MİHİR BEDELİ

Dinimiz İslam Kuralları İçerisinde Evliliğe İlk Adımlar ve Evlilik Hayatının İslami Deliller Işığında Paylaşıldığı Bölüm

Mesajgönderen Şatibi » Cmt Oca 28, 2012 12:18 pm


Mihirsiz Nikah, Caiz Midir?



MİHİR, EVLİLİK sözleşmesi esnasında erkeğin sunduğu bir tür hedi­ye ya da hibedir... Bu hediye yeni hayatın başlangıcında sevgi tohumu eken kimsenin gücüne bağlıdır. Güç ve kudret sınırları içerisinde olduğu sürece az ya da çok olmasında bir sakınca yoktur. Hediye sembolik bir du­rum olup değeri maddi olarak ölçülmez. Aksine veren kimsenin duygusuna ve arkadaşına yapacağı ikramdaki arzusuna bakılır. Cömert olan elinde bu­lunanla bol bol verendir. Fakir bir kimsenin sunduğu demir yüzük zengin bir kimsenin sunduğu kantarlar dolusu altına denktir. Her halükârda mihir kesin bir emir olup kadının ondan mahrum bırakılması doğru değildir.

Allahu Teala buyuruyor ki:

"Kadınlaramihirlerini bir hak darak (görül hoşluğıyla) verin..'.' (Nisa, 4).

İbn Ömer rivayet ediyor: "Rasulullah sigarı nehyetti. Şiğar; adamın kı­zını, evlendirdiği şahsın kızının kendisine vermesi şartıyla mihirsiz olarak evlendermesidir."[97]

Bu tür nikâhın haram kılınmasıyla kadının mihir hakkı korunmuştur. Mihir meselesi babaların kendi aralarında karşılıklı yaptıkları ticarî sözleş­me gibi olmaz.

Yetimlerin mihri hususunda insaflı davranma ve mihrin misliyle verilmesi:

Allahu Teala buyuruyor:

"Şayet yetim (kızlarla evlenirseniz on)lar hakkında adaleti yerine ge­tiremeyeceğinizden korkarsamz, size helal olan kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın..." (Nisa, 3). Urve b. Zübeyr'den rivayetle: Urve, Hz. Aişe'ye "Yetim kızlar hakkın­da adaleti yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız" âyetini sorduğunda: "Ey kız kardeşimin oğlu! Bu yetim kız, velisinin evinde durur. Malına veli­sini ortak eder. Güzelliği ve malı velisinin hoşuna gider. Bunun üzerine mih-rinde adaleti gözetmeksizin başkaları ne veriyorsa mislini verrir ve onunla evlenmek ister. Veliler bundan nehyedilerek yetimler hakkında adaletli dav­ranmaları ve geleneklerden daha fazla mihir vermeleri istenmiştir."[98]

Mihrin en hayırlısı en kolay olanıdır:

Ukbe b. Amir'den rivayetle Rasulullah şöyle buyuruyor: "Mihrin hayır­lısı kolay olanıdır."[99]

Ebu Hureyre'den şöyle rivayet edilmiştir: "Bir adam Hz. Peygamber'e gelerek: 'Ey Allah'ın Rasulüî Ensar'dan bir kadınla evlendim', dedi. Rasulul­lah: '...Kaça evlendin?1 dedi. O da: 'Dört evrak (kırkdirhem)' dedi. Rasulul­lah: 'Dört evrak ha! Sanki gümüşü şu dağın eteğinden yontuyorsunuz. Yanı­mızda sana verecek bir şey yoktur. Belki seriyye ile dönen ganimetten sana gönderebiliriz1, dedi."[100]

Ömer b. Hattab'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Kadınların mihirle-rinde sakın aşırı gitmeyin. Bu dünya da iyilik, Allah katında ise takvadır. İçinizden en hayırlı olanınız Peygamber'di. O hanımlarına yüz yirmi dir­hemden fazla mihir vermedi..."[101]

Mihirde az ya da çoğun sının yoktur:

Evet, mihir erkeğin ödeme imkânına göre demir bir yüzük de olur; bir kantar altın da olur. İyad diyor ki: "Çoğunluk kadın ve erkeğin razı olacağı şeyle mihrin caiz olduğunu söylemiştir."[102]

Buna delil ise sunacağımız mihir örnekleridir. [103]


Peygamberler Döneminde Mihir Örnekleri



Sekiz ya da on sene çalışmak suretiyle Ödenen mihir:

Bu örnek Musa (a.s.) dönemine aittir. Allahu Teala buyuruyor ki:

"Kızların babası: 'Bana sekiz yıl çalışmana karşılık bu iki kızdan birini sana nikahlamak istiyorum. Eğer on yıla tamamlarsan o senden bir lütuf olur. Ama sana ağırlık vermek istemem. înşaallah beni iyi kimselerden bulacaksın', dedi. Musa: 'Bu seninle benim aramdadtr. Bu İki süreden hangisi doldurursam doldurayım bir kötülüğe uğramayacağım. Söylediklerimize Allah vekildir'dedi." (Kasas, 27-28). [104]


Hz. Peygamber Döneminde Mihir Örnekleri



Besyüz dirhem mihir:

Ebu Seleme b. Abdurrahman rivayet ediyor: "Peygamber'in hanımı Ai­şe'ye, Rasulullah'ın mihrinin ne kadar olduğunu sorduğumda: 'Rasulullah'ın hanımlarına olan mihri beşyüz dirhem1, dedi."[105]

Dörtbin dirhem mihir:

Urve, Ümmü Habibe'den rivayetle: "Rasulullah onunla evlendi. O da Habeş topraklarındaydı. Onu Necaşi evlendirerek dörtbin dirhem mihir ver­di."[106]

Mihir olarak erkeğin İslâm'a girmesi:

Sabit, Enes (r.a.)'dan şöyle rivayet ediyor: "Ebu Talha, Ümmü Sele-me'ye evlilik teklif etti o da: 'Andolsun ki Ey Ebu Talha! Senin gibisi geri çevrilmez. Fakat sen kâfir bir erkeksin, ben ise müslüman bir kadınım. Se­ninle evlenmem helal değildir. Eğer müslüman olursan bu mihrim olur, bun­dan başka bir şey istemem'. Bunun üzerine evlendi ve İslâm'ı da mihri oldu. Sabit (Enes'ten rivayet eden) diyor ki: 'Mihir yönündün Ümmü Seleme'den daha cömert birini kesinlikle işitmedim."[107]

Bir çekirdek ağırlığı mihir:

Enes (r.a.) rivayet ediyor: "Peygamber (s.a.v.) Abdurrahman b. Avf m üzerinde güzel bir koku gördü ve: 'Bu nedir', dedi. O da: 'Ben bir çekirdek ağırlığı altınla evlendim', dedi. Peygamber de: 'Allah onu sana mübarek et­sin. Bir koyunla da olsa velime ver', buyurdu."[108]

Mihir olarak demir bir yüzük ya da bir izar veyahutta kadına Kur'an'dan âyetler öğretme:

Sehl b. Sa'd es-Sadi rivayet ediyor: "Bir kadın Rasulullah'a gelerek: 'Ey Allah'ın Rasulü! Sana kendimi hibe etmeye geldim', dedi. Rasulullah ise ona iyice bakarak başını aşağı eğdi. Kadın onun birşeye karar veremediğini görünce oturdu. Ashabtan biri kalkarak: 'Senin ona ihtiyacın yoksa onu be­nimle evlendir', dedi. Rasulullah da: 'Mihir verecek bir şeyin var mı?', diye sordu.[109] O da : 'Hayır, vallahi, Ey Allah'ın Rasulü!1 dedi.Rasulullah: 'Ehline git de bir şey bulursun belki',dedi. Ehline gitti ve döndü: 'Hayır, vallahi birşey bulamadım', dedi. Rasulullah: 'Bak velev ki demir bir yüzük olsun', dedi. Gitti ve dönerek: 'Hayır, vallahi demir bir yüzük de bulamadım", dedi. 'Fakat işte izanm', dedi. Rasulullah: 'İzannla ne yapacaksın? Sen onu giysen, ona birşey kalmaz. O giyse sana birşey kalmaz1, dedi. Bunun üzerine adam oturdu. Öyle ki oturuşu bir hayli uzadı. Sonra Rasulullah ona: 'Kur'an'dan hiç ezberin var mı?' dedi. O da Talan falan sûreler' diye saydı. Rasulullah:'Git onu ezberinde olan Kur'an'la sana nikahladım', buyurdu.[110]

Mihir olarak zırhın verilmesi:

İbn Abbas rivayet ediyor: "Ali (r.a.) Hz. Fatıma ile evlendiği zaman, Rasulullah ona:'Fatıma'ya birşey ver',dedi. O: ' Hiçbir şeyim yoktur', dedi. Rasulullah: 'Zırhın nerede?' dedi. 'Yanımda' dedi. Rasulullah: 'Onu, ona ver', buyurdu."[111]

Bahçenin mihir olarak verilmesi:

İbn Abbas rivayet ediyor: "Sabit b. Kays'ın hanımı, Rasulullah'a gele­rek: 'Ey Allah'ın Rasulü! Ben, Sabit'i din ve ahlâk konusunda beğenmiyo­rum. Fakat ona güç yetiremiyorum' dedi. Rasulullah: 'Bahçesini geri ver (mihir olarak bahçeyi vermişti)'[112]buyurdu. O da: 'Olur', dedi."[113]

Yüzbin dirhem mihir:

Ukbe b. Amir rivayet ediyor: "Peygamber (s.a.v.) bir adama dedi ki: 'Seni falanca hanımla evlendirmeme razı olur musun?' O da: 'Evet', dedi. Peygamber (s.a.v.) kadına: 'Seni falanca erkekle evlendirmeme razı olur musun?' dedi. O da: 'Evet', dedi. Bunun üzerine onları evlendirdi. Adam hanımın yanına girdi ve kadına mihir belirlemedi, hiçbir şey de vermedi. Bu adam Hudeybiye savaşına katılanların Hayber'de payları vardı. Adama ö-Jüm geldiğinde: 'Beni Rasulullah falan kadınla evlendirdi. Ben, ona ne mihir nede herhangi birşey vermedim. Ben, sizi şahit kılıyorum ona Hayber'deki payımı verdim', dedi. Kadın kocasının payını aldı ve yüzbin dirheme sat­tı."[114]

Mihrin tamamının ya da bir kısmını zifaftan önce vermenin fazileti:

Mihir örneklerinde nakletmiştik Rasulullah (s.a.v.) Ali (r.a.)'dan Fatı-ma'ya zifaftan önce mihir vermesini istemişti, o da zırhını vermişti.

Yine kendisini Rasulullah'a hibe etmeye gelen kadınla ilgili hadisi nak­letmiştik, orada Rasulullah kadınla evlenmek isteyen adama: 'Mihir için ya­nında bir şey var mı?' diye sormuştu.

Hafız İbn Hacer diyor ki: "Hadis mihrin nikâh akdi esnasında verilece­ğini ifade ediyor. Zira bu kadın için daha faydalı olup tartışmayı ortadan kal­dırır. Eğer mihir zikredilmeden akit yapılsa sahihdir. Fakat duhûl esnasında mihri misil verilmesi gerekir. Bir rivayette ise akit esnasında verilmesi gere­kir.[115] Bu hadisten zifaftan önce mihrin verilmesi hususunda acele edilmesi­nin vacip oluşuna delil getirmişlerdir.."[116]

Bu hadisi, Muhibbi Taberi "Duhûldan önce bir şeyin mihir olarak sunulmasının mübahlığı" şeklinde tercüme etmiştir.[117]

Ukbe b. Amir Rasulullah'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Şartların en müstehak olanı fercleri helal kıldırdığınız şeyi Ödemenizdir."[118]

Buhari bu hadisi "nikâh akdi esnasında mihirdeki şartlar", babında naklediyor. 'Şartlar' lafzı umumî bir ifade olup bunun içersine mihirle baağlantısı olan şeyler erkeğin mihir konusundaki taahhüt ettiği şeyler girer.

Hafız İbn Hacer diyor ki: "Şafiilerin yanında nikâhtaki şartlar ikiye ayrılır: Bunlardan biri mihire dönen şart. Bunun ödenmesi gerekir. Nesai'nin tahriç ettiği nıerfu bir hadiste: Mihir üzere evlenen kadının mihri kendisinin­dir."[119]

Daha Önceki sayfalarda geçmişti Rasulullah (s.a.v.) ashabından bir adamı evlendirdi, adam kadının yanına mihir ve herhangi birşey vermeden girdi. Sonra da Hayber'deki payını ona verdi.

Mihir kararlaştırılmadığında kadına mut'a (mal) verilir kararlaştırıldığında yarısı verilir

AUahu Teala şöyle buyuruyor:

"Henüz dokunmadan yada mihir kesmeden kadınları boşarsanız size bir günah yoktur. Ancak onları faydalandırın (birmiktar bir şey verin). Eli geniş olan, kendi gücü nisbetinde eli dar olanda kendi kaderince güzel bir şekilde faydalandırmalı (herkes gücü ölçüsünde bir şey vermeli)dir Bu iyilik edenlerin üzerine bir borçtur. Bir mihir kesdiğiniz takdirde, henüz dokunma­dan onları boşarsanız kestiğinizin yarısını (verin). Ancak kadınlar vazgeçer yahut nikâh bağı elinde bulunan (erkek) vazgeçerse başka. (Erkekler), sizin affetmeniz takvaya daha yakındır. Aranızda birbirinize iyilik etmeyi unut­mayın. Şüphesiz Allah yaptıklarınızı görür". (Bakara, 236-237).

Birleşmeden Önce erkek Ölürse mihrin tamamı erkeğin zimmetinde kalır:

Abdullah b. Utbe b. Mesud'dan rivayet olmuştur: "Abdullah Mesud'a bir kadınla evlenen ona belirli bir mihir belirlemeyen ve onunla zifafa girmeden bu hal üzere ölen bir adam hakkında sordular. Ki onlar bu hususta tam bir ay ihtilaf etmişlerdi. O da: 'O kadının mihri diğer kadınların mihri gibidir. Değerini azaltma da yoktur yükseltme de ona miras da vardır, iddet te. Eğer bu söylediklerim doğruysa Allah'tandır hata ise bendendir. Allah ve Rasulü bundan beridir, dedi. Orda bulunanlardan bir grup kalkarak: Ey İbn Mesud! Biz şahidlik ederiz ki, Allah Rasulü aramızda senin hüküm verdiğin gibi hüküm verdi, dediler. Böylece İbn Mesud hükmü Rasulullah'ın hükmü­ne uyduğu için çok sevindi."[120]

Erkek, karısını boşadığı zaman mihri geri vermez: Allahu Teala diyor ki:

"Bir eşin yerine başka bir eş olmak isteğiniz taktirde, onlardan birine (evvelki eşinize) kantarlarca mal vermiş olsanız dahi verdiğinizden hiçbir şeyi geri almayın. İftira ederek ve açık günaha girerek verdiğinizi alacak mısınız?..." (Nisa, 20).

Erkek, kadına lanet ettiği zaman mihri döndüremez:

Said b. Cübeyir şöyle rivayet ediyor: "İbn Ömer'e iki lanetleşen hak-kında sordum. O da, Rasulullah'ın onlar hakkında şöyle buyurduğunu söyledi: 'Sizden biri yalancıdır, sizin hesabınız Allah'a aittir. Kadın üzerinde se­nin kadın hakkın yoktur1. Adam: 'Malım ne olacak', deyince, Rasulullah: 'Eğer sen kadın üzerinde doğru sözlü isen bu mal onun ferciini mubah kıl­mandan ötürü onundur', dedi.[121]

Kadın erkekten ayrılmak isterse mihrin tamamı ya da bir kısmı erkeğin hakkı:

Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Boşanma iki defadır. (Bundan sonra kadını) ya iyilikle tutmak, ya da güzelce salıvermek (lazım)dir. Onlara verdiklerinizden bir şey geri almanız, size helal değildir. Şayet erkek ve kadın, Allah'ın sınırlarda durmayacakla­rından korkarlarsa başka. Eğer durmayacaklarından korkarsanız o zaman ka­dının (ayrılmak için) verdiği fidyeden (hakkından vazgeçmesinde) ikisine de bir günah yoktur. İşte bunlar, Allah'ın sınırlarıdır, sakın bunları aşmayın. Kim Allah'ın sınırlarımı aşarsa işte onlar zalimlerdir."(Bakara, 230).

Allahu Teala diyor ki:

"Verdiği fidyede ikisine de bir sakınca yoktur. Yani kadın kocasın­dan boşanma yada ayrılmayı arzuladığı zaman kocasının kendisine mihir ya da başka amaçla verdiği, harcadığı şeyleri verebilir. Kocanın da bunu alma­sında bir sakınca yoktur. Yine kadınında bunu harcamasında bir sakınca yok­tur."

İbn Abbas rivayet ediyor: "Sabit b. Kays'ın kansı Rasulullah'a gelerek: [122]'Ey Allah'ın Rasulü! Sabit, din ve ahlâk yönünden çok intikamcı. Beni küfre götürmesinden korkuyorum', dedi. Bunun üzerine Rasulullah: 'Ona bahçe­sini geri verir misin?' dedi. O da: 'Evet', dedi. Bahçesini geri vererek ondan ayrıldı." [123]


Evlilik Sözleşmesi: Nikah



ALLAHU TEALA şöyle buyuruyor:

"Bir eşin yerine başka bir eşi almak istediğiniz takdirde, onlardan birine (evvelki eşinize) kantarlarca mal vermiş olsanız dahi verdiğinizden hiçbir şeyi geri almayın. İftira ederek ve açıkgünaha girerek verdiğinizi ala­cak mısınız? Nasü alırsınız ki, birbirinize geçmiş (içli dışlı oîmuş) idiniz ve onlar, sizden sağlam söz almışlardı." (Nisa, 20-21).

Taberi tefsirinde naklediliyor: "Katade: 'Onlar, sizden sağlam söz al­mışlardı' âyeti hakkında diyor ki: 'Allah'ın kadınlar için aldığı sağlam söz, güzel davranma ve ihsanda bulunmadır. Bu, onlan nikâhlarken müslüman-lann sözleşmelerinde vardır... "Onlar, sizden sağlam bir söz almışlardır' hak­kında Mücahid diyor ki: 'Onların ferclerini helal kılan nikâh sözüdür'. Yine Mücahid ve İkrime: 'Onlar, sizden sağlam bir söz almışlardır1 hakkında di­yorlar ki: 'Onları Allah'tan bir emanet olarak aldınız, ferclerini Allah'ın keli­mesiyle helal kıldınız'. Ebu Cafer Taberi diyor ki: 'En uygun görüş şu te'vildir: Âyetle üzerinde durulan sözden maksat: Nikâh akdinde kadın için kocasından alınan güzel davranacağına, ihsanda bulunacağına dair taahüt-tür. Çünkü yüce Allah erkeklere kadınlarına karşı iyi davranmalarını emre­diyor."

Menar tefsirinde naklediliyor: Kadınların erkeklerden aldığı bu söz, her ikisinin deşelim fıtratlanndaki yapı gözönünde bulundurulduğunda sü­kûn bulma anlamına uygun olmalıdır. Buna şu âyeti kerime işaret ediyor: 'O'nun âyetlerinden biri de size nefislerinizden, kendileriyle sükûn bulacağı­nız eşler yaratması ve aranıza sevgi ve acıma koymasıdır.' Bu âyet ilahi fıtrat âyetlerinden biridir. Kadının ebeveynini, kardeşlerini ve diğer aile efradını bırakmasında, bolluğu ve darlığı paylaşmada kendisine yabancı olan bir erkekle bağ kurmaya razı olmasnıda dayandığı en güçlü şey bu âyettir. Bu in­sanın kendisine düşkün olan ailesinden ayrılarak yabancı bir kadınla ilişki kurması Allah'ın âyetlerindendir. Kadın, adamı eş kabul ederek onda huzur buluyor, adam da kadını eş kabul ederek onda huzur buluyor. Aralarında bü­tün akrabalar arasında olandan daha güçlü sevgi ve acıma oluyor. Sanki âyet şöyle diyor: Kadın kocası için bütün sevdiklerini ve yakınlarını bırakmaya razı olarak evliliğe yanaşmaz. Ancak o, kocasıyla olan bağının bütün bağlar­dan daha güçlü olacağına onunla olan yaşamının daha rahat olacağına gü­vendiği için yanaşır. Bu fıtri misak misaklann en sağlam ve en güvenilir ol­masıdır. Bu anlamı insan duygularını hisseden kimse anlar. Kadın ve erkek arasında Allahu Teala'nın bu durumu oluşturduğunu düşünen kimse, kadı­nın erkekten daha zayıf olduğunu, kadının erkeği kabul ettiğini ve ona ken­disini teslim ettiğini görür. Kadın, bu kabul etme ve teslim olmada hangi şe­ye dayanır? Erkekten aldığı garanti ve güvendiği misak nedir? Kadına 'sen falancanın eşi olacaksın' denilse, kendisinde ne olur? Bu tür sözleri duydu­ğunda ya da kendisine sorulmadan düşündüğünde ilk aklına gelen şey onun yanındaki durumundan daha iyi olacağıdır. Bu, şehvetin ötesinde fıtrata yer­leşmiş bir şeyden başka bir şey değildir. Bu şey ise; Kadına verilmiş ilahi bir düşünce, fıtri bir şuurdur. Kadın bu sebeple daha önceden taahhüt edilmemiş özel bir bağa ve yakınlarının hiçbirinde bulamadığı özel bir güvene meyle­der. Bu özel bir meyil olup evliliğin dışında görülemez. Özetleyecek olur sak, kadının erkekten aldığı sağlam söz fıtrat sistemi gereği olup yemin ve anlaşmalar için verilen tasdikli sözlerde olmayan güven bunda olur. Bu yüzden kadın evliliği bu hayatın mutluluğu ötesinde, başka bir mutluluk olmayacağı düşüncesiyle kabul eder. Her ne kadar evlenmeye razı olduğu erkeği görmese ve daha önce onun hakkında bir şey duymasa da... İşte evli­lik konusunda Allahu Teala'nın; 'kadınlar evlilik hususunda erkeklerden sağlam evlilik hususunda erkeklerden sağlam bir söz almışlardır* sözüyle bize öğrettikleri ve hatırlattıkları.. Bu sözü yerine getirmeyenin değeri ne­dir? Bu sözün insanlık alemindeki konumu nedir?[124]

Evlilik toplumun çekirdeği olan küçük bir kurumu oluşturur çekirdek ne kadar iyi olursa toplumda o kadar güçlü ve istikrarlı olur. Bu küçük kuru­mu, Allahu Teala'nın: "Sizden sağlam bir söz aldılar" ve Rasulullah'ın: "Ka dmlar hakkında Allah'tan sakının. Onları Allah'tan bir emanet olarak aldı­nız"[125] sözleriyle nitelendirdikleri bir akit tanzim eder. Bu akdi - şartlarını ve terettüp ettiği şeyleri belirleyerek- muhkem şeriat destekler.

Sonra şeriat bu sözleşmenin gerek başlangıcı, gerek ikrarı gerekse ilga­sı esnasındaki önem ve tehlikesine dikkat çekiyor. Nikâh akdi ciddi bir konu olup bu hususta kesinlikle şaka olmaz. Nitekim bunubize şu iki hadis açıldı yor:

Fadala b. Ubeyd, Peygamber'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Üç şeyle oynamak caiz değildir: Talak, nikâh ve azad etme"[126]

Ebu Hureyre, Rasulullah'tan şöyle rivayet ediyor: "Üç şey vardır ki cid­disi ciddi, şakası ciddidir: Nikâh, talak ve boşadığı karısına geri dönme"[127]

Sözü, Evlilik sözleşmesinin önemine dikkat çeken İbn Kayyım el-Cev-zi'ye bırakıyoruz: "Ölü kocaya yas tutmaktan maksat,... nikâh akdini yücelt­me, onun önemini ve şerefini teyid etmek içindir. Bu akdin Allah katında bir yeri var. İddet ona saygı içindir. Yas tutma bu gayenini tamamen gerçekleş­mesi, pekiştirilmesi ve buna önem verildiğini belirtmek için konmuştur. Hatta kadının kocasına karşı yapacağı en önemli görevidir. İşte bütün bun­lar, akdin büyüklüğüden dolayıdır; nikâhla zinanın farkını ortaya koymak içindir. Bu sebeple başlangıçta akdin şahitler huzurunda yapılması ve def çalınarak ilan edilmesi istenmiştir. [128]


Evlilik Sözleşmesinde Gözetilmesi Gereken Meseleler



Birincisi: Eş seçmede kadının özgürlüğü:

Ebu Hureyre, Rasulullah'tan şöyle rivayet ediyor: [129]"Dulu istemediği sürece evlendirmeyin, bekârdan da izin almadan evlendirmeyin. Dediler ki: 'Ey Allah'ın Rasulü! Onun izni nasıl olur?' Rasulullah: 'Susmasıyladır', bu­yurdu."[130]

Hz. Aişe'den rivayet edilir: "Ey Allah'ın Rasulü! Bekâr utanır'. Rasulul­lah: 'Onun rızası susmasıyladır', buyurdular."[131]

İbni Abbas, Rasulullah'tan şöyle rivayet ediyor: "Dul kendisi üzerinde velisinden daha fazla hak sahibidir. İzni de susmasıyladır."[132]

Ebu Hureyre, Rasulullah'ın şöyle dediğini rivayet ediyor: "Yetimin kendisinden izin istenir susması ise iznidir. Eğer kabul etmezse caiz değil­dir."[133]

Hansa binti Huddam el-Ensari'den rivayetle: "Babası kendisini dul ol­duğu halde biriyle evlendiriyor ve o da bunu istemiyor. Bunun üzerine Rasu-lullah'a geliyor ve Rasulullah nikâhını geri çeviriyor."[134]

İbn Abbas naklediyor: "Bir cariye, Rasulullah'a gelerek babasının ken­disini evlendirdiğini kendisinin de evlendiği kişiyi istemediğini söyledi. Ra­sulullah onu serbest bıraktı."[135]

İbn Ömer'den: "Osman b. Maz'un ölünce, kızını İbn Ömer'e bıraktı. İbn Ömer diyor ki: 'Kızın babası öldükten sonra dayım Kudame, onunla istişare etmeden onu benimle evlendirdi. Onunla evlenmeyi iyi karşılamadım. Mu-ğire b. Şube'nin beni bir cariye ile evlendirmesini istedim. O da evlendirdi."[136]

İkincisi: Vacip ve mendup arasında velinin izni:

Ebu Musa, Rasulullah'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Velisiz nikâh olmaz."[137]

Peygamber'in hanımı Aişe'den: "Çahiliyede nikâh dört şekilde yapılı­yordu. Bunlardan biri; bugün yapılan nikâh. Bir adamın bir adama velisi bu­lunduğu kızı ya da adamın kendi kızına dünürcü gidilmesi, sonra mihir kesi­lerek nikâh yapılması. İkincisi: Adam karısına hayızdan temizlendiği za­man, falancaya git ve onunla cima et, diyordu. Bundan sonra adam karısına, hamile kaldığı iyice belli oluncaya kadar yaklaşmıyordu. Kadının hamile olduğu belli olduktan sonra isterse ona yaklaşıyordu. Bunu da çocuğunun selameti için yapıyordu. Bu nikâh cima isteme nikâhıydı. Üçüncüsü: Bir grup erkek toplanarak bir kadının yanına gidip ve hepsi onunla ayn ayrı bir-Ieşiyorlardı. Kadın hamile kalıp çocuğu doğurduktan sonra onlara haber ve­riyordu. Onlar da hiçbiri çocuğa sahip olamayınca tekrar kadının yanında toplanıyorlardı. Kadın da onlara: 'Bildiğiniz gibi bu sizin ürününüzdür. Ey falan, bu senin çocuğundur. Onu istediğin gibi isimlendir'. Böylece çocuk o adamın oluyordu ve buna kimse itiraz etmiyordu. Dördüncüsü: İnsanlar top­lanarak kadının yanına giriyorlardı; kadınlar da onlara engel olmuyorlardı. Zaten o kadınlar fahişe olup kapılarının önüne bir takım işaretler koyuyor­lardı. Kadın, çocuğu doğurduğunda erkekler yanında toplanıyor ve çocu-ğun babası kabul edilen çocuk veriliyordu. Buna kimse itiraz etmiyordu.

Muhammed (s.a.v.)'e hak gelince bugün insanların yaptıkları nikâh hariç cahiliye nikâhlarını ortadan kaldırdı."[138]

Mukal b. Yusar'dan: "Kızkardeşimi adamın birisiyle evlendirdim ve onu boşadı. İddeti bittiğinde onu nişanlamak istedi. Ben de: 'Onu seninle ev­lendirdim onunla beraber oldun sana ikramda bulundum ve sen de onu boşa-dın. Sonra da nişanlamak için tekrar geldin. Hayır, vallahi onu sana asla dön­dürmem1. Adam fena biri değildi. Kadın da ona dönmek istiyordu. Bunun üzerine Allah şu âyeti indirdi. "Onlara engel olmayın" şimdi izin veririm ey Allah'ın Rasulü dedi. Ve o kadını o erkekle evlendirdi."[139]

Buhari bu hadisi "velisiz nikâh olmaz diyenler" babında zikrediyor. Allahu Teala şöyle buyuruyor: "Kadınları boşadığınız zaman bekleme süre­lerini bitirdiler mi, kendi aralarında güzelce anlaştıkları takdirde, (eski) ko­calarıyla evlenmelerine engel olmayın. Bu âyete bekâr da giriyor dul da. Al­lahu Teala buyuruyor: "Müşrikler iman edinceye kadar onlarla evlendirme­yin." Allahu Teala buyuruyor: "Sağ elinizin altında bulunanları evlendirin."

Hafız İbn Hacer diyor ki: "(Velisiz nikâh olmaz diyenler, babı) Musan­nif bu hükmü varid olan âyet ve hadislerden çıkarmıştır. Alimler nikâhtaki veli şartı hususunda ihtilaf etmişlerdir. Cumhura göre; kadın kesinlikle kendi kendisine evlenmez. Delil olarak, zikredilen hadisleri ve "onlara engel olmayın," âyetin nüzul sebebini getirmişlerdir. Bu âyet veli şartının olması hususunda en açık delildir. Şayet veli şart olmasaydı engel olmanın bir anla­mı olmazdı. Yine eğer kadın kendi kendini evlendirebilseydi kardeşine gerek duymazdı. İbni Münzir de 'sahabenin hiçbirinde bunun aksi birşey va­rid olmamıştır1 diyor. İmam Malik'ten gelen bir rivayette: 'Kadın soylu biri değilse, kendi kendine evlenebilir', deniliyor."

Ebu Hanefi'ye göre, kesinlikle veli şart değildir. Kadının velisinin izni olmadan da kıyas edilmiştir. Zira kadın kendi kendine satış yapabiliyor. Veliyi şart koşan hadisler ise küçük çocuğa hamledilip bu kıyasla umum has kılınmıştır. Umumun kıyasla tahsisi usulde caiz olan yaygın bir meseledir. Fakat mukal hadisi, bu kıyası kaldırmıştır. Başka akitlerden değil de, nikâhta veli şartının getirilmesine delil olarak, dengi seçmedeki eksikliği getirmiş­lerdir. Bazıları velilik şartına bağlı kalmalarıyla birlikte bu rivayetten ayrılmışlardır. Fakat bu, kadının kendisini evlendirmesine engel değildir.

Saüşta dedikleri gibi bu velinin izin vermesine bağlıdır. Evzai ve Ebu Sevr bu görüştedirler. Ancak Ebu Sevr kadının kendisini evlendirmede velisinin iznini şart koşuyor."[140]

Velinin izni kadın için mendub ve vücup arasında olunca, erkeğin an­ne ve babasıyla istişare etmesi iyilikte ve özellikle de onları ilgilendiren bir meselede onlara itaat etmesi onlara olan iyiliğindendir. Velinin izin verme­sinin vacip ya da mendup oluşu küçük bir aile kurumunu oluşturacak genç kız ve erkeğin, deneyimli bir insan tarafından biraz daha fazla gözetilmesi-dir. Gözetme, genç kız ve erkeğin seçme iradelerini ortadan kaldırma olma­yıp, yol gösterme ve yardımcı olma anlamındadır. Bu hususta Şafii şöyle diyor: "Nikâhta velayetin şart koşulması, kadının dengi olmayan birine ken­disini teslim etmemesi içindir."[141]

Maalesef birçok toplumda velinin sözü ilk ve son kabul edilip genç kızın arzusunun hiçbir değeri yoktur. Genç kız, din ve akıl yönünden eksik kabul edildiğinden ona seçme hakkı verilmez. Uzun asırlar geçmiştir ki insanlar genç kızların iradesine hiç değer vermemişlerdir... Hâlâ da babalar, kızlarını kendi kıriterlerine göre evlendiriyorlar.

Burada sözü, velilik konusuna biraz daha açıklık getirmesi için Dr. Mustafa Sibai'ye bırakıyoruz:

"Hâlâ toplumumuzda -özellikle de kırsal kesimlerde- gelenekler ner-deyse genç kızın eşini seçme özgürlüğünü elinden almaktadır. Genellikle kıza babanın ya da annenin arzuladığı kimse dayatılmaktadır. O bulunduğu konum itibariyle bakire bir kız olup yapacağı evliliğe velileri iki meseleyi iddia ederek itiraz etme haklan vardır:

Birincisi: Kocasının dengi olmaması. Ebu Hanife ve diğerlerine göre denklik, soy, meslek, babaların ve dedelerin statüsü ve zenginlik ölçülerine göredir. Bunun dışında kalanlar, cahil babaların kızlarını evlendirmede des­potça davranacakları geniş alanlardır.

misilden az olarak evlendirirse babası ya da velileri akdi feshedebilirler. Çünkü bu onlara leke getirir.

Hiç kuşkusuz sosyal hayatın gelişmesi bu meseleye bakışı, köklü bir biçimde değiştirmeyi gerektirir. 'Bundan dolayı -Suriye'de- ahval-i şahsiye kanunumuz bu meseleyi güzel bir şekilde çözüme kavuşturmuştur.' Şöyle ki kanun, denkliği eşler arasında şart koşmuştur. Bu, her iki çiftin anlaşma ve mutluluklarının güvencesi için zorunlu bir prensiptir. Ancak kanun denkli­ğin belirlemesini akdin yapıldığı beldenin örfüne bırakmıştır. Bu sağlam ve esnek bir uygulama olup ailenin esenliğini garanti ettiğinden dolayı her za­man tatbik edilebilir. Kanun, evlilik çağma yasal olarak ulaşıp da babasının izni olmadan evlenen kıza, babanın kadı huzurunda sadece denklik hususun­da itiraz etme hakkının olduğunu belirtmiştir. Kadı, denkliğin olmadığını söylerse; akd feshedilir yoksa devam edilir. Bu kanuni durumda kızlarının evlenmesinde baba ya da velilerin zorlaması sözkonusu değildir.

Mihri misile gelince, kanun tamamen onu ilga etmiştir. Bu sebepten dolayı babaya, itiraz hakkı tanımamıştır. Bu konuda kanun çok güzel yap­mıştır. İslâm'da mihir kadına bir ikram ve ona yakınlığı belirtmek için bir semboldür. Mihrin azlığından utanmak, evliliğin gayeleri ve mihrin hikme­tinden gafil olan cahili çevrelerin yaptığı bir şeydir. Bu tür ölçülerin İslâm'da hiçbir değeri yoktur. Nitekim Ebu Hanife'nin dışındaki müctehid imamlar da böyle demişlerdir.[142]

Üçüncüsü: Velinin Evlilik sözleşmesinde hazır bulunması:

Hz. Aişe'den: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: 'Velisiz nikâh ol­maz."[143]

Ümran (r.a.)'dan: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: 'Nikâh, ancak veli ve iki adil şahitle olur."[144]

Hafız İbn Hacer diyor ki: "Alimler nikâhta veli şartının olması hususun­da ihtilaf etmişlerdir. Cumhura göre kadın, kendisini asla evlendiremez."[145]

Evlilik sözleşmesinde velinin hazır olması bu evlilik ailenin onaylama­sı anlamına gelir. Yine evlilik bağının erkekle kadın arasında iki sıcak iliş­kiye indirgenemediğini, aynı şekilde iki aile ya da iki kabile arasında da sı­kı bir bağ bulunduğunu gösterir. Kan ve kocanın akrabalannın yamsıra ka­dının velisi hazır olduğu gibi erkeğin babasının da hazır olması menduptur. Böylece bu evlilik her iki aile arasında kaynaşmanın başlangıcı olur. Bu an­lamda İmam Muhammed Abduh şöyle diyor:

(Mukaddes şeriat hükümleri musaharanın (evlilik yoluyla meydana gelen akrabalık) akrabalık çeşitlerinden biri olduğunu gösteriyor. Neseb yö­nünden birbirinden tamamen uzak aileler bununla kaynaşırlar; ülfet ve birlik bağlan yenilenir. Allahu Teala, kişiye annesiyle ya da üst ve alt soyundan olan kimselerle evlenmesini haram kılmıştır. Yine Allahu Teala, kişiye ken­di kızkardeşiyle ya da kendi alt ve üst soyundan olan birisiyle evlenmeyi ha­ram kılmıştır. Sanki Allah böylece her iki eşi de bir diğerinin konumuna in­dirmiştir. Bu Şeriat'ın bize apaçık delil kıldığı üstün bir hikmettir ki; evlilik yoluyla oluşan akrabalık, nesep yoluyla olan akrabalığa hüküm, hukuk ve saygı yönünden eşittir. Bu insanlık toplumunun tabiatına da uygundur... Bi­rinin kız çocuğu olduğu zaman, ona babanın evladına meylettiği gibi meyle­der. Sonra Allah'ın kullan üzerindeki sünneti gereği onu insanlardan biriyle evlendirir. Babanın kızına olan sevgisi gereği onun için bütün güzellikleri ve sınırsız mutluluğu kocasının mutluluğundan ayrı düşünülemez. Babanın kızma gösterdiği düşkünlüğü kocasına da göstererek kızının mutluluğuna yardımcı olması gerekir. Keza kızın bütün yakınlarının kıza gösterdikleri sevgiyi kocasına da göstermeleri gerekir.[146]

Aileler arasındaki bu bağın geliştirilmesini konu alan şu hadis, ne an­lamlıdır.

Ebu Hureyre'den: Rasulullah şöyle buyurdular: "Nesep yoluyla akra­balığınızın nereye ulaştığını öğreniniz."[147]

Dördüncüsü: Evlilik sözleşmesindeki şartlar:

Ukbe (r.a.)'dan: "Rasulullah şöyle buyurdular: 'Kendinize helal kıdığı-nız kimselerin şartlarına riâyet etmeniz daha önceliklidir."[148]

Buhari bu hadisi "Nikâhın şartları" babında nakletmiştir.

Hafız İbn Hacer diyor ki: (Nikâhın şartlan babı, sözü, yani: Kabul edi­lenler ve helal olanlar... Hattabi şöyle diyor: Nikâhdaki şartlar çeşitlidir. Bunlardan birincisi: İttifakla yerine getirilmesi gerekenler; Allah'ın emri üzere iyi söz söyleme ihsanda bulunma... İkincisi; ittifakla yerine getirilme­mesi gereken şeyler; kızkardeşinin boşanmasını istemesi gibi. Bunun hük­mü ileride gelecek. Üçüncüsü: Kendi üzerine kocasının evlenmemesi gece yanından aynlmaması, kadım babasının evinden kendi evine götürmemesi gibi üzerinde ihtilaf edilen şartlar. Şafiilere göre nikâhtaki şartlar iki türlü­dür; Birincisi: Mihirle ilgili olanlar ki bunlar yerine getirilmelidir. İkincisi: Evlilik hakkıyla ilgilidir ki bunun açıklaması gelecektir.[149]

b) Nikâhta helal olmayan şartlar:

Ebu Hureyre'den: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: 'Kardeşinin kabını kendi kabına boşaltmak için kız kardeşinin boşanmasını istemesi, ka­dının üzerine helal değildir. Çünkü ona takdir edilen kendisine de edilmiş-tir."[150]

Hafız İbn Hacer diyor ki: "Buhari hadisi bu lafızla nakletmiştir. Ebu Naim de mustahrecinde şu lafızla tahric etmiştir: 'Bir kadının kız kardeşinin kabını kendi kabına boşaltmak için boşanmasını şart koşması doğru değil­dir1. Beyhaki ve İsmail de aynı lafızla tahric etmiştir."[151]

Beşincisi: Evliliğin ilan edilmesi:

Hıbar b. Esved'den: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: 'Nikâhı kut­layarak ilan ediniz."[152]

Muhammed b. Hatıb el-Cümehiy'den: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyur­muşlardır: 'Haramla helalin arasını def ve sesle ayırın."[153]

Ebu Musa'dan: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: 'Veli ve iki şahit olmadan nikâh olmaz."[154]

Nikâhın ilan edilmesinde, en az iki şahidin bulunması gerekir. Fakat mendup olan bu olmayıp asıl mendup olan evlenen tarafların etrafında bulu­nan komşu, akraba ve arkadaşlarının evliliği bilmesi ve genel bir törenin yapılmasıdır.

Burada okuyucuların dikkatini yaygın olan bir duruma çekmek istiyo­ruz; birçokları Evlilik sözleşmesi töreninin camilerde yapılmasının Rasulul-lah'ın sünneti olduğunu sanıyorlar. Bunlann dayandıkları "Bu nikâhı ilan ediniz ve onu mescitlerde yapınız" hadisi ise zayıf bir hadistir.[155]

Bu kavli sünnetle ilgili olanıdır. Fiili sünnete gelince -sünnet kitapları­na baktığımız kadarıyla- nikâhın mescitlerde ilan edileceğine uzaktan da olsa işaret eden tek bir nass yoktur. Dikkatlice düşündüğünüz zaman açıkça görülür ki, nikâhın ilanı, mescitlerden uzakta olamhdır. İlanla beraber mü­zik, def ve diğer helal olan eğlencelerle birlikte kadınların, çocukların ve komşuların gelmesi gözönünde bulundurulduğunda bu daha da iyi anlaşılır.

Bunlar Hz. Peygamber'in -gerek kavli gerekse fiili- sünnetinde böyle bir emrin olmadığını ifade etse de iki eş maslahat gördükleri takdirde Kur'an akdinin mescidde yapılmasının caiz oluşuna engel teşkil etmez. Mescitler gerekli olan adap kurallarını gözetmekle beraber bütün müslümanların maslahatı içindir.

b) İlanla birlikte eğlence:

Hz. Aişe'den: "Kadının biri Ensar'dan bir adama gelin götürüldü. Hz. Peygamber: 'Ey Aişe! Beraberinizde eğlence yok muydu? Şüphesiz eğlence Ensar'ın hoşuna gider' buyurdular."[156]

Hafız İbn Hacer şöyle diyor: "Sizinle beraber eğlence yok muydu?" sözü bir başka rivayette: "Onunla beraber def çalması ve türkü söylemesi için cariye gönderdiniz mi?1 dedi. Ben de: 'O ne söyleyecek?1 dedim. Hz. Peygamber de: 'Şunu söyler1, buyurdular:

"Size geldik, size geldik Bize selam olsun, size selam olsun Kırmızı altın olmasaydı Vadileriniz güzelleşmezdi. Siyah buğday olmasaydı Bekarlarınız şişmanlamazdı."[157]

Hıbar b. Esved'den: "Hıbar kızını evlendirdi. Onların yanında davul ve def vardı. Rasulullah dışarı çıkıp sesi duyunca: 'Bu ne?1 dedi. Başka bir riva­yette: "Hıbar kızını evlendirdi. Bunun üzerine Rasulullah: 'Nikâhı seslendi­rin, nikâhı seslendirin, bu nikâh sefihlerin nikâhı değildir,1 buyurdu."[158]

Saib b. Yezid'den: "Rasulullah (s.a.v.)'i 'Bize selam verin size selam ve­relim1 şeklinde şarkı söyleyen bir grup komşu kadınlarıyla karşılaştığında "öyle söylemeyiniz, şöyle söyleyiniz', buyurdu: "Bize ve size selam olsun".

Bunun üzerine bir adam: Ey Allah'ın Rasulü, insanları böyle izin veriyor musunuz? dedi. Rasulullah: 'Evet, bu zina değil, nikâhtır. Nikâhı sesleriniz­le duyurunuz."[159]

Amir b. Sa'd'dan: "Kurza b. Ka'b'ın yanına gittim. Ebu Mes'ud el-Ensa-ri'nin düğünü vardı. Onların yanında şarkı söylüyordu. Dedim ki: 'siz ikiniz Rasulullah'ın arkadaşlarından ve Bedir'e katılanlardan olduğunuz halde bu yanınızda mı yapılıyor?1 Dediler ki: 'İstersen otur ve bizimle beraber dinle, istersen de git. Rasulullah bize düğünde eğlenmeye izin verdi."[160]

Hz. Aişe'den: "Rasulullah (s.a.v.) düğünleri olan Ensarlı kadınların ya­nına uğradığında şöyle şarkı söylüyorlarmış:

"Ona bir koç hediye edildi. Ağılında koç öksürdü. Kocan soyluların yanında Yarın ne olacağını bilir"

Rasulullah (s.a.v.): "Yarın ne olacağını Allah'tan başka kimse bilmez, dedi."[161]

c) Kadınların düğünlere katılmaları, gelini damada götürmeleri ve hayır duada bulunmaları:

Hz. Aişe'den: "Rasulullah'la evlendiğimde annem beni eve getirdi. O sırada Ensarlı kadınlar evdeydi. Hayır dua ve iyi dileklerde bulundular."[162]

Buhari bu hadisi "Damada gelini getirenlerin dua etmesi" babında naklediyor.

Hafız İbn Hacer diyor ki: "Arus" kelimesi kadın ve erkeğin ilk defa bir araya geldiklerinde her ikisi için de kullanılır. Dolayısıyla kadınların yaptık­ları dua her ikisini de kapsar."[163]

Enes b. Malik'den: "Rasulullah düğünde kadın ve çocuklara önem vere­rek onları karşıladı ve şöyle buyurdu: 'Allah şahit ki, siz insanlar içerisinde bana en sevimli olanlarsınız."[164]

Hz. Aişe'den: "O bir kadını Ensar'dan bir erkeğe gelin olarak götürmüş-tür..."[165]

Buhari bu hadisi "Gelini kocasına getiren kadınlar ve onlara hayır dua­da bulunmaları" babında nakletmiştir.

Hafız İbn Hacer diyor ki: "Onların hayır duada bulunmaları" sözü ile belki de Buhari Hz. Aişe hadisinin varid olduğu bazı kanallara işaret etmiş­tir. Şöyle ki, Ebu Şeyh nikâh kitabında Behiye kanalıyla Hz. Aişe'den şöyle rivayet ediyor: "Hz. Aişe yetim bir kızı Ensar'dan bir adamla evlendirdi. Hz. Aişe diyor ki: 'Kızı kocasına götürenlerden biriydim. Eve döndüğümde Ra-sulullah: 'Ne dedin ey Aişe?' diye sordu. Ben de: Teslim ettik, Allah'a hayır duada bulunduk sonra da ayrıldık' dedim."[166]

Kadınların gelin ve damada dua ettikleri gibi erkeklerde dua ederler:

Enes (r.a.)'dan: "Peygamber (s.a.v.) Abdurrahman b. Avf in üzerinde güzel koku gördü ve: 'bu nedir?' diye sordu. O da: 'Çekirdek ağırlığındaki altınla bir kadınla evlendim' dedi. Peygamber (s.a.v.): 'Allah sana mübarek etsin' buyurdu."[167]

Ebu Hureyre'den: "Peygamber (s.a.v.) bir adam evlendiğinde dirlik ve düzen içinde yaşaması için: 'Allah sana hayırlı mübarek etsin. Sizi hayırda birleştirsin' diye dua ederdi."[168]

d) Evlilik velimesi:

Enes (r.a.)'dan: "Peygamber (s.a.v.) kadınlarından hiçbirine Zeyneb'e verdiği velimeyi vermedi. Ona bir koyunla velime verdi"[169]

Safiyye binti Şeybe'den: "Peygamber (s.a.v.) bazı kadınlarına iki müd (bir ölçek adı) arpayla velime verdi."[170]

Enes (r.a.)'dan: "Peygamber (s.a.v.) Hayber ile Medine arasında üç defa gerdeğe girdi. Bunlar arasında Safiyye binti Hay da vardı. Müslümanları Peygamber'in velimesine çağırdım. Velimede ekmek ve et yoktu. Bir deri sergi getirilmesini emretti. Serginin üzerine hurma, kesilmiş süt ve yağ koy­du. İşte velimesi buydu."[171]

Burada Hz. Peygamber'in seferde olmasına rağmen, düğün velimesine önemverdiğini düşünelim.

Ali b. Ebi Talib'den: "Rasulullah'ın kızı Fatıma ile gerdeğe girmek iste­diğim zaman Kaynuka oğullarından sarraf bir adamı benimle giderek izhar (Hicaz'da bulunan güzel kokulu bir ot) getirmesi için hazırladım. Bu otu sar­raflara satarak düğünümde velime için kullanılmayı istemiştim."[172]

Sehl (r.a.)'dan: "Ebu Esyed es-Sadi düğün yapınca Peygamber'i ve as­habını davet etti. Onlara yemeği Ebu Esyed'in karısı hazırladı. (Bir başka rivayette[173] ogün onlara hanımı gelin olduğu halde yemeği hazırladı).[174]

Buhari bu hadisi "Düğünde kadının kendisinin erkeklere hizmet etme­si" babında nakletmiştir. İkincisi olarak da "Düğünde sarhoş etmeyen şarap ve içecekler" babında nakletmiştir.

Hafız İbn Hacer diyor ki: "Hadiste kadının kocasına ve kocasının çağır­dıklarına hizmet etmesinin caiz olduğu görülüyor. Tabi, burada fitneden emin olunulması ve kadının gereken örtüyü Örtmesi şartıyla.[175]

İşte böylece velime yemeğinin yanında güzel bir içecekte olur.

Abdurrahman b. Avf dan: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: '(Evlen­diğin zaman) bir koyunla da olsa velime ver."[176]

Buhari bu hadisi "Velime haktır" babında naklediyor.

Hafız İbn Hacer şöyle diyor: Bu (velime haktır, sözü) Taberani'nin tahric ettiği hadisin lafzının tercümesidir. (Velime haktır.ikincisi, iyiliktir, üçüncüsü, şereftir." Müslim, Zühri kanalıyla o da AVaç, o da Said b. Mü-seyyeb o da Ebu Hureyre'den rivayetle şöyle diyor: "Yemeklerin en kötüsü velime yemeğidir, zengin çağrılır, miskin bırakılır. O haktır..." Ahmed, Bureyde hadisini şöyle naklediyor: "Ali, Fatıma'yı nişanlayınca Rasulullah şöyle buyurdu: 'Gelin için velime gerekir. Senedinde bir zayıflık yoktur1. İbn Battal diyor ki: 'Velime haktır. Yani batıl değildir. Aksine menduptur. De­ğerli bir sünnettir. Haktan maksat vacip değildir'. Sonra şöyle diyor: Onu vacip kabul eden herhangi bir kimse bilmiyorum... Velimenin ne zaman verileceği hususunda selef alimleri ihtilaf etmişlerdir. Nevevi diyor ki:

Doğru olan Malikiler'de zifaftan sonradır. Onlardan bir grup: Akit esnasın-dadır, diyor. İbni Habip'ten gelen rivayete göre akit esnasında da olur, zifaf­tan sonra da. Bir başka yerde ise, zifaftan önce de verilir sonra da denili­yor."[177]

e) Velimeye yapılan davete icabet:

Abdullah b. Ömer'den: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: 'Bu dave­te çağrıldığınız zaman icabet ediniz1. Abdullah oruçlu olduğu halde düğünde ve düğün dışında davete geliyordu."[178]

Abdullah b. Ömer'den: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: 'Sizden biriniz velimeye çağrıldığı zaman ona gelsin." (Ebu Hureyre'den gelen baş­ka bir rivayette [179]: Kim, o daveti terkederse Allah'a asi olmuş olur.)[180]

Buharı bu hadisi "velimeye ve davete icabet" babında nakletmiştir. Sonra Buhari bu babı tercümeden sonra şunu zikrediyor: "Kim yedi ve ben­zeri günlerde velime verirse... Çünkü Rasulullah velimeyi bir ya da iki günle vakitlendirmemiştir."

Hafız İbn Hacer şöyle diyor: (Velimeye ve davete icabet babı sözü) Burada davet velimeye atfedilmiştir. Bununla velimenin düğüne ait bir ye­mek olduğuna işaret edilmiştir. Davetin velimeye atfedilmesi hastan sonra umum olur... Velime adının düğünle tahsis edilmesine gelince, İbn Abdi'l-Berr'in naklettiğine gööre dilcilerin görüşüdür... Musannifin "İcabet etme haktır" sözüne gelince, burada icabet etmenin vacip oluşuna işaret ediliyor. İbn Abdi'1-Berr, İyad ve Nevevi ittifakla düğün velimesine icabet etmenin vacip olduğu görüşünü nakletmişlerdir. Meşhur olan alimlerin görüşüne gö­re vaciptir. Şafii ve Hanbeli'nin çoğuna göre farzı ayındır. Malik bunu kaydetmiştir. Bazı Hanbeli ve Şafıilere göre müstehaptır... Hidaye sahibinin sözü de vacip olduğunu gösteriyor... Bazı Şafii ve Hanbelilere göre de farzı kifayedir...(Kim yedi ve benzeri günlerde velime verirse sözü) Ebu Şey-be'nin Hafsa binti Şirin yoluyla nakletiği şu rivayete işaret ediyor: "Babam beni evlendirdiğinde yedi gün sahabeyi davet etti. Ensar'ın günü gelince Ubey b. Ka'b'ı Zeyd b. Sabit'i ve diğerlerini çağırdı. Ubey o gün oruçluydu. Oruçlu olmadığı bir gün onu çağırdı... (Hz. Peygamber bir ya da iki gün şek-linde vakitlendirmedi, sözü). Yani velimenin vacip ve müstehap oluşuyla ilgili belirli bir gün tayin etmedi. Ebu Davud ve Nesai'nin rivayet ettiği bir hadiste Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır." Velime birinci gün hak­tır. İkinci gün iyiliktir.Üçüncü gün şeref ve cömertliktir." Buhari senedinin sahih olmadığını söylemiştir. îbn Ömer ve diğerlerinden rivayetle Hz. Pey­gamber: "Sizden biri velimeye çağrılırsa ona icabet etsin." Hadiste üç ya da başkasıyla tahsisi etme yoktur. Doğrusuda budur. İbn Şirin babasından riva­yetle şöyle diyor: Ailesiyle gerdeğe girince yedi gün velime verdi. Buna Ubey b. Ka'b'ı da çağırdı o da icabet etti."[181]

Velime ister bir gün, ister iki gün isterse yedi gün olsun, önemli olan İslâm toplumunda adalet biçimlerinden biri gerçekleştirilerek bu davete, zenginlerle birlikte yoksulların çağnlmasıdır. Bu konuda Hz. Peygamber'in şu uyarısına kulak vermeliyiz: "Yemeklerin en kötüsü zenginlerin çağrılıp yoksulların bırakıldığı velime yemeğidir."[182]

Altıncısı: Zifafa girmenin adabı:

a) Namaz ve dua ile başlama:

îbn Abbas'tan: "Rasulullah şöyle buyurdular: 'Onlardan biri, ehline yaklaştığında şöyle der: 'Allah'ın adıyla. Ey Allah'ım! Şeytanı benden uzak­laştır. Bizi rızıklandırdığın şeyden şeytanı uzaklaştır... Bize vereceğin çocu­ğa şeytanı asla yaklaştırma."[183]

Ebu Vaildeni Ceyle'den bir adam Abdullah b. Mesud'a gelerek şöyle dedi: "Ben bekar bir cariye ile evlendim. Beni kızdırmasından korktum'. Bunun üzerine Abdullah: 'Yakınlık Allah'tandır. Kızgınlık ise şeytandandır. Onun yanına girdiğinde arkanda iki rekat namaz kılmasını söyle'. Sonra Ab­dullah: 'Allah'ım, beni ehlime ve ehlimi bana hayırlı kıl. Allah'ım, onları benden rızıklandır beni de onlardan rızıklandır. Allah'ım, aramızı hayırda birleştir. Hayırdan ayrıldığımızda bizi ayır."[184]

b) Zifaf sabahı eğlence:

Halid b. Zekvan o da Rubeyye'a binti Muavviz b. Afra'dan: Rasulullah (s.a.v.) zifafa gireceğimiz zaman yanıma geldi. (İbn Mace'nin rivayetine gö­re[185]: düğün sabahı) Yatağımın üzerine senin oturduğun gibi oturdu. Küçük cariyeler bize def çaldılar ve Bedir'de ölen babalarımız için ağıt yaktılar. Onlardan biri: 'Yarın ne olacağını bilen Peygamber yanımızda1 dediğinde, Peygamber: 'Bunu ve benimle ilgili sözleri bırakınız' buyurdu."[186]

c) Gelin ve damada arkadaşlarının hediye vermesi:[187]

Enes b. Malik'ten: "Peygamber (s.a.v.) Zeyneb'le evlenmişti. Ümmü Selim bana: 'Rasulullah'a bir hediye versek', dedi. 'Veririz' dedim. Bunun üzerine, hurma, yağ ve kesilmiş sütten yapılmış bir kap yemek hazırlayarak benimle onlara gönderdi. Yemeği onlara götürdüğümde Rasulullah: 'Onu bırak' dedi. Sonra bana: 'Karşılaştığın herkesi buraya davet et' buyurdu." [188]

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

[97] Buhari, c.ll,s.66. Müslim, c. 4, s. 139.

[98] Buhari, c. 9, s. 307. Müslim, c. 8, s. 239.

[99] Hakim, Müstedrek. Bkz. Sahİhul-Camiu's-Sağir, Hadis no- 3274

[100] Müslim, c. 4, s. 142.

[101] Sahihu Süneni Nesai, Hadis no- 3142

[102] FethuI-Bari, c. 11, s. 115.

[103]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/45-46.

[104]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/46-47.

[105] Müslim, c. 4 , s. 144.

[106] Sahihu Süneni Nesai, Hadis no: 3142.

[107] Sahihu Süneni Nesai, Hadis no: 3132.

[108] Buhari, c. 11, s. 129. Müslim, c. 4, s. 144.

[109] Parantez arası rivayet Malik'e aittir. Fethu'1-Bari, c. 11 s. 112.

[110] Buhari, c. 11, s. 86. Müslim, c. 4, s. 143.

[111] Sahihu Süneni Nesai, Hadis no: 3160- 3161.

[112] Parantez arası rivayet Bezzar'ın rivayeti.Fethu'I-Bari: c. 11 s. 319.

[113] Buhari,c. 11, s. 319.

[114] Sahihu Süneni Ebi Davud, Hadis no: 1859.

[115] Fethul-Bari, c. 11, s. 117.

[116] Fethul-Bari, c. 11,8.118.

[117] Fethu'l-Bari, c.ll s.126

[118] Buhari, c. 6, s. 251. Müslim, c. 4 s. 140.

[119] Fethu'l-Bari, c. 11, s. 124.

[120] Sahihu Süneni Ebi Davud, Hadis no: 1857-1858

[121] Buhari, c. 11, s. 381. Müslim, c. 4, s. 207.

[122] Buhari, c. 11, s. 319

[123]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/47-51.

[124] Tefsirul Menar: c. 4 s.377

[125] Müslim, c.4 s.41

[126] Sahihul-Camiu's-Sağir, Hadis no: 3024

[127] Sahihu Süneni Ebi Davud: Hadis no:1920

[128]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/55-57.

[129] Zadu'l-Mead

[130] Buhari, c. 11 s. 97. Müslim, c. 4 s. 140.

[131] Buhari, c. 11 s .97

[132] Müslim, c. 4 s. 141

[133] Sahihu Süneni't Tirmizi: HadisNo:886

[134] Buhari, c.lls.100

[135] Sahihu Süneni Ebi Davud: Hadis no: 1845

[136] Sahihu Süneni İbni Mace: Hadis no: 1523

[137] Sahihu Süneni Ebi Davud: Hadis no: 1836

[138] Buhari,c. lls.88

[139] Buhari, c.ll s.91

[140] Fethu'l-Bari, c. 11, s. 87-90-92-93.

[141] Fethu'l-Bari, c. 11, s. 33

[142] Kitabu'l-Mer'atu Beyne'l-Fıkhi ve'1-Kanun, s. 65-65-67.

[143] Sahihu"l-Camiu's-Sağir, Hadis no: 7432

[144] Beyhaki: Sünen, Bkz. Sahihu'l Camii's Sağir Hadis no: 7433

[145] Fethul-Bari.clls.92

[146] İmam Muhammed Abduh: İslam ve Kadın: s.49, 50.

[147] Sahihu'l Camii's Sağir: Hadis no:2962

[148] Buhari, el 1 s. 124. Müslim, c.4s.14O

[149] Fethu'l Bari: c.ll s.124,125.

[150] Buhari,c.lls.l26.

[151] Fethu'l Bari: c.ll, s.126

[152] Sahihul Camii's Sağir: Hadis no:1022

[153] Sahİhu Süneni't Tirmizi: Hadis no:869

[154] Sahihu'l-Camiu's-Sağir, Hadis no:7434

[155] Bkz. Silsiletu 1-Ehadİsi'd Daife, Hadis no: 982. Camiu's Sağir Hadis no: 1065-1066. îrvai'l Ğalü, Hadis no: 1993

[156] Buhari,c. 11 s. 133

[157] Fethul Bari: c.ll s.133

[158] İbnu Munde: Mağrife. Bkz. Sahih Hadisler Silsilesi Hadis no:1463 c.3 s.447

[159] Şeyh Nasırı'd Dini'l-Elbani: Hadis no:I463

[160] Sahihu Süneni Ncsai, Hadis no: 3168

[161] Mecmuuz-Zevaid: c. 4, s. 289. Bkz.Fethu'l Bari: c. 11, s. 109

[162] Buhari, c.ll, s.130. Müslim, c. 4, s. 141

[163] Fethu'l-Bari, c.ll, s.130

[164] Buhari, cll, s. 157. Müslim, c. 7, s. 174.

[165] Buhari, c.ll s.133

[166] Fethu'l-Bari: c.ll s.132-133

[167] Buhari, c. 11 s. 129. Müslim, c. 4 s. 144

[168] Sahihu Süneni't -Tirmİzi, Hadis no: 871

[169] Buhari, c.ll s.142. Müslim, c. 4 s. 149

[170] Buhari, c. 11 s. 148

[171] Buhari, c.ll s.131

[172] Buhari, c. 5, s. 220

[173] Buhari,c. 11, s.121

[174] Buhari, c. 11, s. 120

[175] Fethul-Bari, c. 11, s.120

[176] Buhari, c. 11, s. 137. Müslim, c. 4 s.144

[177] Fethul-Bari, c. 11, s. 137-138

[178] Buhari, cll s. 155. Müslim, c. 4 s. 153.

[179] Buhari, c. 11 s. 154. Müslim, c. 4 s. 153.

[180] Buhari,c. 11 s.150. Müslim, c. 4 s. 152.

[181] Fethu'l-Bari, c. 11 s. 150-151.

[182] Buhari, c. 11, s.154. Müslim, c. 4 s. 153.

[183] Buhari,c. 11, s. 136.

[184] Mecmuu'z-Zevaid, c: 4, s. 292

[185] Fethu'l-Bari, c. 4, s. 108

[186] Buhari,c. 11 s. 108.

[187] Buhari, c. 11 s.134. Müslim, c. 4, s. 151.

[188]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/57-70.
Şatibi
Mesaj Panosu Yöneticisi
Mesaj Panosu Yöneticisi
 
Mesajlar: 2468
Kayıt: Pzt Şub 15, 2010 7:41 pm

Dön İslamda Evlilik Hayatı

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir