyuruyor: 'Kadınların hayırlısı deveye binendir, Kureyş kadınlarının en salih olanı da küçükken çocuğuna düşkün olandır."[257]
Rasuiullah (s.a.v.) anneyi çocuğunu iyi gözetmeğe teşvik ediyor:
Abdullah b. Amir (r.a.)'dan rivayetle: "Rasuiullah (s.a.v.), bizim evde oturduğu bir gün annem beni çağırarak, şöyle diyordu: 'Ey Abdullah! Gel, sana birşey vereceğim'. Rasuiullah (s.a.v.): 'Ona ne vermemizi istedin?1 dedi. 'Ona, hurma vereceğim', dedi.[258] Bunun üzerine Rasuiullah (s.a.v.): 'Eğer ona bir şey vermeseydin, yalancı olarak kaydedilecektin', buyurdu. [259]
Sünnette Çocuk Terbiyesi
A) Peygamber (A.S.) Zamanında:
Hacer, oğlu ismail'i gözetiyor ve onu kaybetmekten korkuyor:
İbn Abbas (r.a.)'dan: "Sonra İbrahim, oğlu İsmail'i annesi emzirirken geldi. Onları, Kabe'nin yanma, mescidin yukarısında, zemzemin üzerinde büyük bir ağacın yanına bıraktı. O zaman Mekke'de ne bir kimse, ne de su vardı. Böyleyken o ikisini orada bir kap hurma ve bir kırba suyla bıraktı. Sonra İbrahim geri dönmek için yürüdü. İsmail'in annesi de onu takip ederek, diyordu ki: 'Ey İbrahim, bizi hiç birşey ve insan bulunmayan bu vadide bırakıp nereye gidiyorsun?' Bunu bir kaç kez tekrarladı, fakat İbrahim cevap vermiyordu. Bunun üzerine o da: 'Bunu sana Allah mı emretti?' diye sordu. İbrahim: 'Evet', deyince Hacer: 'Öyleyse bize zarar gelmez', dedi ve döndü, ibrahim, Seniyye denilen, görünmeyeceği bir yere gelinceye kadar yürüdü. Orada yüzünü Kabe'ye çevirdi, ellerini kaldırarak onlara şöyle dua etti: 'Rabb'imiz, zürriyetimden bir kısmını, senin korunmuş evinin yanında ekin-siz bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz, namazı kılsınlar diye (böyle yaptım). Artık sen de insanlardan bir takım gönülleri, onları sever yap ve onları çeşitli meyvalarla besle ki şükretsinler."
ismail'in annesi, oğlunu emziriyor ve kırbadaki sudan içiyordu. Su bitince Hacer de oğlu da susadı. Hacer oğlunun susuzluktan sızlanışına baktı, sonra dayanamayarak kalktı ve yürümeye başladı. O civarda en yakın tepe olarak Safa'yı buldu. Üzerine çıkarak bir kimse görebilir miyim diye vadiye doğru bakmaya başladı. Hiç kimseyi göremeyince indi. Vadiye gelince eteğinin bir tarafını kaldırdı. Sonra zorda kalmış bir insan gibi koştu, vadiyi geçti ve Merve'ye ulaştı. Üzerine çıkarak bir kimseyi görebilir miyim diye bakmaya başladı. Fakat hiç kimseyi göremedi. Bunu tam yedi defa tekrarladı. İbn Abbas (r.a.)'dan rivayetle: "Rasuiullah (s.a.v.) buyuruyor ki: 'İşte bundan dolayı insanlar bu ikisi arasında say ederler.' Son olarak Merve'ye çıktığında 'sus' diye bir ses işitti. Sonra dikkatle dinledi; yine aynı sesi işitti. Bunun üzerine Hacer: 'Sesini duyurdun, bize yardım edebilirsen yardım et' dedi. O zaman bir melek, zemzem mevkinde ayak topuğuyla veya kanadıyla toprağı kazıyordu. Nihayet su göründü. Hacer su akmasın diye etrafını havuz gibi çevirdi. Bir taraftan eliyle böyle yapıyor, bir taraftan da su kırbasını doldurmaya çalışıyordu. Su ise alındıkça kaynıyordu. Hacer bu sudan içti, oğlunu emzirdi. Melek ona:'Helak oluruz diye sakın korkmayın. Muhakkak ki şu Allah'ın evini bu çocuk ve babası bina edecektir. Allah onun ehlini helak etmez,1 dedi."[260]
İsrailoğullanndan bir kadın, oğlunu gözetiyor ve hayır zannederek ona dua ediyor:
Ebu Hureyre (r.a.)'dan rivayetle: "Rasuiullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor: 'Beşikte iken üç kişiden başkası konuşmamıştır. Meryem oğlu İsa, Cureyc ve (üçüncüsü de): İsrailoğullanndan bir kadın çocuğunu emzirirken yanından, görünüşü güzel, güçlü atlı bir adam geçti. Çocuğun annesi: 'Allah'ım! Oğlumu bunun gibi kıl', dedi. Bunun üzerine oğlu, emmeyi bırakarak, o aüıya dönüp baktı ve: 'Allah'ım! beni bunun gibi kılma' dedi. Sonra geri dönüp emmeyi başladı. Sanki ben şu anda Rasulullah'ı baş parmağını ağzına alıp çocuğun emdiğini anlatırken görür gibiyim. Daha sonra emzikli kadının yanından bir cariye geçti. Onu döverek diyorlardı ki: 'Sen zina ettin, hırsızlık yaptın.' O cariye de: 'Allah bana yeter, o ne güzel vekildir', diyordu. Çocuğun annesi: 'Allah'ım! Oğlumu bunun gibi kılma', dedi. Bunun üzerine çocuk emmeyi bırakarak, o cariyeye baktı ve: 'Allah'ım! Beni bunun gibi kılma' dedim. Çünkü o adam zorba birisiydi. Sonra, 'Allah'ım! Beni bunun gibi kıl1 dedim. Çünkü, o cariyeye zina ettin, hırsızlık yaptın diyorlardı. Fakat o zina etmemişti, hırsızlıkta yapmamıştı."[261]
Çocuğu için korkarak hak üzere direnme hususunda tereddüt eden kadın:
Süheyb (r.a.)'dan: "Rasulullah(s.a.v.) şöyle buyurdular: 'Sizden önce bir kral vardı. Krala denildi ki: 'Gördün mü? Allah, korktuğun şeyi başına getirdi. İnsanlar Allah'a iman ediyorlar'. Bunun üzerine kral, yol ağızlarına kanallar kazılmasını emretti. Kanallar kazıldı, içlerine ateşler dolduruldu. Kral: 'Dinlerinden dönmeyenleri ateşe atın', dedi ve attılar. Sıra beraberinde bir çocuk olan kadına gelince, kadın ateşe girmekte tereddüt etti. Bu durumu gören çocuk: 'Ey anne! Sabret, şüphesiz ki sen hak üzeresin', dedi."[262]
Değerli sahabe kadınları çocukları için hayır duada bulunmaya önem veriyorlar:
Esma (r.a.) Abdullah bin Zübeyr'e hamile idi. Esma diyor ki: "Hamileliğimi tamamladığım zaman yola çıktım. Medine'ye geldim. Küba'ya indim. Çocuğumu Küba'da doğurdum. Sonra onu Rasulullah (s.a.v.)'e götürdüm. Rasulullah bir hurma istedi. Onu çiğneyip çocuğun ağzına tükürdü. Böylece çocuğumun karnına ilk giren şey, Rasulullah'ın tükrüğü oldu. Sonra Rasulullah o hurmayla çocuğun damağını ovdu, dua etti ve mübarek olmasını temenni etti. Abdullah bin Zübeyr müslümanlardan Medine'de doğan ilk çocuk oldu".[263]
Enes b. Malik'ten rivayetle şöyle diyor: "Ümmü Selim'in annesi bir çocuk doğurdu ve Enes'e şöyle dedi: 'Ey Enes: Onu kimse emzirmiyor, yarın onu Rasulullah'a götür.' Sabah olunca kucağıma aldım ve Rasulullah'a götürerek, O'nun kucağına koydum. Rasulullah Medine'de yapılan hurma ezmesinden istedi. Onu çiğneyerek eritti ve çocuğun ağzına bıraktı. Çocuk dudaklarını yalamaya başladı. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.): 'Ensarla-rın hurmayı sevmesine bakınız,' buyurdu. Çocuğu okşayarak adını Abdullah koydu."[264]
Muhsan'ın kızı Ümmü Kays'dan: "Ümmü Kays yemek yemeyen küçük çocuğunu Rasulullah'a getirdi. Rasulullah onu kucağına oturttu. Çocuk Ra-sulullah'm kucağına bevletti. Rasulullah su isteyip yıkamadan sadece sildi."[265]
Ebu Hureyre'den rivayetle: "Bir kadın çocuğunu Rasulullah'a getirerek: 'Ey Allah'ın Peygamber'i! Buna dua et.' Bir başka rivayette: "Çocuğum, rahatsız, onun için korkuyorum. Üç tanesini defnettim' dedi. Rasulullah: 'Üçünü mü defnettin?' Kadın: 'Evet' dedi. Bunun üzerine Rasulullah: 'Onlar sana ateşe karşı güçlü bir engel olurlar', buyurdu."[266]
Abdullah bin Hişam'dan: "Hişam, Rasulullah'ı görenlerdendi. Annesi Zeyneb binti Hamid, onu Rasulullah'a götürerek: 'Ey Allah'ın Rasulü! bundan biat al,1 dedi. Rasulullah: 'Bu küçük' diyerek başını okşadı ve ona dua etti.[267]
Bir sahabi kadın bakmak için Peygamber'in teklifini geri çeviriyor:
Ümmü Seleme'den rivayetle: "Rasulullah (s.a.v.) beni kendisine istemesi için, Hatıb bin Belta'yı bana gönderdi. Ben de yanımda kızımın olduğunu ve düşkünlüğümü söyledim. Rasulullah: 'Kızına gelince, ona ihtiyaç duymaması için; onun da düşkünlüğünü gidermesi için Allah'a dua ederiz1, buyurdu."[268]
Sahabi kadın, babası ölen çocuğunu gözetiyor: Peygamber'in hizmetine sunması ve onun için dua istemesi:
Enes b. Malik'ten rivayetle: "Annem örtüsünün bir kismııyla kendisini bir kısmıyla da beni örterek Rasulullah'a götürdü ve şöyle dedi: 'Ey Allah'ın Rasulü, oğlum Enes'i sana hizmet etmesi için getirdim. Onun için Allah'a dua et.' Bunun üzerine Rasulullah şöyle dua etti: 'Ey Allah'ım! Onun malını ve çocuklarını çoğalt.' Daha sonra Enes: 'Allah'a yemin olsun ki, malım çoğaldı, çocuklarımın ve torunlarımın sayısı bugün yüzün üzerindedir,' dedi."[269]
Rasulullah'ın sırrını korumaya önem vermesi:
Sabit Enes'ten rivayetle: "Çocuklarla beraber oynarken Rasulullah yanıma geldi, selam verdi ve beni bir ihtiyacı için gönderdi. Annemin yanına gitmeye geç kalınca: 'Niçin geç kaldın' diye sordu. Ben de: 'Rasulullah bir ihtiyacı için gönderdi' dedim. Annem: 'İhtiyacı neydi' dedi. Onun sır olduğunu söyledim. Annem: 'Rasulullah'ın sırrını hiç kimseye anlatma' dedi. Enes diyor ki: 'Allah'a yemin olsun ki, ey Sabit! O sırrı birine söyleyecek olsaydım, sana söylerdim."[270]
Değerli sahabi kadınlar çocuklarını oruca ve sabıra alıştırıyorlar:
Rubeyyi binti Muavviz'den: "Rasulullah(s.a.v.) aşura günü sabahı En-sar köylerine haber göndererek şöyle dedi: 'Kim oruçsuz olarak sabahladıy-sa, günün kalan kısmını oruçlu geçirsin. Kim de oruçlu sabahlamışsa, orucunu tamamlasın.' Rubeyyi: 'Biz aşura günü oruç tutuyor ve çocuklarımıza da oruç tutturuyorduk. Çocuklarımız yemek için ağladıkları zaman, iftara kadar beklemeleri için yünden yaptığımız oyuncakları onlara veriyorduk,' dedi. (Müslim'in rivayetinde ise: 'Orucu tamamlayıncaya kadar, onları oyalayacak oyuncaklar veriyorduk)."[271]
Sahabi kadın çocuklarını az yemeğe alıştırıyor:
Ebu Hureyre'den: "Bir adam, Peygamber'in yanına geldi. Rasulullah da onu hanımlarının yanına gönderdi. Hanımları yanlarında sudan başka bir şey olmadığını söyleyince, Rasulullah: 'Bu adamı kim misafir eder?' dedi. Ensar'dan bir adam: 'Ben' dedi. Adamı alıp evine götürerek: 'Rasulullah'ın misafirine ikramda bulun', dedi. Hanımı da: 'Evimizde çocuğun yiyeceğinden başka bir şey yok' dedi."[272]
Sahabi kadın kızlarını kendi nefsine tercih ediyor:
Aişe (r.a.)'dan rivayetle: "Yanıma beraberinde iki kız çocuğuyla yoksul bir kadın geldi. Kadına üç hurma verdim. Her birine bir hurma verdi. Diğer hurmayı yemek için ağzına götürdüğünde, kızları onu da yemek istediler. Kadın yemek istediği bu hurmayı da kızlarına paylaştırdı. Kadının bu tavrı hoşuma gitti ve Rasulullah'a anlattığımda şöyle buyurdu: 'Şüphesiz ki Allah, bununla o kadına cenneti vacip kılmıştır ya da ateşten azad etmiştir."[273]
Sahabi kadın, küçük çocuğun Hac etmesi için uğraşıyor:
İbn Abbas'tan: "Rasulullah (s.a.v.) bir toplulukla karşılaştı ve kim olduklarını sordu. Onlar da: "Sen kimsin?" dediler. 'Allah'ın Rasulü' dedi. Bir kadın küçük çocuğunu kaldırarak: 'Bunun için hac var mı?' dedi. Rasulullah: 'Evet, senin için de ecir vardır' buyurdu."[274]
Sahabi kadın, çocuğunun şehit olmasından sonra onun mükafat durumuyla ilgileniyor:
Enes bin Malik'ten: "Bedir günü çocuk olan Harise şehit düştü. Annesi Rasulullah (s.a.v.)'e gelerek: 'Ey Allah'ın Rasulü, Haris'in yerini bana bildirir misin?' Eğer cennette ise sabredip Allah'tan ecir isteyeyim. Başka yerde ise acaba ne yapayım?" (Başka bir rivayette:[275] 'Eğer onun dışındaysa daha fazla ağlayayım.') dedi. Rasulullah: 'Yazıklar olsun sana, aklını mı kaybettin? Bir tek cennet mi?[276] Bir çok cennet vardır. O şimdi Firdevs cennetindedir' buyurdu." [277]
Çocuk Terbiyesinde Eşlerarasi Yardımlaşma
Rasulullah (s.a.v.) erkeğin sorumluluğunu belirliyor:
Abdullah bin Amr bin As'dan Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: "Şüphesiz çocuğunun senin üzerincje hakkı vardır."[278]
Rasulullah (s.a.v.) çocukları ve torunlarını jpüyor ve onlarla oynuyordu:
Enes b. Malik'ten: "Rasulullah'la (s.a.v.) birlikte Ebi Seyfi'l-Kayni'nin yanına girdik. Ebi Seyf, Rasulullah'ın oğlu İbrahim'in süt annesinin kocasıy-dı. Rasulullah, İbrahim'i öptü ve kokladı."[279]
Ebu Katade el-Ensari'den Rasulullah (s.a.v.) kucağında kızı Zeyneb'in kızı Emame olduğu halde namaz kılıyordu. Secdeye gittiği zaman onu bırakıyor, kalktığı zaman da geri alıyordu."[280]
Ebu Hureyre'den Rasulullah (s.a.v.) gündüzün bir kısmında Taife çıktı. Ne ben onunla, ne de o benimle Beni Kaynuka'dan bir pazara varıncaya kadar konuşmadık. Fatıma'nın evinde oturarak 'burada küçük çocuk var mı?' diye sordu. (Bununla torunu Hasan'ı kastediyordu.) Fatıma onu bir süre geciktirdi. Ben ona elbise giydirdiğini veya yıkadığını sandım. Getirdiğinde Rasulullah onu kucağına alıp öperek: 'Ey Allah'ım! Bunu seviyorum ve onu sevenleri de seviyorum,' buyurdu."[281]
Rasulullah (s.a.v.) Ummü Seleme'nin kızıyla oynuyor:
Enes bin Malik'ten: "Rasulullah (s.a.v.) Ümmü Seleme'nin kızı Zey-neb'le oynayarak: 'Bir kaç defa Ey Zeynebcik, Ey Zeynebcik' diyordu."[282]
Değerli sahabi Hamala, çocuklarını güldürüyor ve onlarla oynuyordu:
Hanzala (r.a.)'dan: "Rasulullah'ın yanında idik. Bize öğüt verdi ve cehennemi hatırlattı. Sonra eve geldim ve çocukları güldürdüm."[283]
Öpmeyi, kucaklamayı ve oynamayı zikreden bu nasslar, küçük çocukları severek gözetmeyi ifade ediyor. Açıktır ki bu gözetme -özellikle de gelecek merhalelerde- bu önemli alanda anneyle dayanışma içerisine girerek birçok terbiye ve yönlendirme biçimlerine uzanmalıdır.
RasuluUah (s.a.v.) karısı ümmü Seleme'nin çocuğunun eğitimine yardımcı oluyor:[284]
Ömer bin Ebi Seleme'den: "RasuluUah (s.a.v.)'in gözetimi altında bir çocuktum. Yemek yerken, elim yemek kabının her tarafında dolaşırdı. Ra-sulullah bana: 'Ey çocuk, Allah'ın adını an, sağ elinle, sana yakın olan taraftan ye1 buyurdu. Bundan sonra ben her zaman besmele ile, sağ elimle, önümden yemek yedim." [285]
Kadının İkinci Sorumluluğu: Ev İşleri
Kur'an'dan örnekler:
Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"İbrahim'in ağırlanan misafirlerinin haberi sana geldi mi? Onlar. İbrahim'in yanına girmişler, selam vermişlerdi. İbrahim de selamı almış, içinden, (bunlar yabancılar) demişti. Hemen ailesinin yanma giderek semiz bir dana getirmişti." (Zariyat sûresi, 24- 26).
Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"O esnada hanımı ayakta idi ve (bu sözleri duyunca güldü. Ona da İshak'ı, İshak'ın ardımdan da Yakub'u müjdeledik." (Hud sûresi, 71).
Birinci âyette semiz dananın hazırlanmasında İbrahim (a.s.) hanımının rolü dolduğuna işaret vardır. İkinci âyete gelince Taberi ve Kurtubi tefsirinde varid olduğu üzere İbrahim (a.s.)'ın karısı, ayakta misafirlere hizmet ediyordu.
Sünnetten örnekler:
Rasulullah (s.a.v.) kadının ev işlerini yürüteceğini belirtiyor:
Abdullah bin Ömer'den: "RasuluUah (s.a.v.) şöyle buyurdular: 'Biliniz ki hepiniz gözeticisiniz ve gözetmekte olduğunuzdan sorumlusunuz. Kadın kocasının evini ve çocuklarını gözeticidir ve onlardan sorumludur."[286]
Fatıma (r.a.) kocasının evinde çalışıyor ve Rasulullah'tan hizmetçi istiyor:
Ali bin Ebi Talib (r.a.)'dan rivayetle: "Fatıma (r.a.) Rasulullah'a gelerek değirmen çevirmekten şikâyet etti. (Ahmed'in rivayetinde: 'Değirmende un yapıp hamur yoğurmaktan ellerinin yaralandığını' söyledi?) O sırada Rasulullah'a getirilen esirlerden istemek üzere gelmişti. Evde Rasulullah'ı bulamadı, yalnız Aişe'yi buldu ve ona durumunu anlattı. Rasulullah'ın geldiğinde-Aişe Fatıma'nm gelidiğini haber verdi. Hz. Ali diyor ki: 'Bunun üzerine RasuluUah bize geldiğinde bizi yatarken buldu. Biz kalkmağa davranırken RasuluUah bize:[287] 'Yerinizde durunuz!1 buyurdu ve ikimizin arasına oturdu. Hatta ben karnımın üzerinde ayaklarının serinliğini hissettim. Sonra RasuluUah: 'Benden istediğinizin daha hayırlısını size haber vereyim mi? Siz yatağınıza geldiğinizde otuz dört defa Allahu Ekber; otuz üçdefa Sübhanallah ve otuzüç defa Elhamdülillah dersiniz. Bu sizin için hizmetçiden daha hayırlıdır1 buyurdu."[288]
Buhari bu hadisi ikinci kez Humus kitabı'nın "Humus'un Rasulullah'ın vekillerine ve yoksullara verileceğine dair delil" babında naklediyor. Hz. Fatıma kendisine hizmetçi isteyince Rasulullah (s.a.v.) hizmetçiyi ona vermeyip, Suffa ehline ve dullara vermeyi tercih ederek, Fatıma'nın Allah'a tevekkül etmesini istemiştir.[289]
Hafız İbn Hacer diyor ki: "Buhari'nin hadisinde Suffe ehline ve dullar zikredilmiyor. Sanki o bununla sözkonusu hadisin varid olduğu diğer kanallara işaret etmiştir. Nitekim Ahmed bu uzun kıssayı başka bir şekilde şöyle rivayet ediyor: Allah'a yemin olsun ki! o köleleri, Suffa ehli açlıktan karınlarını tutarken, onları bırakıpta size veremem. Ben Suffa ehline infak edecek bir şey bulamıyorum. Fakat bu köleleri satarak onlara parasını infak edebilirim."[290]
Sonra Buhari aynı hadisi peş peşe gelen: "Kadının kocasının evinde çalışması" ve "Kadının hizmetçisi" bablannda naklediyor.
Hafız İbn Hacer "Kadının hizmetçisi" babında geçen hadisin şerhinde diyor ki: "Yani kocanın hanımına hizmetçi tutması gerekir mi?" Taberi diyor ki: "Bu hadisten, gücü yeten her kadının un eleme ekmek yapma gibi ev işlerini yapması gerektiği sonucu çıkarılır. Bu kadın gibi diğer kadınlar da bu işleri yapıyorlarsa, kocasının ona hizmetçi tutması gerekmiez." İmam Malik'e göre: "Kadın soylu biri olsa bile, kocası fakir ise ev hizmetini yapması gerekir." İbn Battal anlatıyor: "Bazı alimler şöyle diyorlar: Biz Peygamber (s.a.v.)'in Hz. Fatıma'ya gizli hizmetle ilgili hüküm vermesi hususunda, herhangi bir rivayet bilmiyoruz. Aksine bu mesele aralarında bilinen, güzel ahlâk ve iyi muamele ile cereyan etmiştir. Kadının bir hizmete zorlanmasına gelince, bunun hiç bir dayanağı yoktur. Bilakis kocanın, kadının geçiminin tamamını sağlaması konusunda icma edilmiştir. Tahavi: "Kocanın, kadının hizmetçisini evinden çıkaramayacağı hususundaki içmayı nakletmiştir. Bu da gösteriyor ki ihtiyacı ölçüsünde hizmetçinin geçimini sağlamak da kocaya aittir." Malik, Leys ve Muhammed bin Hasan diyorlar ki: "Kadın soylu birisi ise kendisinin ve hizmetçisinin nafakası karşılanmalıdır." Zahiriler buna karşı çıkarak, "halifenin kızı dahi olsa kocanın karısına hizmetçi bulması gerekmediğini" söylüyorlar. Cumhurun delili, "Onlarla iyilikle geçinin" âyetidir; yani kadın hizmetçiye ihtiyaç duyarken engellenirse iyilikle geçinme olmamış olur."[291]
Kadınınkocasının evinde çalışması konusunda başka örnekler de vardır.
Esma binti Ebu Bekir (r.a.)'dan rivayetle : "Zübeyr bin Avvam benimle evlendiğinde, yeryüzünde mal namına, köle olsun veya başka bir şey olsun, şu, su çekilen deve ile atından başka bir şeyi yoktu. Atının otunu, yemini de ben bulup verirdim, ben sulardım. Su kırbasını dikerdim, hamur yoğurur-dum, yalnız ekmek yapmayı beceremezdim. Onu da Ensar'dan komşularım kadınlar yaparlardı. Bunlar iyi kadınlardı. Sonra Rasulullah Zübeyr'e bir miktar hurmalık vermişti. Zübeyr'in bu hurmalığından başımın üstünde hurma çekirdeği taşırdım. Bu hurmalık, evimden bir fersahın üçte ikisi mesafeydi. Yine bir gün başımda hurma çekirdeği ile eve gelirken Rasulullah'la karşılaştım. Yanında Ensar'dan bir kaç kişi vardı. Rasulullah beni çağırarak, devesinin terkisine binmem için deveyi çökertmek istedi. Fakat ben erkek-lerle yolculuk etmekten utandığım için ve Zübeyr ve onun kıskançlığım hatırladığım için gitmedim. -Zübeyr insanların en kıskancı idi- Bunun üzerine Rasulullah benim utandığımı anladı ve devesini sürüp gitti. Zübeyr'in yanına geldiğimde ona: 'Bugün Rasulullah'la başımda hurma yükü ile karşılaştım. Yanında ashabtan bir kaç kişi vardı. Beni bindirmek için devesini çökertmek istedi. Fakat ben utandım, senin kıskançlığını da hatırladım,' dedim. Bunun üzerine Zübeyr: 'Allah'a yemin olsun ki, senin hurma çekirdeği yükün bana Rasulullah ile beraber deveye binmenden daha güç oldu' dedi. Esma: 'Ben bu yükü taşımaya, babam Ebu Bekr at seyisliği yapacak bir hizmetçi verinceye kadar devam ettim. Sanki babam beni azad etmişti,1 de-di."[292]
Hafız İbn Hacer, Zübeyr'in: "Allah'a yemin olsun ki, senin hurma çekirdeği yükün bana Rasulullah ile deveye binmenden daha güç oldu" sözünün şerhinde diyor ki: "Bütün bunlar yani (Rasulullah'ın terkisine binmesi ve kasıtsız olarak sıkışıklığın olması) uzak bir yerden başının üzerinde çekirdeği taşımak için harcayacağı çabadan daha hafiftir. Ebu Sevr, kadının, kocasının ihtiyaç duyduğu bütün hizmetleri yerine getirmesine, bu kıssayla delil getirmiştir. Diğerleri ise kıssada geçen vakıanın zorunlu değil, gönüllü olduğunu söylemişlerdir. Mühellib ve diğerleri bu görüştedir. Görülüyor ki, önceden de geçtiği gibi bu ve buna benzer vakıalar, zaruri hallerden olmuştur. Benzeri hallerde bulunmayan diğer kimselere, hüküm taşınamaz.
Daha önceden geçtiği gibi Hz. Fatıma'nın elleri un öğütmekten yara olmuş ve babasından bir hizmetçi istemişti. Babası, ona, bundan daha hayırlı olan Allahu Teala'nın zikrini göstermişti. Uygun olan, bu gibi meseleleri ülkelerin adetlerine bırakmaktır. Çünkü bu hususta gelenekler farklıdır.[293]
İmam Nevevi diyor ki: "Bütün bunlar insanların uyguladıkları iyilik ve güzelliklerdendir. Kadın zikredilen bu ve benzeri durumlarda kocasına hizmet eder. Ekmek pişirme, yemek hazırlama, elbise yıkama gibi işler, kadının kocasına yaptığı iyiliklerden, gönüllü yaptığı işlerden ve iyi geçinmenin gereklerinden olup bunları terkettiği zaman günahkâr olmaz ve kendisine de bir şey gerekmez."[294]
Değerli şahabı kadın kocasının evinde çalışıyordu ve onun küçük kız kardeşlerini gözetiyordu:
Cabir bin Abdullah'tan rivayetle: "Babam öldüğünde yedi ya da dokuz
kız bıraktı. Bunun üzerine dul bir kadınla evlendim. Rasulullah (s.a.v.) bana: 'Ey Cabir evlendin mi?' diye sordu. Ben de: 'Dul' dedim. Bunun üzerine Rasulullah: 'Keşke bakire bir kızla evlenseydin. Onunla oynadığında, o da seninle oynardı; onunla güldüğünde, o da seninle gülerdi,' buyurdu. Ben de dedim ki: 'Babam öldüğünde kızlar bıraktı, onlar gibi birisini getirmeyi uygun bulmadım. Onlara bakacak ve gözetecek bir kadınla evlendim.' Rasulullah bunun üzerine: 'Allah sana mübarek etsin1 buyurdu."[295]
Buhari bu hadisi "Kadının kocasına çocuğu hususunda yardımcı olması" babında naklediyor. Fethu'l-Bari'de İbn Battal'ın şöyle dediği rivayet edi-iiyor:[296] "Kadının kocasına çocuğu hususunda yardımcı olması üzerine vacip değildir. Aksine iyi geçinme ve salih kadınların tabiatındadir." [297]
Ev İşlerinde Karşılıklı Dayanışma:
Rasulullah (s.a.v.) ailesine hizmet ederdi:
Esved (r.a.)'dan rivayetle: "Hz. Aişe'ye: 'Rasulullah evde ne iş yapıyordu diye sordum'. 'Ailesinin işleriyle (hizmetiyle) uğraşıyordu. Namaz vakti gelince de namaza çıkıyordu1 dedi.[298]
Ahmed'in rivayetinde:m "Hz. Aişe'ye: 'Rasulullah'ın evde ne yaptığı sorulduğunda Aişe (r.a.):[299] 'O insanlardan biri gibiydi. Elbisesini yıkıyordu. Keçiyi sağıyordu ve kendi hizmetini yapıyordu' dedi." (Bir başka rivayette ise[300]: 'Elbisesini dikiyor, ayakkabısını tamir ediyor ve erkeklerin evlerinde çalıştıkları gibi çalışıyordu."
Buhari bu hadisi çeşitli yerlerde naklediyor. "Kitabıı's-Salat" "Kitabu'n-Nafakaf ve "Kitabu'1-Edeb" de.
Hafız İbn Hacer diyor ki: "Hadiste geçen "mihnetu" kelimesini Ebu İyaz tefsirinde hizmet olarak açıklamıştır... Sahhah da "mihne" hizmet demektir. Muhkem sahibi "mihne"nin meslek, hizmet ve çalışma olduğunu söylemiştir... Hadiste kibirlenmeyi terketmeye, tevazuya ve erkeğin ailesine hizmet etmesine teşvik vardır.'[301]
Ali bin Ebi Talih ailesine yardım ederdi;
Ali (r.a.) Rasulullah'ın sünnetine uyarak ev işlerinin yürütülmesinde ailesine yardımcı oluyordu. Bu konuda Fethu'l-Bari'de Ahmed'ten şu rivayeti naklediyor: "Bir gün Ali (r.a.) Fatıma'ya: 'Allah'a yemin olsun kî, göğsüm ağrıyıncaya kadar kustum' dedi. Fatıma da : 'Benim de Allah'a yemin olsun ki, un öğütmekten ellerim yara oldu' dedi."[302]
Cabir bin Abdullah ailesine yardımcı olurdu:
Cabir bin Abdullah (r.a.)'dan rivayetle: "Hendek kazdığımız zaman, Rasulullah'ı çok acıkmış olarak gördüm. Bunun üzerine, hanımıma gidip: 'Rasulullah'ı şiddetli acıkmış olarak gördüm. Evinde yiyecek bir şey varmı?' diye sordum. Karım: 'Biraz arpa ile bir oğlak var' dedi. Bir kap içinde bir sa' arpa çıkardı... Oğlağı da kestim ve kazana koydum..."[303]
Allah, İmam Buhari'ye rahmet etsin, ev işlerinin yürütülmesi sorumluluğunu peşpeşe gelen üç ayrı babta nakletmiştir. Birincisi: "Kadının kocasının evinde çalışması" babı. İkincisi: "Kadının hizmetçisi" babı. Üçüncüsü: "Erkeğin ailesine hizmet etmesi" babı. Bu üç bab, bu sorumluluğun bütün yönleriyle ilgili güzel bir özet sunuyor. Kadının, ev işlerinin yürütülmesindeki sorumluluğu ya da hadisi şer'ifteki "kadın kocasının evini gözetleyici" ifadesi, yemeğin hazırlanmasından, elbisenin yıkanıp ütülenmesine, evin temizlenmesine, teıtibine ve güzelleştirilmesine kadar bütün ev işlerinin tamamını kadının yapması anlamında değildir. Aksine, bütün bunlara kadının müsriflik yapması anlamındadır. Bunları, kendisi, kocası, -bir kısmını- hizmetçisi, çocukları ve yakınları yapabilir. Bu mesele bir çok faktöre bağlıdır; ekonomik durum, gerek kadın ve erkek, gerekse çocukların ev işleri için harcayacakları vakit gibi. Yine bu mesele, kadının hiç aksatmadan bu işleri başarma, çocuklarını gözetme ve eğitme; kendi kişiliğini koruyacak ve geliştirecek kültürel, sosyal faaliyetlere katılma gibi diğer görevlerini yürütme gücüne bağlıdır. Kısacası, ev işlerini kadının yürütmesiyle ilgili bağlayıcı bir hüküm yoktur. Doğru olan, yöntemi ailenin koşullan belirler. Bununla birlikte bilinmelidir ki, aile bireyleri arasındaki dayanışma ve organize her koşul ve durumda temel iki faktör olmuştur. Bu iki faktör, bir yönden, ev işlerinin kolaylıkla başarılmasının garantisidir; diğer bir yönden fertler dinlenmeye zaman bulmalarının yanı sıra, sosyal, kültürel ve siyasî faaliyetlerini, görevlerini yapabilmeleri için gerekli olan zamanı bulurlar.
Değerli okuyucunun dikkatini iki önemli noktaya çekmek istiyorum: Birincisi, ev işlerine erkeğin ya da çocukların yardımcı olması. Şöyle ki, bir çok insan tarafından bu garip karşılanıyor. Erkeklerin ev işlerine katılmalarının ayıp olduğu -maalesef- bize tevarüs etmiştir. Bu, erkeğin değerini düşüren bir ar kabul ediliyor. Bu yanlış düşünceyi ve saplantıyı İslâm'ın öncülüğüyle tashih etmemiz yeterlidir. Daha önceden de belirttiğimiz gibi Hz. Peygamber, ev işlerini yapıyordu. Bundan dolayı Hafız İbn Hacer, sözkonu-su hadisi hakkında şöyle demişti: "Bu hadiste, kibirlenmeyi terketmeye, te-vazuya ve erkeğin ailesine hizmet etmesine teşvik vardır."'[304]
İkinci nokta, yine bize tevarüs eden, kadının zamanının tamamını olsa da ev işlerinin hepsi onun yapmasıyle ilgili. Bunun için de, kadının bundan başka uğraşacak bir işinin olmadığını ve olmasının da gerekmediğini ileri sürüyorlar. Şu bir gerçek ki, zaman değişti, yaşadığı dünyayı anlaması ve kişiliğini geliştirmesi için müslüman kadının, imkânları ölçüsünde sosyal, kü-türel ve siyasi faaliyetlere katılması görevi oldu. Bu meselenin bir yönü, diğer bir yönü ise, kadının toplumuna hizmet etmesi. Biz, erkeğin karısına yardımcı olmasının esasen burada olması gerektiği kanısındayız. Böylelikle kadın, sözkonusu o güzel faliyetlere katılmak için bazı vakitler fırsat bulur. Aksi takdirde, kadın tamamen hapsolur ve evdeki sorumluluğunu yerine getirme gerekçesiyle bütün güzel faaliyetlerden mahrum kalır. -Toplum da ondan mahrum kalır.-
Her halükârda, -bütün ömrü boyunca- gününü geçiren, çocuklarını terbiye eden, meçhul kahraman suskunluğuyla onları gözeten ve yüce Allah'ın rızasını dileyen kadını Allah mübarek kılsın!.. Hayatını ailesinin ve çocuklarının ihtiyacını karşılamak için çaba sarfederek geçiren, onların rahatı için uykusunu feda eden ve karısına ev işlerinde yardımcı olmaktan bir an bile geri kalmayan erkeği de Allah mübarek kılsın! [305]
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
[189]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/73.
[190] Tefsiru'l-Menar: 2/297, 298
[191] Buhari, 11/161. Müslim, 4/178
[192] Müslim, 4/41
[193] Camiu's Sağir, Hadis no: 2443
[194] Süneni İbn Mace, Hadis no: 1608
[195] Süneni İbn Mace, Hadis no: 1609
[196] Buhari:ll/26. Müslim,7/182
[197] Camiu's Sağir : Hadis no: 3325
[198] Camiu's Sağir : Hadis no: 3294
[199] Mecmuu"z Zevaid: 4/306
[200] Sünenü İbni Mace : Hadis no: 4/306.
[201] Mevmuu'z Zevaid: 4/ 306. Camiu's Sağir Hadis no: 1505.
[202] Camiu's Sağir: Hadis no :135.
[203] Camiu's Sağir: Hadis no:7069
[204] Buhari, 1/63. Müslim,l/49
[205]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/73-78.
[206] Buhari, 11/211. Müslim:6/8.
[207] 'Tei-shn'J Uı-n&r: ^'301, 302
[208] Tefsiru'l Menar: 5/56, 57.
[209] Müslim,6/15
[210] Buhari, 8/120, Müslim:6/127
[211] Buhari, 4/71. Müslim, 1/97.
[212] Silsiletü'l Ehadisu's Sahiha, Hadis no: 329.
[213] Buhari, 1/25. Müslim,l/ 97.
[214] Müslim, 4/173
[215] Fethu'l-Bari, 8/401
[216] Buhari, 8/398. Müslim, 6/117
[217] Buhari, 7/399. Müslim, 6/ 118
[218] Buhari, 6/274
[219] İbn Hıbban, El'ihsanu fi tegrib: 9/365
[220] Ebu Davud: 2/575
[221] Buhari, 12/418
[222] Buhari,ll/190
[223] Buhari, 10/190. Müslim: 4/192
[224] Buhari, 6/146. Müslim: 4/79
[225] Buhari, 9/412. Müslim: 8/106
[226] Taberani: Hadis no:3294
[227] Taberi: Fethul-Bari.10/ 264
[228] Fethu'l-Bari,U/437
[229] Müslim:4/41
[230] Buhari,H/430
[231] Buhari,ll/425, Müslim,3/81
[232] Müslim: 6/4 Buhari,ll/426. Müslim: 5/71
[233] Taberani: Hadis no: 1441
[234] Müslim:3/78
[235] Buhari,ll/26. Müslim: 7/182
[236] Buhari,ll/435. Müslim, 5/129
[237] Buhari, 4/36. Müslim:3/90
[238] Buhari, 5/204.
[239] Buhari, 11/431. Müslim 3/91
[240] Buhari, 6/145-146. Müslim: 3/92
[241] Buhari,ll/134. Müslim: 4/15
[242] Buhari, 4/71. Müslim: 3/80
[243] Buhari,4/68
[244] Fethu"l-Bari,4/72
[245] Buhari,4/73, Müslim:3/8O
[246] Buhari,13/33. Müslim:8/38
[247] Sünenü'n Nesai, Hadis no:3518
[248] Camiu's Sağir, Hadis no: 5300
[249] Camiu's Sağir, Hadis no: 5300, 7115
[250] Buhari, 11/258, Müslim: 3/18
[251] Fethu'l-Bari, 3/121
[252] Müslim: 7/12
[253] Buhari, 6/146. Müslim: 3/79.
[254] Fethu'l-Bari, 6/145,146.
[255]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/78-92.
[256] Buhari. 16/229
[257] Buhari, 11/26. Müslim,7/182.
[258] Sünenü İbiDavud, Hadis no:4176
[259]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/92-94.
[260] Buhari,7/208.
[261] Buhari, 7/321. Müslim, 8/5.
[262] Müslim, 8/229.
[263] Buhari, 8/249. Müslim, 6/175
[264] Müslim, 7/145.
[265] Buhari,l/339. Müslim, 1/164
[266] Müslim, 8/40
[267] Buhari, 16/326
[268] Müslim, 3/37
[269] Müslim, 7/159.
[270] Müslim,7/160.
[271] Buhari, 5/104. Müslim, 3/152.
[272] Buhari, 8/120. Müslim, 6/127
[273] Buhari, 13/33. Müslim, 8/38.
[274] Müslim, 4/101.
[275] Buhari, 6/366.
[276] Buhari, 8/306.
[277]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/94-99.
[278] Müslim:3/163.
[279] Buhari, 3/146. Müslim, 7/76.
[280] Buhari, 2/137. Müslim: 2/73.
[281] Buhari, 5/244. Müslim: 7/130.
[282] Camiu's Sağir, Hadis no: 4901.
[283] Müslim, 8/95.
[284] Buhari,l 1/450.
[285]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/99-100.
[286] Buhari, 6/106. Müslim, 6/8.
[287] Mecmuu'z Zevaid: 10/108
[288] Buhari,l 1/433, Müslim:8/84
[289] Buhari,7/23
[290] Fethu'l-Bari, 7/23
[291] Fethu'l-Bari,ll/434,435
[292] Buhari,l 1/234, Müslim:7/ll
[293] Fethu'l-Bari, 11/236,237
[294] Müslira Şerhi Nevevi:14/164
[295] Buhari.il/441, Müslim:4/176
[296] Fethu'l-Bari: 11/442
[297]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/100-104.
[298] Buhari, 2/303
[299] Silsiletü11-Ehadisis Sahiha, Hadis no: 671
[300] eamiu's Sağir, Hadis no: 4813
[301] Fethu'l-Bari, 2/303-304
[302] Fethu'l-Bari, 11/366
[303] Buhari, 8/401. Müslim, 6/118
[304] Fethu'l-Bari, 2/304
[305]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/104-106.

