Giriş:
KADININ TOPLUMSAL hayata katılmasının ve bu katılmanın gereği olarak erkeklerle görüşmesinin İslâmi âdabını, hakim olan kanun koyucu çizmiştir. O, âdabın zirvesidir. O âdap, ahlakı ve namusu korur, iyi ve faydalı hayatın akışım durdurmaz, münkerden uzaklaştırır, iyi ve güzele yöneltir, kötü eğilimleri terbiye eder, kadın ve erkeği eşit olarak nefsi rahatlığa kavuşturur. Böylece karşı cinse karşı küçük düşürücü, saygınlığı elden bırakıcı, aşırı duygusal davranıcı hareketler olmaz. Gerçekten İslâm'ın âdabı, âdabın zirvesidir. Gerek elbise, gerek konuşma, gerekse bazı zorluklara sebep olan hareketler konusunda olsun müslüman kadının, erkeğe oranla bağları daha fazladır. Kadın bunlara, erkeklerle görüşmeyi zorunlu kılan meşru ihtiyaçlarını ve hayati maslahatlarını gerçekleştirmek için tahammül eder. Bu tür ihtiyaç ve maslahatlar artarak görüşme de artabilir, ihtiyaç ve maslahatlar azalarak görüşme de azalabilir. Kanun koyucunun çizdiği âdapları sunmadan önce o âdapları gerçekleştirmeye yardım eden bazı temel faktörleri hatırlatmak istiyoruz. [817]
Katılma Ve Görüşme Âdabını Gerçekleştirmeye Yardım Eden Temel Faktörler
Birinci Faktör: Terbiye ve yönlendirmeye önem verme:
Bu, akidenin yerleşmesi, ibadette ihsanın yakalanması ve ahlakın tezkiye edilmesiyle olur. Böylesi bir önem verme olduğu zaman gençler –kız ve erkeklerler- bir yönden temiz sevgi ve iffet, diğer yönden ise bireysel sorumluluk duygusuyla yetişirler.
"Kitap'ta İsmail'i de an. Çünkü o sözünde duran, elçi bir peygamberdi. Halkına namaz kılmayı, zekat vermeyi emrederdi. Rabb'i yanında beğenilmişti." (Meryem sûresi, 54-55).
Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Ey inananlar, kendinizi ve ailenizi bir ateşten koruyun ki onun yakıtı insanlar ve taşlardır.,." (Tahrim sûresi, 6).
Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Ey inananlar, ellerinizin altında bulunan (köleler, hizmetçiler) ve henüz ergenliğe ermemiş çocuklarınız üç vakitte (odalarınıza girebilmek için) izin istesinler: Sabah namazından önce, öğle vakti elbisenizi çıkar(ıp yat)acağınız zaman ve yatsı namazından sonra. Bunlar sizin üstünüzün açılabileceği üç vakittir. Bunların dışında (hizmetçilerin ve çocukların, izin almadan içeri girmelerinden dolayı) ne size, ne de onlara bir günah yoktur. (Onlar sizin) yanınızda dolaşırlar, birbirinizin yanına girip çıkarsınız. Allah, âyetleri size böyle açıklar. Allah bilendir, hikmet sahibidir.
Çocuklarınız ergenlik çağına erdikleri zaman, kendilerinden öncekilerin izin istedikleri gibi izin istesinler. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklıyor. Allah bilendir, hikmet sahibidir." (Nur sûresi, 58-59).
Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Göklerde ve yerde bulunan herkes Rahman'a kul olarak gelecektir. O, onların hepsini kuşatmış ve onlan bir bir saymıştır. Onların hepsi, kıyamet günü O'na tek başına gelecektir." (Meryem sûresi, 93-95).
Aişe (r.a.)dan: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular; 'Kim bu kız çocuklarına velilik yapar ve onlara iyi davranırsa bu onun için cehenneme perde olur."[818]
Şüphe yoktur ki kızlara en iyi ve güzel davranmanın biçimi, onları terbiyeli yetiştirmektir.
Ebu Berde'den o da babasından: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: 'Bir kimsenin yanında cariye olup da onu güzelce eğitir ve terbiye eder sonra âzad ederek evlendirirse kendisine iki ecir vardır.[819]
Cariyenin eğitim ve terbiyesinin durumu bu olunca, hür olan genç kızların eğitim ve terbiyesinin durumu daha da önemlidir.
Rubey'a binti Muavviz'den rivayetle şöyle diyor: "Peygamber (s.a.v.) âşura günü sabahı beni Ensar köylerine göndererek şöyle dedi: 'Kim oruçsuz olara1- sabahlamış ise geri kalan gününü tamamlasın ve kim de oruçlu olarak sabahlamış ise, orucuna devam etsin.' Rubey'a diyor ki: 'Henüz aşureyi tutuyor ve çocuklarımıza tutturuyorduk. Çocuklar yemek isteyerek ağladıkları zaman yünden yaptığımız oyuncaktan onlara vererek onları iftara kadar oyalıyorduk."[820]
ikinci faktör: iffeti korumak için erken evlendirme: Abdullah b. Mes'ud'dan: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: 'Ey gençler topluluğu! Kim evliliğe güç yetirebiliyorsa evlensin. Çünkü evlilik gözü harama baktırmaz ve namusu korur. Kim de buna güç yetiremezse oruç tutsun. Çünkü oruç şehveti azaltıcıdır."[821]
Abdulmuttalib b. Rebia b. Haris'den: Rasulullah (s.a.v.) Mahmiye'ye[822] 'şu çocuğu (Fadl b. Abbas) kızınla evlendir,' dedi. Mahmiye de onu evlendirdi. Onu everdikten sonra Nevfel b. Haris'e; 'bu delikanlıyı evlendir,' dedi. Bunun üzerine beni evlendirdi. Mahmiye'ye de humustan o iki gencin mehirleri için belli bir miktar ödeme yapılmasını emretti."[823]
Fatıma binti Kays'tan: "Rasulullah (s.a.v.) bana 'Üsame ile evlen,' buyurdu. Ben de onunla evlendim. Allah ondan bana hayırlar kıldı ve mutlu oldum."[824]
Rasulullah (s.a.v.), Fatıma binti Kays'ı, Üsame'ye istediği zaman o on altı yaşının altındaydı. Geçen nasslar genç erkekleri erken evlendirmeye işaret ediyor. Yine genç kızların da erken evlendirilmesine işaret eden nasslar da vardır. Rasululah (s.a.v.) şöyle buyuruyor: "Eğer Üsame cariye olsaydı evlendirinceye kadar onu süsler, zinetlendirirdim"[825]
İbni Hacer diyor ki: ".... Hadislerde geçen 'İhsan' iffet, evlilik, İslâm ve özgürlük anlamına gelir. Çünkü bunlardan her biri mükellefi fahişelik yapmaktan alıkor)."[826]
Aşağıda gelen hadisi biraz düşünelim. Bu hadis, gözü haramdan korumaya yardımcı olmasının yanı sıra evliliğin kadınlarla münasebette müslüman erkeği fitneden korumaya ne kadar yardımcı olduğunu gösteriyor. Nitekim bu daha önce zikredilen Abdullah b. Mes'ud'un hadisinde de varid olmuştu.
Cabir (r.a.)'dan: "Rasulullah'ın şöyle buyurduğunu işittim: 'Sizden birinin hoşuna bir kadın gidip de onun sevgisi kalbine düşerse hemen hanımına giderek cinsel ilişkide bulunsun. Şüphesiz ki bu onun nefsinde olan duyguyu teskin eder."[827]
Üçüncü faktör: İyi kontrol etmekle birlikte küçük yaşta belirli ölçüde katılma ve görüşmeyi kolaylaştırma:
Abdullah b. Abbas'dan rivayetle şöyle diyor: "Fadl, Rasulullah'ın terkisindeydi. Haş'em'li bir kadın geldi. Fadl, kadına, kadın da Fadl'a bakmaya başladı. Rasululah Fadl'ın yüzünü başka yöne çevirdi.."[828]
Taberi'nin Ali (r.a.)'dan rivayetinde ise Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: "Küçük bir çocuk ve küçük bir cariye gördüm; aralarına şeytanın girmesinden korktum"Üçüncü bir rivayette ise: "Genç bir erkekle, genç bir kız gördüm; onlar hakkında şeytandan emin olamadım."[829]
Ümmü Atiyye rivayet ediyor: "Bayram günü dışarıya çıkmakla emrolunmuştuk. Hatta bakireler de kapalı bulundukları perde arkasından çıkarılmak üzere..." Başka rivayette:[830] "Peygamberimiz bize evlilik çağına gelmiş yazışmalı köleleri ve perde arkasında bulunanları çıkarmamızı
emretmişti[831]
İbni Abbas'tan: "... Mekkenin fethi günü, insanlar Rasulullah'ın başına toplanarak: 'İşte Muhammed, İşte Muhammed,' diyorlardı. Öyle ki, evlerdeki evlilik çağına girmiş yazışmalı köleler dahi çıkmıştı."[832]
Son iki hadis, Resululah'ın onayladığı örfün, bekar kızların evlerinden çıkmalarını kısıtladığını ve böylece erkeklerle kadınların karşılaşmalarını azalttığını gösteriyor.
Serahsi'nin Mebsut'unda şöyle demliyor: ".... Cariyelerin, buluğ çağına gelince evlenmesi gerekir. (O zamanın örfü de böyleydi). Bu da fitnenin hedefi ve erkeklerin arzusu olur."[833] Bekar kız yaşına girdiği zaman düşüncesi ve aklı oluşur. Kardeşi ve amcası onun için korkarlar. (Yani onun için emin olamazlar). Kız, korkmadığı yerlere istediği gibi gidebilir, çünkü kardeş ve amcasının onun üzerine düşmeleri, aldatılma ve cinsel sapma sebebiyle fitneye düşmesi korkusundandır. Bu da ergenlik çağına girmesi, aklı ve görüşünün oluşması ile ortadan kalkmıştır.[834]
Ergenlik çağında karşılaşma alanlarının daraltılmasının anlamı, onu nihai biçimde engellemek demek değildir. Aksine, bir yönden bu alanları azaltmak bir yönden de gözetlemeyi artırmak anlamındadır. Gözetleme -aile düzeyinde- anne-babanın yada bazı akrabalarının bulunmasıyla olur. Aile dışında ise gençlerin gönlünde saygısı ve korkusu olan şahsiyetlerin bulunmasıyla olur. İlerleyen merhalelerde, bu tür güvenli ortamlarda sınırlı görüşmenin, nefse sahip çıkma ve iffetli görüşmelere gençleri -kız ve erkek-hazırlama ve alıştırma yönünden olumlu etkisi vardır. [835]
Kadın Ve Erkek Arasındaki Müşterek Âdaplar
1- Görüşme ortamının ciddi olması: Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Güzel (kuşkudan uzak bir biçimde) söz söyleyin" (Ahzab, 32).
Âyet, konuşma konusunun, münkeri içermemesi, iyilik sınırları içerisinde olması gerektiğim işaret ediyor. Bu sebeple "görüşmenin ciddi olması" dedik. Kadın ve erkekler arasındaki ciddiyet; güzel söz söylemedir. Oyun ve oyuncağa gelince bu münkerdir. Ciddiyet ortamını, rahat ve serbest konuşma bozmaz. İşte bunun örneği:
Ebu Musa'dan rivayetle: .... Esma binti Ümeys ziyaret maksadıyla Peygamber'in hanımı Hafsa'nın yanına gitti. Esma, Habeşistan'a hicret edenlerle beraber hicret etmişti. Esma yanındayken Hz. Ömer Hafsa'nın yanına girdi ve Esma'yı görünce: Bu kim? dedi. Hafsa Esma binti Ümeys, dedi. Hz. Ömer: Bu Habeşistanlı mı, dedi. Esma da: Evet, dedi. Hz. Ömer: Biz hicret hususunda sizden önce davrandık. Bu yüzden biz Rasulullah'a sizden daha fazla layıkız, dedi.[836]
Aynı şekilde bazı samimi sözlerin olması ciddiyet ortamını bozmaz. İşte bunun örneği:
- Meşruk rivayet ediyor: Aişe (r.a.)'ın yanına girdiğimizde Hasan b. Sabit ona şiir okuyordu...[837]
2- Gözü çevirme:
Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"İnanan erkeklere söyle: Bakışlarını çevirsinler, namuslarını korusunlar. Bu, oniar için daha temizdir. Şüphesiz Allah, onların her yaptıklarını haber almaktadır. İnanan kadınlara da söyle: Bazı bakışlarını çevirsinler, namuslarını korusunlar" (Nur, 30-31)
Gözü çevirmenin anlamı; fitne korkusu yüzünden uzun uzadıya bakmaya engel olma, demektir.
İyad, diyor ki: "Mahrem olmayan ve buna benzer durumlarda her zaman gözü çevirmek gerekir."
İbni Abdi'1-Berr diyor ki: "Kadının el ve yüzüne kötü niyet ve şüphe olmaksızın bakmak caizdir. Şehvetle bakmaya gelince, elbisenin üstünden bile şehvetle düşünmek haramdır, kaldı ki açık yüze bakmak!..."
İbni Dakik el-İyd diyor ki: (... "min" lafzı "teb'iz" içindir, fitneden korkulduğu zaman kadına bakmanın haram olduğu hususunda hiç ihtilaf yoktur. O halde bu durumda "yani fitne durumunda" gözü ondan çevirmek gerekir. Ayetin ona hamledilmesi mümkündür. O zaman ayet mutlak anlamda yada bu halin dışında gözü çevirmenin vacip olduğunu ifade etmez."[838]
Fethu'l-Bari'de daha önce geçen Haş'amiye hadisinin şerhinde nakledilmişti; Kadın Fadlın hoşuna gitti ve ona iyice bakmaya başladı. Peygamber (s.a.v.) Fadlın çenesini tutarak öbür tarafa çevirdi, onun yüzüne bakmasına engel oldu." [839]
İbni Battal diyor ki: "Hadiste fitne den korkulduğu zaman yüzü çevirme emri vardır. Bunun gereğine göre, fitneden emin olunursa yasak değildir. Şu âyet de buna delildir. "İnanan erkeklere söyle: Bazı bakışlarını çevirsinler".
Âyet, bakışları çevirmenin vacip olduğunu ifade ediyor ancak yüz bunun dışındadır.[840]
Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Allah, gözlerin hain bakışını ve kalblerin gizlediğini bilir" (Ğafir, 19).
İbni Hacer diyor ki: ".... Ebu Hatim'den o da İbni Abbas kanalıyla 'Allah, gözlerin hain bakışını bilir1 âyeti hakkında diyor ki: Bu güzel kadına bakan erkektir. Kadının bulunduğu eve girer ve ona bakar. Kadın baktığını hissedince ondan yüzünü çevirir.. Mücahid ve Katade'ye göre: Hain bakışların tamamıdır. Kirmani diyor ki[841] 'Gözlerin hain bakışlarını bilir' in anlamı, Allah, helal olmayanlara olan hırsızca bakışları bilir.[842]
Said el-Hudri'den: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: 'Yollara oturmaktan sakınınız.1 Dediler ki: 'Ey Allah'ın Rasulü! Otursakda sohbet etsek ne olur?' Rasulullah (s.a.v.): 'O halde yolun hakkını verin,' dedi. Dediler ki: 'Ey Allah'ın Rasulü! Yolun hakkı nedir?' Rasulullah: "Gözü harama bakmaktan çevirme, eza etmekten kaçınma, selama cevap verme, iyiliği emre dip kötülükten alıkoyma' buyurdular."[843]
Cabir b. Abdullah'dan: "Rasulullah'a ani bakış hakkında sordum, gözümü çevirmemi emretti."[844]
- İbni Abbas'tan'dan aktardığı şu hadiste ifade edilen günahlardan daha enteresanını görmedim: "Ebu Hureyre'nin rivayetinde ise Rasulullah (s.a.v.): Hiç şüphesiz Allah, âdem oğluna yaptığı zinadan payına düşeni yazmıştır. Gözün zinası bakmadır, dilin zinası konuşmadır. Nefis arzular ve şehvet duyar. Tenasül uzvu da bunu ya doğrular ya da yalanlar."[845]
Hadis, şehvetle bakmanın haram olduğu hususunda sarihtir. Bunun i-çin, "nefis arzular ve şehvet duyar" dedi. Yani bunun anlamı, şehvetsiz olduğu zaman günah değildir, demektir.
İbni Abbas'dan; Rasulullah (s.a.v.) kurban günü Fadlı bineğinin arkasına bindirdi. Fadl, güzel bir adamdı. Rasulullah, insanların kendisine fetva sormaları için durdu. Hes'am kabilesinden güzel bir kadın gelerek Rasulullah'a fetva sormaya başladı. Kadının güzelliği Fad'ın hoşuna giderek ona bakmaya başladı. Bunun üzerie Peygamber, Fadl'ın çenesini tutarak öbür tarafa çevirdi ve kadının yüzüne bakmasına engel oldu"[846]
Hafız İbni Hacer diyor ki: "İbni Battal şöyle diyor: 'Hadiste fitneden korkulduğu zaman yüzü çevirme emri vardır. Bunun gereğine göre, fitneden emin olunursa yasak değildir. Bunu Rasulullah'ın Fadl'a yaptığı şey de tekid ediyor. Fadl, hoşuna giderek kadına iyice baktığında Rasulullah fitneden korkup onun yüzünü çevirmiştir. Çünkü insan oğlunun tabiatında kadınlara karşı meyil vardır..."[847]
Aişe (r.a.) dan: "... Bayram günü önden gelen insanlar, savaşçılık oynuyorlardı. Rasulullah (s.a.v.) bana: 'Bakmak ister misin?' dedi. Ben de: 'Evet' dedim. Beni arkasına alarak seyrettirdi. Başka bir rivayette[848] Beni elbisesine gizleyerek seyrettirdi.[849]
Hafız İbni Hacer diyor ki: "beni elbisenîne gizleyerek sözü' bunun hi-cab âyetinin nazil olmasından sonra olduğunu ve kadının erkeğe bakmasının caiz olduğunu gösteriyor."[850]
Özet olarak: Görüşmenin bir neticesi olarak, erkekler kadınları, kadınlar erkekleri görebilir. Her iki taraf da gözlerini harama bakmaktan sakındırdıkları ve şehvetten uzak oldukları sürece bunda bir sakınca yoktur.
3- Genel olarak tokalaşmaktan kaçınma:
Daha önce şu âyetler geçmişti: "İnanan erkeklere söyle: Bazı bakışlarını çevirsinler", "İnanan kadınlara da söyle: Bazı bakışlarını çevirsinler." Bu âyetler gereği, kadın ve erkek olarak gözleri harama bakmaktan çevirmekle emrolunduk. Çünkü bakma insanı şehvete götürür. El ile tokalaşma ise bakmaktan daha fazla insanı şehvete götürür. Bu konuda daha fazla açıklık getirmek için şimdi çeşitli nasları aktarıyoruz:
Şehvetle dokunmanın haram olduğunu ifade eden nasslar:
İbni Mes'ud'dan: "Rasulullah'a bir adam gelerek bir kadını öptüğünü ya da eliyle dokunduğunu söyledi. Sanki bağışlamasını için gereken keffareti soruyordu.
Bunun üzerine şu âyet nazil oldu:
"Gündüzün iki tarafında (sabah, akşam) ve geceye yakın saatlerde namaz kıl; çünkü iyilikler, kötülükleri giderir. Bu, ibret alanlara bir öğüttür."(Hud sûresi, 14).[851]
İbni Abbas'tan: "Günah işlemede, nefsi kendi isteğine bırakmaya benzeyen başka bir şey görmedim". Ebu Hureyre'nin rivayetinde ise buyurdular: Hiç şüphesiz Allah, ademoğluna zinadan payına düşeni yazmıştır. Gözün zinası bakmadır, dilin binası konuşmadır: Müslim şunu da eklemiştir: "Elin zinası tutmaktır. Neü> arzular ve şehvet duyar. Tenasül uzvu da bunu ya doğrular ya da yalanlar."[852]
Ma'kul bin Yesâr'dan rivayetle Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: "Sizden birinin başına demirden büyük bir iğnenin batırılması, kendisine helal olmayan bir kadına dokunmasından daha hayırlıdır."[853]
Rasulullah'ın biat alırken kadınlarla tokalaşmaktan uzak durduğunu ifade eden nasslar:
Hz. Aişe rivayet ediyor: Rasulullah (s.a.v.) kendisine hicret eden mü'min hanımları şu âyetle imtihan ediyordu: 'Ey Peygamber, mü'min kadınlar sana beyat etmek için gelirlerse..?1 Mümin kadınlardan kim bu şartı kabul ederse Rasulullah ona: 'Senin beyatını sözlü olarak aldım' diyordun. Hz. Aişe: 'Andolsun ki o beyat alırken kesinlikle elini bir kadına dokundurmadı1 diyor"[854]
Ümeyye binti Rakika anlatıyor: Rasulullah'a İslâm üzerine beyat etmek için bir grup kadınla gelerek şöyle dedik: Ey Allah'ın Rasulü! Sana, Allah'a hiç bir şeye ortak koşmayacağımıza, hırsızlık yapmayacağımıza, zina etmeyeceğimize, çocuklarımızı öldürmeyeceğimize, kimseye iftira etmeyeceğimize ve iyilikte sana karşı çıkmayacağımıza dair beyat edebilir miyiz? Rasulullah (s.a.v.): Gücünüz ve takatiniz yettiği kadar, buyurdu. Biz: Allah ve Rasulü bize nefsimizden daha fazla merhamet eder, haydi sana beyat edelim Ey Allah'ın Rasulü! dedik. Rasulullah (s.a.v.): Ben kadınlarla tokalaşmıyorum, buyurdu.[855]
Fitneden emin olunduğu ve ihtiyaç duyulduğunda dokunmanın mubah olduğunu ifade eden nasslar:
Enes b. Malikten: Ümmü Seleme, Rasulullah'a deriden yapılmış bir yatak seriyordu. Rasulullah da onun üzerinde kaylula yapıyordu. Rasulullah uyuduğu zaman Ümmü Seleme onun terinden ve saçından alıp bir kaba koyuyor, sonra bunlardan koku yapıyordu."[856]
Enes bîn Malik'ten: "Rasululah (s.a.v.) Ümmü Haram binti Milhan'ın yanına giriyordu. O Rasulullah'a ikram ediyordu. Ümmü Haram Ubade bin Samit'in nikahı altındaydı. Rasulullah'a yemek yediriyor ve başını temizliyordu."[857]
Ebu Musa'dan: Rasulullah (s.a.v.) beni Yemen'de bir kavme gönderdi. Döndüğümde Rasulullah Mekke yakınlarında bir yerdeydi. Bana "nasıl tehlil getirdin" diye sordu. Ben de: "Rasulullah'ın söylediği gibi tehlil getirdim." dedim. Sonra bana: "Yanında kurbanın var mı?" dedi. Ben de: "Hayır" dedim. Kabeyi tavaf etmemi, say yapmamı sonra da ihramdan çıkmamı emretti. Sonra kavmimden bir kadının yanına gittim. Kadın başımı yıkadı ve taradı.[858]
Hafız İbni Hacer diyor ki: (Kavmimden bir kadının yanına gittim) sözünden anlaşılıyor ki, o kadın kardeşlerinden biri nin hanımı- dır[859]
Enes bin Maîik'ten: Medine'li cariyelerden biri, Rasulullah'ın elinden tutarak, istediği yere onu götürüyordu.[860]
Hafız İbni Hacer diyor ki: (...Ahmet'in Ali bin Zeyd kanalıyla Enes'ten rivayetinde ise şöyle4 deniliyor. "Medine'li cariyelerden biri gelerek Rasulullah'ın elinden tutuyor, istediği yere götürünceye kadar elini bırakmıyordu." İbni Mace de böyle rivayet nakletmiştir.[861]
Rebia binti Muavviz şöyle rivayet ediyor: Rasulullah'la beraber gazveye çıkıyor, beraberimizdeki topluluğa su dağıtıyor ve hizmet ediyorduk.
(Başka bir rivayette: Yaralıları tedavi ediyorduk) yaralıları Medine'ye geti-riyorduk.[862]
Ebu Râfi'nin hanımı Selmâ'dan rivayetle: Rasulullah'a (s.a.v.) hizmet ediyordum. Onun bir yarası olduğu zaman, bana üzerine kına koymamı emredinceye kadar yarası iyi olmazdı.[863]
- Abdullah bin Muhammed bin Abdullah bin Zeyd, onların kadınlarından birinin şöyle dediğini rivayet ediyor: Rasulullah yanıma geldiğinde, sol elimle yiyordum. Ben fakir bir kadındım. Rasulullah elime vurarak lokmamı düşürdü ve bana: "Sol elinle yeme, Allah sana sağ elini vermiştir." buyurdu. Böylece sağ elimle yemeğe başladım, bundan sonra asla sol elimle yemedim."[864]
Rasulullah (s.a.v.)'in bey'at esnasında kadınlarla musafaha etmemesiyle, bazı zamanlarda herhangi bir kadına dokunması olaylarını birleştire biliriz. Şöyle ki; Rasulullah (s.a.v.) birinci durumda, dokunma biçimlerinden biri olan ve özel bir anlam ifade eden tokalaşmadan kaçınmıştır. Gerek kadın veya erkeklerle karşılaştığında, gerek selamlaşma, dua ve yakınlaşma için onun mübarek vücuduna dokunma isteği ve İslam üzere bey'at etme durumlarında Rasulullah kadınlarla tokalaşmadan kaçınmıştır. Bu durumlarda Rasulullah'ın tokalaşmadan kaçınması, başka durumlardaki dokunma biçimlerinden uzak kaldığı anlamına gelmez. Çünkü diğer durumlarda Rasulullah (s.a.v.) bir yönden pek nadir olan fıtri ihtiyaçlarını gidermek için bunu yapıyordu, diğer bir yönden ise o kadınların fitnesinden emindi. Yani Rasulullah (s.a.v.) birinci durumda, genel olarak kadınların fitnesiiiden emin olmadığı gibi tokalaşmak için de ciddi bir gerekçe görmüyordu. İkinci durumda ise, gerekli sebeplerden dolayı bunu uygun görüyordu. Buna suda eklenebilir. Rasulullah'ın (s.a.v.) biat alırken, kadınlarla tokalaşmaktan kaçınması, bu meselenin kesin olarak haram olduğu anlamına gelmez. Nitekim, varid o-lan deliller bu durumun Rasulullah'a özel olduğunu ifade ediyor: "Ben kadınlarla tokalaşmam" hadisinde kullanılan zamir sadece Rasulullah'a aittir. Hafız el-Heysemi de gelen şu iki hadisi "özel durumlar" babında nakletmiş-tir.
Abdullah bin Amr'dan: "Rasulullah (s.a.v.) bey'atta kadınlarla tokalaşmıyordu."[865]
Esma binti Yezid'in rivayetinde Rasulullah şöyle buyurdular: "Ben kadınlarla tokalaşmıyorum."
Özet olarak: Rasulullah (s.a.v.)'in kadınlarla tokalaşmaktan kaçınması; ümmetine öğretmek ve kanun olarak koymak için sedd-i zirai babında çoğu durumlarda, bunu, kerih görmesi anlamındadır. Sedd-i zirai kesin değil daha evlâdır diyen, usulcülerin görüşü de bunu te'kid etmektedir. Biz de çoğu zaman tokalaşma ve dokunmadan kaçındığımızda; fitne ortadan kalkıp uygun biı gerekçe olduğu zaman da buna müsamaha gösterdiğimizde Rasululah'a en güzel şekilde uyanlardan olacağımız kanısındayız. Böyle olduğu takdirde tokalaşma müslümanlar arasında karşılıklı iyi duygu alış verişine ve ilişki kurulmasına vesile olur. Nitekim akrabalar, yakın arkadaşlar arasındaki taziyelerde, yolculuklarda, misafirliklerde ve güzel bir işe teşvik etme durumları gibi özel münasebetlerde yapılan tokalaşmalar bu türdendir.
Fakat biz, günümüz toplumunda karşılıklı münasebetlerde kadın ve erkek arasında tokalaşma yaygın olduğundan, bir açıdan zorluğu kaldırmak, diğer bir açıdan ise haram oluşuna dair kesin bir hükmün bulunmayışını göz önünde bulundurarak hükmü kolaylaştırmak zorunda kalıyoruz.
4- Kadın ve erkek arasım ayırma ve kanşıkmaktan kaçınma:
Ümmü Seleme (r.a.Vdan rivayette: "Rasulullah (s.a.v.) namazda selam verdiği zaman, kadınların kalkıp gitmeleri için bir süre kalkmadan bekliyordu." İbni Şihab diyor ki: "Rasulullah'ın beklemesi topluluğun kadınları görmeden ayrılmaları içindir sanıyorum."[866]
Bu anlamı Rasulullah (s.a.v.)'in: "Şu kapıyı kadınlara bıraksak.."[867] sözü de te'yid etmektedir.
Yine bir rivayete göre Rasulullah (s.a.v.) mescidden çıkınca erkeklerle kadınlar yolda birbirine karıştılar. Bunun üzerine Rasulullah kadınlara şöyle buyurdu: "Geç çıksanız yahut o yolun hakkını verseniz, yolun kenarında yü-rüseniz." Başka bir rivayette: "Kadınların yolun ortasında hakkı yoktur."[868]
Yine kadınların yolda karışıklıktan kaçındıkları gibi kamuya ait yerlerde de karışıklıktan kaçınmaları gerekir. Bu mescidlerde olduğu gibi diğer yerlerde de arka tarafların kadınlara ait olduğu anlamına gelmez. Kadınların arka saflarda yer almaları gerek mescitte olsun, gerekse kocası ve mahremle-riyle beraber yabancıların bulunduğu evlerde olsun namaza ait özel bir durumdur. Fakat namazın dışında uyulması gereken âdap, erkeklerle kadınların arasının ayrılması ve karışıklığın önlenmesidir. Bu oturma yerlerinde yer ayırararak yada iş yerlerinde karışıklığı önleyecek düzenleme yapılarak sağlanabilir. Bu manada îmam Serahsi şöyle diyor: "Kadınlar kalabalık olduğu zaman Hacer'ul- Esved'i selamlamazlar. Çünkü erkeklerin kadına dokunması ve onlarla karışması yasaktır. Ancak erkeklerin olmadığı yerlerde Hacer'ul Esved'i selamlayabilirler.[869]
5- Halvetten kaçınma:
İbni Abbas'tan; Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: "Mahremlerinin bulunmadığı zaman kadın ve erkek yalnız kalmasınlar."[870]
Hafız İbni Hacer diyor ki: ".. bu hadiste yabancıyla bir araya gelmek yasaklanmıştır. Fakat mahrem konumunda güvenilir kadınların olması huşu sunda ihtilaf vardır. Doğru olan caiz oluşudur, çünkü töhmet azdır.."[871]
Aşağıdakiler, yasak olan halvet mefhumunun dışında kalıyor:
a) insanların huzurunda onlan Halvet:
Bunun delili Buhari'nin "İnsanlar yanında kadın ve erkeğin
halvetinin caiz olduğu, babında rivayet ettikleridir.
- Enes b. Malik'ten: "Ensardan bir kadın Rasulullah'a geldi ve Rasulullah onunla başbaşa kalarak: Allah'a yemin olsun ki, sizler bana insanların en sevimlilerisiniz, dedi.[872]
Hafız İbni Hacer diyor ki: ... (Kadın ve erkek insanların göremeyecekleri bir şekilde halvette kalamazlar, velevki konuştukları gizli meseleyi insanların duymasından çekinseler bile... Yine İbni Hacer diyor ki: ... (...Hadiste "yabancı bir kadınla gizli görüşme, fitneden emin olunduğu sürece dini zedelemez" şeklinde ifade ediliyor).[873]
b) İki ya da üç erkeğin bir kadınla halvet etmesi:
Bunun delili şu gelen hadistir:
Abdullah bin Amr bin As'dan rivayetle Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: "Bu günden sonra bir erkek kocası olmayan bir kadının yanına beraberinde bir yada iki kişi olmadan girmesin."[874]
İmam Nevevi diyor ki: Bu hadisin zahiri iki yada üç erkeğin, yabancı bir kadınla halvet edebileceğinin caiz olduğunu gösteriyor. Bizim mezhebimizde meşhur olan görüşe göre ise haramdır. Bu hadis iyilikleri, mürüvvetleri yada başka sebeplerden dolayı zina üzere ittifak etmeleri oldukça uzak olan bir cemaate te'vil edilir. Kadı da böylesi bir te'vile işaret etmiştir.[875]
c) Bir erkeğin kadınlar topluluğuyla halvet etmesi;
Yasak olan halvet bir erkeğin bir kadınla halvet etmesidir. Ancak erkeklerin veya kadınların birden çok olmasıyla bu yasak kalkar.
Nevevi diyor ki: Bir erkek, yabancı bir kızın annesiyle halvet halinde kalsa bu durum kız ve erkeği birbirine haram eder. Bir erkek bir kaç yabancı kızın anneleriyle halvet etse bu konuda iki görüş vardır: cumhura göre caiz olup, delili şu hadistir. "Bu günden sonra bir erkek kocası olmayan bir kadının yanma beraberinde bir yada iki kişi olmadan girmesin." Çünkü kadınlar topluluğu içinde erkekle fesat olayı olmaz.[876]
6- Kocası mukim olan kadının yanına girerken kocasından izin almak gereklidir.
Ebu Hureyre'den: Rasululah (s.a.v.) şöyle buyurdular: "Kocası yanın-dayken, kadının, kocasının izni olmadan oruç tutması caiz değildir. Kocasının izni olmadan evine birisini alması da caiz değildir. Müslim'in rivayetinde: Kocası evde olduğu halde, kocasının izni olmadan evine birisini alması caiz değildir.[877]
Hafız İbni Hacer diyor ki: ... Bu kaydın (o evdeyken) hiç bir anlamı yoktur. Genel ifade kullanılmıştır. Kocanın evde olmayışı kadının, evine girmek isteyene izin verebileceği anlamına gelmez. Bilakis, kocasının evde olmadığı zamanlarda yanma girilmesini yasaklayan birçok hadis vardır.
Yukarıdaki ifade, kocası evde olduğu zaman kadının izin istemesinin kolay olacağını; olmadığı zaman da mazeretli olacağını gösteriyor. Şayet kadının yanına girme zorunlu ise koca olmadığından dolayı izin istemek gerekmiyor.[878]
Koca evde olduğu zaman izninin gerekli olduğunu şu olay da te'kit ediyor.
Amr bin As bir ihtiyaçtan dolayı Ali bin Ebi Talib'in evine gitti ve Ali'yi evde bulamadı. Bunun üzerine döndü, sonra bir kaç kez daha gitti, onu evde bulamadı. Ali (r.a.) geldiğinde ona şöyle dedi: "Bir ihtiyacın varsa hanıma bildirseydin ya". Amr da: "Kocalarım izni olmadan hanımların yanına girmekten men olunduk" dedi.[879]
Yine -ihtiyaç duyulduğu zaman- koca evde olmasa da izinin gerekli olduğu görüşünü daha önce geçen şu hadis çürütüyor: "Bu günden sonra, bir erkek kocası olmayan bir kadının yanına beraberinde bir yada iki kişi olmadan girmesin."[880]
7- Tekrarlanan uzun görüşmelerden kaçınmak:
Bu tür görüşmelerin örnekleri, akrabalar ve arkadaşlar arasındaki karşılıklı ziyaretleşmeler ve bu ziyaretlerin uzun saatler sürmesidir. Yine bu tür görüşmelerin Örnekleri, kadın ve erkekleri uzun süre iş icabı aynı yerde tutan günlük mesleki çalışmalardır.
Bu âdab hakkında nass bulunmasa da gözetilmesi gerekir. Çünkü bu tüi görüşmeler, hareketteki vakar, konuşmalarda ciddiyetin devamı ve gözü harama bakmaktan çevirme gibi bir çok âdabın gerçekleştirilmesini zorlaştırır. Bu, görüşme esnasında sürekli kadın ve erkeğin bulundurması gereker ciddiyetve çekingenlik derecesini çoğu zaman zayıflatır. Bu sebeple -seddi-zerai- kardeşini uygulayarak- bu tür görüşmelerden kaçınılması gerektiğ görüşündeyiz. Ancak yapılan iş karşılıklı görüşmeyi sürekli zorunlu kılıyor sa, sakıncasıyla birlikte, ihtiyaç duyulduğu sürece bu yapılabilir.. Sonr: genellikle akıl ve kalbi meşgul eden ciddi çalışmalar, vakası koruma yar dımcı olur.
8- Şüpheli yerlerden kaçınma:
- Ömer (r.a.) dan: Dedim ki: Ey Allah'ın Rasülü! Senin yanına iyi giriyor facirde. Müminlerin annelerine hicabı emretsen. Bunun üzerine Allah, hicab ayetini indirdi..,[881]
Facirlerden dolayı Ömer (r.a,), Rasulullah'ı kadınlarını örtmeye çağırdı. Buradan müsi-iman kadının facirlere karşı örtünmesi gerektiği çıkıyor. Bunun anlamı da her türlü şüpheli yerlerde, erkeklerle bir araya gelmekten kaçınması gerekir, demektir.
- İbni Abbas: "İyilikte sana karşı çıkmasınlar" âyeti hakkında, bu Alah'ın kadınlara koştuğu bir şarttır.[882]
Hafız İbni Hacer diyor ki: "Bu, Allah'ın kadınlara koştuğu bir şarttır" ifadesindeki şart hususunda ihtilaf etmişlerdir. Taberi, Katâde'den rivayetle diyor ki: Aşarı gitmemeleri ve erkeklerle konuşmamaları. Abdurrahman b. Avf şöyle dedi: Biz kadınlarımızın yanında olmuyoruz ve misafirlerimiz oluyor. Rasulullah: onlara bir zorluk yoktur, buyurdu.[883]
Bu, şüpheli kişilerle kadınların konuşmasının yasak olduğu anlamına geliyor. Bilinen misafirler gibi güvenilir kişilere gelince bunda bir sakınca yoktur. Bu durumu Rasulullah'ın: "Sana şüpheli geleni bırak, şüpheli gelmeyeni bırakma"[884] mealindeki hadisi açıklığa kavuşturmaktadır.
9- Açık ve gizli günahtan kaçınma: Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın.." (En'am, 15i). Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Günahın açığını da gizlisini de bırakın! Çünkü günah işleyenler, yaptıklarının cezasını mutlaka çekeceklerdir" (En'am, 120).
Açık olan günah görüşme âdabmdaki hatalardır. Gizli olan günah ise haram olan bir şeyi arzulama, ondan istifade etme ve bunu daha da ileri götürmedir. Bunun örneklerinden biri Havat b. Cübeyir'in şu rivayetidir. Havat şöyle anlatıyor: "Rasulullah'la beraber, Merre Zahran'a (Mekke' civarında bir yer) gittik, bulunduğum yerden dışarı çıktığımda, kadınlar konuşuyorlardı. Hoşuma gittiler. Döndüm ve çantamdan güzel elbisemi çıkararak giydim. Sonra onların yanma giderek beraber oturdum. Rasulullah dışarı çıktığında: Ey Abdullah'ın babası! dedi. Rasulullah'ı görünce şaşırıp ne diyeceğimi bilemedim: Ey Allah'ın Rasulü! Devem huysuz. Onu bağlamak istiyorum, dedim. Rasulullah gitti bende onu takip ettim. Ridasını bana verdi ve ağacın yanına gitti. Ağacın yeşilliğinde sanki ben onun sırtında bir beyazlığa bakıyordum. Hacetini giderdi, abdest aldı ve döndü. Su sakalından göğsüne doğru akıyordu. Rasulullah: Ey Abdullah'ın babası! Devenin huysuzluğu ne oldu, dedi. Sonra yola devam ettik, Resulullah bana yaklaşmıyor ve sadece şöyle diyordu: Allah'ın selamı üzerine olsun Ey Abdullah'ın oğlu! O devenin huysuzluğu ne oldu. Onu öyle görünce Medine'ye gitmek için acele ettim. Mescitte ve Peygamberin meclisinden uzak durmaya başladım. Bu hal bir süre devam ettikten sonra mescidin boş olduğu bir vakitte oraya giderek namaz kılmaya başladım. Rasulullah odalasından çıkarak mescide geldi ve iki rekat hafif namaz kıldı. Ben de Rasulullah'ın gitmesi, bırakması için duayı uzattım. Rasulullah! Ey Abdullah'ın babası! Uzat dilediğin kadar, sen gidinceye kadar kalkacak değilim, dedi. Ben de kendi kendime; Andolsun ki, Rasulullah'tan özür dileyeceğim ve onun gönlünde kendimi berat ettireceğim, dedim. Gitmek için kalktığımda, Rasulullah: Ey Abdullah'ın babası! Allah'ın selamı üzerine olsun. Devenin huysuzluğu ne oldu, dedi. Ben de: Seni hak ile gönderene yemin olsun ki. müslüman olduğumdan bu yana devem huysuzluk etmedi, dedim. Bunun üzerine Rasulu-lah: Üç kere Allah sana merhamet etsin, buyurdu. Sonra daha önce olan şeylerin hiçbiri kalmadı"[885]
Böylece erkeklerle kadınlar arasındaki genel müşterek âdabların sunulması bitmiş bulunuyor. Bir de erkeklerin Hz. Peygamberin hanımla-rıyla görüşme âdabı var. Bunun perde arkasından olması gerekiyor. Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isleyin. Bu, hem sizin kalpleriniz hem de onlann kalpleri için daha temiz bir davranıştır" (Ahzab, 53).
Peygamberin hanımları için Özellikle perde farz kılınıyor. Bu Özel durumun delillerini aktarmak için özel bir bölüm ayırdık. (Bkz: Dördüncü kısmın ikinci bölümü). [886]
Kadınlara Ait Âdablar:
1- Mütevazı giysi:
Allah-u Teala şöyle buyuruyor:
"... Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler..." (Nur, 31).
Allah-u Teala şöyle buyuruyor:
"Ey peygamber, eşlerine, kızlarına ve inananların kadınlarına söyle: (Bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) örtülerini üstlerine salsınlar (vücutlarını örtsünler)... (Ahzab, 59).
Allah-u Teala şöyle buyuruyor:
"Evlerinizde oturun, ilk cahiliyye (çağı kadmları)nın açılıp kırıtması gibi açılıp kırıtmayın.." (Ahzab, 33).
Ebu Hureyre (r.a.)'dan Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: "Cehennemliklerden iki sınıf vardır ki, ben onları görmemişim.., giyinmiş fakat çıplak olan kadınlar.."[887]
Ümmü Atiyye'den; Rasulullah (s.a.v.)'e şöyle sordum: "Bizden birisinin elbisesi olmazsa dışarı çıkmasında bir sakınca var mı?" Rasulullah (s.a.v.): "Kocasının elbisesini giyinerek çıksın" buyurdu.[888]
Fatıma binti Kays'tan Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: "Başörtünün düşmesini yada elbisenin baldırından açılıp, istemediğin yerleri kavminin görmesini hoş karşılamıyorum."[889]
(Mütevazi bir giysinin şer'î nitelikleri için "Giysi ve Zinet" bölümüne müracaat edilebilir.)
2- Güzel kokudan kaçınma:
Abdullah'ın hanımı Rasulullah (s.a.v)'in kendilerine şöyle dediğini rivayet ediyor: "Sizden biri mescide giderse güzel koku sürünmesin."[890]
Ebu Musa el-Eş'ari'den rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Bir kadın, güzel koku sürerek bir topluluktan geçer, onlar da 'onun kokusu şöyle şöyleydi' diye konuşurlar. Böyle söylenmesi çirkindir."[891]
3- Konuşurken ciddi olma: Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"... Eğer {Allah'tan) korkuyorsanız, (yabancı erkeklere karşı) çekici
bir eda ile konuşmayın; sonra kalbinde bastalık bulunan kimse ümide kapılır.
(Ahzab, 32). 4- Hareketlerde ağırbaşlı olma:
Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"... Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye, ayaklarını yere vurmasınlar. (Dikkatleri üzerlerine çekecek şekilde yürümesinler) (Nur, 31)
Ebu Hureyre (r.a.)'dan Rasulullah (s.a.v) şöyle buyuruyor: "Cehennem ehlinden iki sınıf vardır ki, ben onlar gibisini görmedim. İnek kuyruğu gibi kırbaçları olup da bununla insanlara vuran kimseler. Dikkatleri çeken giyinmiş çıplak kadınlar; dikkatleri çekmek için başlarını deve hörgücü gibi yapan kadınlar. Bunlar cennete giremedikleri gibi, şu kadar mesafeden kokusu duyulan cennetin kokusunu dahi alamazlar."[892]
Bazı müşterek görüşme âdablan kayboluduğunda ne yapılmalıdır? Daha önce zikri geçen müşterek görüşme adablarma müslüman erkek ve kadının önem vermesi ve bağlı kalması gerekir. Fakat herhangi bir yerde bu adabların tamamı ya da bir kısmı kaybolduğu zaman yapılması gereken davranış ne olmalıdır?
Adabların kaybolduğu ölçüde bozulma olur; görüşme ve bir araya gelmelerde müslüman erkek ve kadının duymaları gereken rahatsızlık olur. Bazı adabların kaybolması durumunda müslümanın, mevcut maslahatı ve muhtemel bozulmayı kıyaslayarak, hangisi daha ağır basıyorsa ona göre hareket etmesi gerekir. Bununla ilgili geniş açıklama ilerde gelecektir. Müslümanın her halükarda dikkat etmesi gereken şeyler: a) Görüşme ortamından kaçınmak müslümana zorluk getiriyorsa müslüman erkek ve kadının zorluğu kaldıracak bir şekilde, zaruret miktar mevcut durumu kabul etmesi gerekir. Allahu Teala şöyle buyuruyor: "Allah dinden sizin üzerinize bir zorluk kılmadı" (Hac, 78).
b) Müslüman kadın veya erkeğin bir ortamda bulunması, hayra götürüyor veya serden uzaklaştırıyorsa, Allah'a tevekkül ederek orada bulunmaları, bazı yanlışları düzeltmek için çaba sarfetmeleri gerekir.
c) Bazı müslümanlarda, bazen görüşme adabına cehalet ve zaruretten dolayı aykırı davranma olabilir. Mü'minlerin kardeşleri hakkında dikkatli olmaları, Allah'tan sakınmaları, dillerini kötü sözlerden korumaları ve asılsız iftiradan uzak durmaları gerekir. Bu hususta ifk hadisesi bir ibrettir. Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Çünkü siz bu iftirayı, dilden dile birbirinize aktarıyor, hakkında bilgi sahibi olmadığınız şeyi ağızlarınızda geveleyip duruyorsunuz. Bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz. Halbuki bu, Allah katında çok büyük (bir suç)tur. Onu duyduğunuzda: "Bunu konuşup yaymamız bize yakışmaz, hâşa! Bu, çok büyük bir iftiradır", demeli değil miydiniz?" (Nur, 15-16).
Rasulullah da: "Kişinin her duyduğunu söylemesi, kendisine günah o-larak yeter" buyurmaktadır.[893]
d) Asılsız zina iftirası, kişinin kendi istek ve arzularına uyarak insanları suçlamasıdır. Bu da bazı müslümanların görüşme adabına riayet etmemelerinden kaynaklanır. Çoğu zaman yapılması gereken zahire bakmakla yetinip, görüşme adabına riayet etmeyenlere itibar etmemek ve onları serî adaba sarılmaya çağırmaktır. Allah gizli olanları en iyi bilendir.
Aynı zamanda, hata yapmakta olan müslümanları kendilerini düzeltmeleri ve ellerinden geldiği kadar töhmetli yerlerden uzak durmaları konusunda uyarıyoruz. [894]
Peygamberler (A.S.) Döneminde:
PEYGAMBERLER DÖNEMİNDE kadının toplumsal hayata katılmasıyla ilgili sunacağımız nasslar, kadının toplumsal hayata katılması ve görüşmesi sünnetinin önceki peygamberlerin kadim bir sünneti olduğunu ve Peygamberimizin de bunu takip ettiğini göstermek içindir. Mü'min erkek ve kadının isteği olmadan zaruri hallerde görüşmenin olduğu bazı nasslara -ki bunlar azdır- işaret etmek istiyoruz. Yine çok az nass var ki, müslüman olmayan kadınlarla görüşmenin vukubulduğunu gösteriyor. Bu nassları, mü'min erkekler topluluğunun durumunu ve hangi konuda olursa olsun gerçekleşecek görüşme biçimlerini açıklamak için aktarmıştı. [895]
Nuh (A.S.) Döneminde:
"Nihayet emrimiz gelip tandır kaynayınca, Nuh dedi ki: (hayvan çeşitlerinin) her birinden iki çift ile -(boğulacağına dair) aleyhinde söz geçmiş olanlar dışında- aileni ve iman edenleri gemiye yükle. Zaten onunla beraber pek azı İman etmişti." (Hud, 40).
Celaleyn tefsirinde "Aleyhinde söz geçmiş olanlar dışında" ifadesiyle ilgili deniliyor ki: Yani helak olacaklar, karısı ve oğlu Kenan. Hâm, Sam ve Yafes'i gemiye bindirdi. "Zaten onunla beraber pek azı iman etmişti." Deniliyor ki: Altı erkek ve hanımlarıydı. Yine deniliyor ki: Gemiye binenlerin toplam sayısı seksen kişi idi. Bunların yarısı erkek yansı da onların kanlarıydı. [896]
İbrahim (A.S.) Döneminde:
a) Sıkıntı ve zorluklarda:
Ebu Hureyre şöyle rivayet ediyor: İbrahim (a.s.) hayatı boyunca sadece üç yerde yalan söylemiştir. Bunların ikisi Allah'ın zatı ile ilgiliydi. Birincisi: "Ben hastayım" sözü, diğeri: "Bilâkis onların şu büyük olanı yapmıştır" sözü. Bir başka yerde İbrahim şöyle dedi: Günlerden bir gün Sara ile beraberken zorbalardan bir zorba yanlarına geldi. Onun için: "İşte bir adam, yanında da insanların en güzeli bir kadın" denildi. Sonra İbrahim'i götürüp Sara hakkında: "Bu kim?" diye sordular. O da: "Benim kız kardeşim" dedi. Bunun üzerine Sara geldi, ona: Ey Sara, yeryüzünde senden ve benden başka mü'min olan yok, bana seni sordu, ben de kız kardeşim dedim, beni yalanlama" dedi. Sonra Sara'yı götürdüler. Ne zaman ki ona dokunmak istedi, eli tutuldu. Bunun üzerine: "Benim için Allah'a dua et, sana zarar vermeyeceğim" dedi. Sara Allah'a dua etti eli çözüldü. Sonra tekrar dokunmak istedi eli tekrar aynı sekide veya daha şiddetli tutuldu. Tekrar: "Benim için Allah'a dua et, sana zarar vermeyeceğim" dedi. Sara dua etti; eli çözüldü. Zorba a-dam, kapıcılardan birini çağırarak dedi ki: "Bana insan değil, şeytan getirmişsiniz. Ona Hacer'i de hizmetçi olarak verin". Daha sonra Sara, İbrahim'in yanına geldi, O namaz kılıyordu. Eliyle işaret ederek "halin nedir?" diye sordu. Sara: Bugün fâcirin veya kâfirin hilesi ters döndü ve bana Hacer'i hizmetçi verdi" dedi. Ebu Hureyre diyor ki: "Ey gök suyunun oğulları, bu sizin annenizdir."[897]
b) Günlük münasebetlerde: Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Rabbimiz, ben çocuklarımı ekinsiz bir vadiye yerleştirdim. Rabb'imiz, namazı kılsınlar diye öyleyse insanların bir kısmının gönlünü onlara meylettir, onları çeşitli ürünlerle rızıklandir ki sana şükretsinler." (İbrahim, 37).
İbni Abbas rivayet ediyor: Kadınlarda ilk defa kemeri takan İsmail'in annesi idi. Onu Sara'ya karşı izlerini gizlemek için takmıştı. Sonra o, İsmail'i emzirirken İbrahim (a.s.) yanına geldi. İsmail'in annesi İsmail'i mescidin üst tarafında zemzemin yanında büyük bir ağacın yanına bıraktı. O gün Mekke'de hiç kimse yoktu. İbrahim (a.s.) onlara biraz hurma ve yiyecek bırakarak ayrıldığında İsmail'in annesi onu takip ederek: Ey İbrahim! Nereye gidiyorsun? Bizi insan ve cin olmayan bu vadide mi bırakıyorsun? dedi. İsmail'in annesi bunu bir kaç kere tekrarladı. İbrahim (a.s.) ona dönüp bakmayınca İsmail'in annesi: Sana bunu Allah mı emretti, dedi. İbrahim (a.s.) da: Evet, dedi. O da: O zaman bize zarar gelmez deyip geri döndü. İbrahim (a.s.) yoluna devam ederek Seniye'ye varınca kimsenin görmediği bir yerde ellerini kaldırarak onlar için şu duayı yaptı: "Rabbimiz! Ben çocuklarımı ekinsiz bir vadiye yerleştirdim." İsmail'in annesi de İsmail'i emziriyor ve yanındaki sudan ona içiriyordu. Su ve azıkları bitince İsmail ve annesi susadı. İsmail'in annesi etrafına bakmaya başadı... Safa tepesini kendisine en yakın yer olarak gördü. Oraya çıkıp herhangi bir kimsenin olup olmadığına baktı. Vadide kimsenin olmadığını görünce aşağı indi. Sonra Merve'ye gelerek etrafta her hangi bir kimsenin olup olmadığna baktı. Bu arayışı içerisinde tam yedi kez Safa ile Merve arasında gidip geldi. İbni Abbas'dan rivayetle Rasulullah (s.a.v.) şöyle diyor: "İşte insanların yaptıkları sa'y, bundan dolayıdır." Merve tepesine ulaşınca bir ses işitti. Ses olup olmadığını anlamak için bir daha dinledi ve aynı sesi duydu ve şöyle dedi: "Seni işitiyorum, yanında yiyecek var mı?" dedi. Bir de baktı ki zemzemin olduğu yerde bir melek, ayağının ucuyla ya da kanatlarıyla yere vurarak su göleti oluşturarak eliyle işte böyle dedi. İsmail'in annesi eliyle su kabını doldurmaya başladı. Suyu aldıkça altta tekrar doluyordu. İbni Abbas'tan rivayetle Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardı: "Allah, İsmail'in annesine merhamet etsin! Eğer zemzemi bıraksaydı ya da zemzemden kabını doldurmasaydı o yeryüzünde akan bir ırmak olurdu" İsmail'in annesi diyor ki: Onu içtim ve çocuğumu emzirdim. Melek ona: Helak olmaktan korkmayın. Allah'ın bu evini, bu çocuk ve babası bina edecek. Allah onun ehlini zayi etmez, dedi. Kabe toprağın üzerinde yüksek bir tümsekteydi. Sel suları gelerek onun sağından ve solundan götürüyordu. Bu durum Kahtan oğullarından bir grubun Mekke'nin yakınlarından geçerken onu görmelerine kadar devam etti. Kahtan oğulları Mekkeye indiklerinde birşeyin üzerinde dönen ve fakat oraya inmekten tereddüt eden bir kuşu gördüler. Dediler ki: Bu kuş bir suyun üzerinde dönüyor. Biz bu vadiyi tanıyoruz, burada su yoktu. Bir yada iki kişiyi yanına gönderdiler. Gidenler bunun bir su olduğunu kendilerine söylediler. Onlar suyun yanına geldiklerinde İsmail'in annesini suyun başında buldular ve ona: Yanına gelmemiz için bize izin verir misin? dediler. O da: Evet fakat suda sizin hakkınız yok, dedi. Onlar da: Evet dediler. İbni Abbas'dan rivayetle Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: "İsmail'in annesi onların gelebileceklerini söyledi. Zaten o insanları çok seven biri idi. Bunun üzerine onlar, kendileri ve aileleriyle birlikte geldiler." Hatta onlar içerisinde şairler de vardı. Çocuk büyüdüğünde onlardan Arapça'yı öğrendi. Çocuk büyüyüp genç olunca onu çok sevdiler ve kendilerinden olan bir kızla evlendirdiler ve İsmail'in annesi vefat etti."[898]
c) Ziyarette:
İbni Abbas (r.a.)'dan: "... İbrahim, vadiye bıraktığı oğlu İsmail evlendikten sonra onun evine geldi. İsmail'i evde bulamadı. Hanımına onu sordu. Hanımı da: "Bizim için rızık kazanmaya gitti" dedi. Sonra geçimlerini ve yaşayışlarını sordu. O da: Kötü durumdayız, şiddetli darlık içindeyiz" diye ona şikayet etti. İbrahim: "Kocan geldiği zaman ona selam söyle ve kapısının eşiğini değiştirsin dediğimi söyle" dedi. İsmail geldiğinde sanki gözleri bir şey arıyordu ve dedi ki: "Bugün birisi geldi mi?" Hanımı da: Evet, şöyle şöyle bir ihtiyar geldi, bize seni sordu, ben de haber verdim. Geçimimizin nasıl olduğunu sordu. Ben de şiddetli zorluk içinde olduğumuzu söyledim." dedi. İsmail: "Sana bir şey tenbih etti mi?" diye sordu. O da: Evet, bana sana selamını ve kapısının eşiğini değiştirsin dediğini söylememi emretti. İsmail: O, babamdı. Bana, seni ehline göndermemin gerekli olduğunu emretti" dedi. Bunun üzerine o kadının boşadı ve başka bir kadınla evlendi. İbrahim bir süre geciktikten sonra geldi ve onu bulamadı. Karısının yanına girerek onu sordu. Hanımı: Bize rızık kazanmaya çıktı, dedi. O'da: siz nasılsınız? Geçiminiz, durumunuz nasıl? diye sordu. Hanımı: Biz iyiyiz ve rahatız, diyerek Allah'a hamd etti. O da: bu gün yemeğiniz nedir? dedi. Hanım: Et, dedi. İçeceğiniz nedir, dedi. Hanım: su, dedi. O da: Ey Allah'ım! Bunların etlerini ve sularını mübarek et, dedi. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor: "O gün onlara dua yapilmasaydı, bir habbeleri dahi olmazdı". Kocan geldiği zaman ona selamımı söyle ve kapısının eşiği üzere sabit olsun, dedi. İsmail geldiğinde: Eve biri geldi mi? dedi. Hanım da: Evet, güzel görünümlü bir ihtiyar geldi, ona iyi davrandım. Bana seni sordu, ben de durumunu haber verdim. Geçimimizin nasıl olduğunu sordu. Ben de, çok iyi dedim, dedi. İsmail sana bir tavsiyede bulundu mu? dedi, Hanım da: Evet, sana selamı var ve kapının eşiği üzere sebat etmeni istiyor, dedi. İsmail de: O babamdı. Sen de esimsin. Seni tutmamı emretmiş, dedi.[899]
d) Misafirlikte:
Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Elçilerimiz, İbrahim'e müjde getirip: 'Selam!1 demişlerdi. O da "Selam!1 dedi; çok durmadan hemen (elçilere) kızarmış bir buzağı getirdi. Ellerinin buzağıya uzanmadığnı görünce durumlarını beğenmedi ve onlardan ötürü içinde bir korku duydu. 'Korkma', dediler, 'biz Lut kavmine gönderildik.' Ayakta durmakta olan karısı, güldü. Biz de ona İshakı müjdeledik. İshak'ın ardından da Yakub'u. 'Vay' dedi. 'Ben bir kocakarı, bu kocam da bir pîr iken doğuracak mıyım? Bu, cidden şaşılacak bir şey!' Dediler ki: Allah'ın işine mi şaşıyorsun? Allah'ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerin izdedir, ey ev halkı! O övülmeğe layıktır, iyiliği boldur.' (Hud: 69-73).
Celaleyn tefsirinde deniliyor ki: "Onun karısı" yani, İbrahim'in karısı. "Ayakta olan" yani, onlara hizmet ediyordu. "Güldü" yani, onlara helâklarını müjdeleyince. Yine bu anlam Taberi ve Kurtubi'nin rivayetlerinde de aktarılmaktadır.
Buhari'nin naklettiği şu hadis "erkeklerin kadınlara selam vermesi" babı altında geçmişti: "Ey Aişe: işte Cebrail sana selam veriyor." İbni Cerir "meleklere adamlar denilmez" diyerek itiraz edenlere, "Cebrail Rasulullah'a çoğunlukla insan suretinde geliyordu" diye cevap vermiştir.[900]
Yusuf (A.S.) Döneminde:
Sıkıntı ve zorluklarda: Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Yusuf un evinde kaldığı kadın, onun nefsinden murad almak istedi ve kapıları kilitleyip: 'Haydi gelsene!' dedi. (Yusuf): 'Allah'a sığınırım dedi, efendim bana güzel baktı. Zalimler iflah olmazlar!' Andolsun, kadın onu arzu etmişti, eğer Rabb'inin doğruyu gösteren delilini görmeseydî o da onu arzu etmişti. Böylece biz kötülüğü ve fuhşu ondan çevirmek istedik; çünkü O, ihlasa erdirilmiş (temiz) kullarımızdandır. Kapıya doğru koşuştular. Kadın, Yusuf 'un gömleğini arkadan yırttı. Kapının yanında kadının beyine rastladılar. Kadın: 'Senin ailene kötülük yapmak isteyenin cezası nedir? Zindana kapatılmak veya acı bir biçimde işkence edilmek değil midir?' dedi. (Yusuf): 'O, benden murad almak istedi!' dedi. Kadının ailesinden bir şahit de şöyle şahitlik etti: 'Eğer Yusuf un gömleği önden yırtılmışsa kadın doğrudur, O yalancılardandır.' "Ve eğer onun gömleği arkadan yırtılmışsa, kadın yalancıdır; O, doğrulardandır!1 (Kadının kocası, Yusufun) gömleğinin arkadan yırtılmış olduğunu görünce (kadına): 'Bu sizin düzenlerinizdendir, dedi, gerçekten sizin düzeniniz büyüktür!' 'Yusuf, sen bundan vazgeç (bunu kimseye söyleme), (ey kadın), sen de günahının bağışlanmasını dile! Çünkü sen, günahkârlardan oldun!' Şehirde birtakım kadınlar: 'Vezirin karısı, uşağının nefsinden murad almak istemiş! Sevda, onun bağrını yakmış! Biz onu açık bir sapıklık içinde görüyoruz!' dediler. (Kadın) onların (dedi-kodu yaparak kendisini dile düşürme) düzenlerini işitince, onlara (adam) gönderdi, (yemeğe davet etti). Onlar için dayanacak yastıklar hazırladı ve her birine de birer bıçak verdi. (Yusufa): 'Çık, karşılarına!' dedi. (Kadınlar, Önlerine konan meyvalan soyup yemekle meşgul iken) Yusuf u görünce onu (gözlerinde) büyüttüler (ona hayranlıklarından ötürü), ellerini kestiler ve: Allah için. hâşâ, bu insan değildir; bu ancak güzel bir melektir' dediler. (Kadın) dedi ki: 'İşte siz beni bunun için kınamıştınız! Andolsun ben kendisinden murad almak istedim de o, iffetinden ötürü reddetti. Ama kendisine emrettiğimi yapmazsa, elbette zindana atılacak ve alçalanlardan olacaktır!' (Yusuf); 'Rabbim, dedi bana göre zindan, bunların beni çağırdığı şeyden iyidir. Eğer onların düzenini benden savmazsan, onlara meylederim ve cahillerden olurum!" Rabb'i onun duasını kabul buyurdu da onların düzenlerini ondan savdı. Şüphesiz o, İşitendir, bilendir. Sonra (aziz Kıtfır ve adamlarını Yusuf un masumluğu hakkındaki) bu delilleri gördükleri halde yine onu bir süre zindana atmaları kendilerine uygun geldi." (Yusuf, 23-35). [901]
Musa (A.S.) Döneminde:
a) Sıkıntı ve zorluklarda: Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Musa'nın annesine, "O (çocuğunu emzir, başına bir şey gelmesinden korkuyorsan (bir sandık içinde) onu denize (Nil'e) bırak, korkma, üzülme biz onu elçilerden yapacağız" diye vahyettik. Nihayet onu Firavun ailesi aldı ki, kendilerine bir düşman ve başlarına dert olsun. Gerçekten Firavun, Hâmân ve askerleri yanılıyorlardı. Firavn'ın karısı (çocuğu sandıktan çıkarınca): "Bana da, sana da göz bebeği (olacak, çok sevimli bir çocuk). Onu Öldürmeyin, belki bize yararı dokunur, ya da onu evlat ediniriz" dedi. (Onu almakla hata ettiklerini) anlamıyorlardı. Musa'nın annesinin gönlü bomboş sabahladı. (Meraktan çatlıyordu). Eğer biz (va'dimize) inananlardan olması için onun kalbini iyice pekiştirmemiş olsaydık, nerdeyse işi açığa vuracaktı. (Musa'nın) kızkardeşine: "Onun İzini takip et" dedi. O da onlar farkına varmadan onu uzaklan gözetledi. Biz daha önce ona, süt verenlerin sütünü emmeyi) haram etmiştik. (Hiçbir kadının sütünü emmiyordu. Firavn ve ailesi, çocuğun emeceği bir dadı bulma telaşı içinde idiler. Kız kardeşi uzaktan, durumu görünce sokuldu): Sizin için onun bakımını üstlenecek ve ona öğüt verip onu güzelce eğitecek bir aileyi göstereyim mi? dedi. Böylece biz onu, annesine geri verdik ki gözü aydın olsun, üzülmesin ve Allah'ın va'dinin gerçek olduğunu bilsin. Fakat çokları bilmezler." (Kasas, 7-13).
b) İyilik etmede Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Medyen suyuna varınca o (kuyu)nun başında birçok insanların, (hayvanlarını) suladıklarını gördü. Onların gerisinde de (diğerlerinin hayvanlarına karışmasın diye hayvanlarını) sudan men eden iki kız buldu. (Kız oldukları için erkeklerin içine sokulamıyoriar, herkesin çekilmesini bekliyorlar, su İçmek için sabırsızlanan hayvanlarının suya gitmelerine zor engel oluyorlardı. (Musa, onlara): "İşiniz nedir, (niçin hayvanları suya bırakmıyorsunuz)?" dedi. Dediler ki: "Çobanlar sulayıp çekilmeden biz (onların içine sokulup hayvanlarımızı) sulamayız. Babamız da yaşlı bir ihtiyardır. (O gelemez). "Hemen (Musa) onlarınkini de suladı, sonra gölgeye çekildi: "Rabbim, dedi, doğrusu bana İndireceğin bir hayra muhtacım, (azıcık azık indir de şu karnımı doyur)." Derken o iki kızdan biri utana utana yürüyerek ona geldi. "Babam seni çağırıyor, bizim için (hayvanları) sulamanın ücretini verecek" dedi. (Musa), o (kızların babalarına gelip (başından geçen) hikâyeyi anlatınca o: "Korma, o zalim kavimden kurtuldun" dedi. (Kasas, 23-25).
Bu âyetler, görüşme ve karşılaşma ile ilgili sadece bir alan değil, birden çok alanı içermektedir. İşte bunlar:
Mesleki çalışma (yani koyunları gütme): "Onların gerisinde de (diğerlerinin hayvanlarına karışmasın diye hayvanlarını) sudan men eden iki kız buldu."
Soru sorma ve durumlarla ilgilenme "(Musa onlara): İşiniz nedir? dedi. Dediler ki: "Çobanlar sulayıp çekilmeden biz sulayamayız".
İyilik yapma. "Hemen (Musa) onların kinide suladı, sonra gölgeye çekildi"
İyiliğe karşı mükâfatlandırma: "Babam seni çağırıyor, bizim için (hayvanları) sulamanın ücretini verecek dedi." [902]
Davud (A.S.) Döneminde:
Hüküm vermede:
Ebu Hureyre'den, Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: "İki kadın vardı. Bunlardan birinin çocuğunu kurt gelip götürdü. Kadınlardan biri, diğer arkadaşına: Kurdun götürdüğü çocuk senin çocuğun idi, dedi. Aralarında hüküm vermesi için Davud (a.s.)'a gittiler. Davud (a.s.) da çocuğu büyük kadına verdi. Sonra Davud (a.s.)'ın oğlu Süleyman (a.s..)'a baş vurarak olayı haber verdiler. Süleyman (a.s.) onlara: Bana bir bıçak getirin de onu aranızda ikiye paylaştırayım, dedi. Bunun üzerine genç kadın: Hayır, Allah sana merhamet versin, böyle yapma! Ben çocuğu istemiyorum. Çocuk o kadının olsun, dedi. Süleyman (a.s.) da çocuğu genç kadına verdi."[903]
Süleyman (A.S). Döneminde:
Emir sahiplerine başvurmada: Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"(Ve) dedi ki: "Onun tahtını tanınmaz hale getirin, bakalım tanıyabilecek mi, yoksa tanımayacak mı?" Melike gelince (ona): "Senin tahtın da böyle mi?" dendi. "Tıpkı o, dedi, zaten bize daha önce bilgi verilmişti. (Allah'ın kudretini ve senin peygamber olduğunu anlamış) ve biz müslüman olmuştuk." Onu, Allah'tan başka taptığı şeyler, (bu zamana dek tevhid dinine girmekten) alıkoymuştu. Çünkü kendisi, inkâr eden bir kavimden idi. Ona: "Köşke gir!" dendi. Köşkü görünce zemini su sandı ve bacaklarını sıvadı. Süleyman: "O, cilalı, şeffaf sırçadandır." dedi. (Melike): "Rabb'im ben kendime zulmetmişim. (Artık) Süleyman'la beraber alemlerin Rabbi Allah'a teslim oldum?" dedi." (Nemi, 41-44). [904]
İsrailoğullarının Muhtelif Dönemlerinde:
a) Sıkıntı ve zorluklarda:
Ebu Hureyre'den: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: 'Beşikte, üç kişiden başka kimse konuşmadı; Meryem oğlu İsa ve Cüreyce nisbet edilen çocuk. (Buhari'nin rivayetinde ise, İsrailloğularından kendisine Cüreyc denen bir adam vardı.) Cüreyc abid bir kimse olup inzivaya çekildi. O inzivada namaz kılarken annesi yanma gelerek: 'Ey Cüreyc'! dedi. O da: 'Ya Rabbi! Annem mi, namazım mı?' dedi. Namazına devam etti. Annesi geri döndü. Ertesi gün annesi geldiğinde yine namaz kılıyordu. Annesi: Ey Cüreyc! dedi. O da: Ya Rabbi! Annem mi namazım mı, dedi. Namazına devam etti. Annesi geri döndü. Ertesi gün yine annesi gelip: 'Ey Cüreyc!' dediğinde yine namazına devam etti. Annesi: 'Ey Allah'ım! Onun canını fahişelerin yüzüne bakmayıncaya kadar alma1 diye beddua etti. İsrailoğullan Cüreyc'i ve ibadetini hatırlatınca güzelliği ile tanınan fahişe bir kadın: 'Eğer isterseniz onu sizin için fitneye düşüreyim' dedi. Kadın kendisini ona teklif etti; ancak o iltifat etmedi. Sonra onun inziva yerine sığınan bir çobanla zina etti ve hamile kaldı. Çocuğu doğurunca İsrailoğullarına gelerek bunun Cüreyc'ten olduğunu söyledi. Bunun üzerine İsrailoğullan Cüreyc'e giderek inzivadan çıkarıp dövdüler ve inziva yerini de yıktılar. Cüreyc: 'Ne istiyorsunuz?' diye sorduğunda: şu fahişe kadınla zina ettin, senin çocuğunu doğurdu, dediler. O da: 'Çocuk nerede?1 dedi. Çocuğu getirdiler. O da: 'Beni bırakın namaz kılayım' dedi. Namazı bitirince çocuğu getirdiler. Çocuğun karnını elleriyle sıvazlayarak: 'Ey çocuk! Baban kim?' dedi. Çocuk da 'falan çoban' dedi. Sonra çocuğu Cüreyc'ten alarak sırtını sıvazladılar ve Cüreyce dediler ki: 'Sana inziva yerini altından yapalım.' O da: 'Önce yaptıkları gibi çamurdan yapın1 dedi."[905]
Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Burçlar sahibi göğe andolsun, vadedilen güne andolsun, (O gün) şahide ve şahitlik edilene andolsun. Ki kahroldu o hendeğin adamları. O yakıt doldurulup tutuşturulmuş ateş (hendeğinin adamları)! Onlar o (ateş hcndeği)nin başında oturmuşlardı. Ve onlar mü'minlere yaptıklarını seyrediyorlardı. Mii'minler sırf aziz. övgüye layık Allah'a inandıkları için o (zalim)ler onlardan öc aldılar. O (Allah) ki göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur. Allah her şeye tanıktır. İnanmış erkek ve kadınlara işkence edip sonra (yaptıklarına) tevbe etmeyenler (yok mu), onlar için cehennem azabı vardır; ve onlar için yangın azabı vardır." (Buruc, 1-10).
Süheyb (r.a.)'dan: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: 'Sizden Önce bir kral vardı. Yanına gözleri görmeyen bir adam gelerek daha önce oturduğu gibi oturdu. Kral ona: 'Gözlerini sana kim döndürebilir?' dedi. Adam: 'Rabbim' dedi. Kral: 'Senin benden başka rabbin mi var?' dedi. Adam: 'Benim ve senin rabbin, tek olan Allah'tır' dedi. Kral, adama işkence yapmaya başladı. Krala gelerek dediler ki: İnsanların Allah'a iman etmesinden korkuyordun. Başına gelenleri gördün mü?' Bunun üzerine Kral yolların girişine kanallar kazılmasını emretti. Kanallar kazıldı ve içleri ateşle dolduruldu. Kral: 'Kim dininden dönmezse onu ateşe atın1 dedi. Onlar da dediği gibi yaptılar. Sıra beraberinde çocuğu olan bir kadına gelmişti. Kadın ateşe gitmekte tereddüt edince çocuğu ona: 'Ey Anne! Sabret, sen hak üzeresin' dedi."[906]
b) Muhtelif şartlarda:
Ebu Hureyre'den: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: '... İsrail oğullarından bir çocuk annesini emerken hayvanına binmiş güçlü ve güzel görünümlü bir adam geçti. Çocuğun annesi: 'Ey Allah'ım! Çocuğumu bunu gibi yap' dedi. Çocuk annesinin memesini bırakarak ona baktı ve şöyle dedi: 'Ey Allah'ım! Beni onun gibi yapma1. Sonra annesinin memesini emmeye devam etti. Resulullah, devamla diyor ki: Sonra bir cariye gördüler. Onu döverek: 'Zina ettin, hırsızlık yaptın1 diyorlardı. Cariye de: 'Allah bana yeter, o, ne güzel vekildir1 diyordu. Çocuğun annesi: 'Ey Allah'ım! Çocuğumu onun gibi yapma' dedi. Çocuk, memeyi bırakarak annesine baktı ve şöyle dedi: 'Ey Allah'ım! Beni onun gibi yap'. Sonra çocuk şöyle demiştir: 'O adam zorba birisiydi. Bundan dolayı: Ey Allah'ım beni onun gibi yapma, dedim. Zina ettiğini ve hırsızlık yaptığını söyledikleri cariye, zina etmemişti, hırsızlık da yapmamamıştı. Bunun için: Ey Allah'ım: Beni onun gibi yap dedim."[907]
Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini seçip alemlere üstün kıldı. (Bunlar) birbirinden türeyen nesillerdir. Allah işitendir, bilendir. İmran'ın karısı demişti ki: 'Rabbim, kamımda olanı tam hür olarak sana adadım, benden kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin.' Onu doğurunca -Allah onun ne doğurduğunu bilirken- yine şöyle dedi: 'Rabb'im, onu kız doğurdum, erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adım verdim. Onu ve soyunu kovulmuş şeytanın şerriden sana ısmarlıyorum.' Rabbi onu güzel bir şekilde kabul buyurdu; onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi ve Zekeriyya da onun bakımını üstlendi. Zekeriyya, Onun yanına, mihraba her girdiğinde yanında bir nzık bulurdu. 'Ey Meryem, bu nereden?' derdi. (O da) 'Bu, Allah katından' derdi. Zira Allah, dilediğine hesapsız rızık verir." (Al-i İmran, 33-37).
"Rabbim karnımda olanı tam hür olarak sana adadım" âyetinin açıklamasında Celaleyn tefsirinde deniliyor ki: "Senin kutsal evine hizmet etmesi için dünya uğraşılarından tamamen uzaklaşmış bir halde sana adadım. Onu annesi, kutsal evin bekçisi hahama getirerek: "Bu size bir adaktır' dedi. Böylece Zekeriyya onu aldı ve mescidde de ona bir oda yaptı. Odaya Zekeriyya'dan başka kimse çıkmıyordu."
Buhari, Sahihinde, Ebu Hureyre'den şu hadisi naklediyor: "Mescidde bir kadın veya bir erkek ikamet ediyordu. Onu kadından başka kimse görmüyordu."[908] Buhari, babın başlığında, İbni Abbas'm: "Karnımda olanı tam hür olarak sana adadım" âyetini, mescide hizmet etmesi için, şeklinde açıkladığını nakletmiştir.
Hafız İbni Hacer diyor ki: "Görülüyor ki onların şeriatlarında çocuklarını adama (nezir) sahihti. Buhari'nin bunu nakletmesindeki gaye sanki şuna işaret etmek içindir: Mescidlere hizmet etmeye önem vermek önceki ümmetlerce de meşrudur. Öyle ki onlardan bazıları mescide hizmet için çocuklarını bile adamışlardır."[909]Allahu Teala şöyle buyuruyor:
"Kitab'da Meryem'i de an. Bir zaman o ailesinden ayrılıp doğu yönünde bir yere çekilmişti. (Evinde veya mabedde bir kenara çekilip kendini ibadete vermişti). Onlarla kendi arasına bir perde çekmişti. Biz de ruhumuzu (Cebrail'i) ona gönderdik. (O) ona düzgün bir insan şeklinde göründü. (Meryem) dedi ki: "Ben senden çok, esirgeyen (Allah'a) sığınırım. Eğer (Allah'tan) korkuyorsan (bana dokunma)." (Ruh): "Ben, dedi, sadece Rabb'inin elçisiyim: Sana tertemiz bir erkek çocuğu hediye edeyim diye (geldim)." "Benim nasıl oğlum olur, dedi, bana bir insan dokunmadı ve ben bir kahpe de değilim." (Ruh): "Öyledir, dedi, Rabb'in: O bana kolaydır. Onu insanlara bir mucize ve bizden bir rahmet kılmak için (bunu yapacağız) dedi ve iş olup bitti. (Meryem), gebe kaldı. Öylece uzak bir yere çekildi. Doğum sancısı onu, bir hurma dalı(nın alti)na getirdi: "Keşke dedi, bundan Önce Ölseydim de unutulup gitseydim!" Altından (Ruh) ona şöyle seslendi: "Üzülme, Rabb'in alt tarafında bir su arkı var etti." Hurma dalını sana doğru silkele, üzerine olmuş, taze hurma dökülsün." "Ye, iç, gözün aydın olsun! Eğer insanlardan birini görürsen: "Ben Rahman için (susma) oruc(u) adadım, bugün hiçbir insanla konuşmayacağım de." (Meryem) onu taşıyarak kavmine getirdi: "Ey Meryem, dediler, sen tuhaf bir iş yaptın." "Ey Harun'un kız kardeşi, baban kötü bir adam değildi, annen de fahişe değildi (sen ne yaptın böyle)?" (Meryem) çocuğu gösterdi. Dediler ki: "Beşikteki çocukla nasıl konuşuruz?" (Çocuk): "Ben Allah'ın kuluyum, dedi. (O) bana Kitabı verdi, beni peygamber yaptı." "Beni bulunduğum her yerde yararlı kıldı. Sağ olduğum sürece bana namaz kılmayı, zekat vermeyi emretti." "(Beni) anneme iyilik eder (kıldı), beni baş kaldıran bir zorba yapmadı." "Doğduğum gün de, Öleceğim gün de ve diri olarak kaldırılacağım gün de bana esenlik verilmiştir." (Meryem, 16-33). [910]
Nebi (S.A.V.)'İn Hanımları, - Hicab Farz Kılınmadan Önce- Diğer Müminlerin Hanımları Gibiydi. Erkeklerle Beraber Sosyal Hayata Katılıp, Genel Ve Özel Hayatın Çeşitli Alanlarında Onlarla Beraber Oluyorlardı.
Bununla İlgili Bazı Örnekler İse Şunlardır:
İlim Tahsilinde:
AİŞE (r.a.) şöyle demiştir: "Rasulullah (s.a.v.)'in ilk vahiy başlangıcı uykuda rü'ya-yı sadıka görmekle olmuştur. Bundan sonra Hatice (r.a.) Hz. Resul-i Ekrem'i birlikte alıp amcazadesi Varaka b. Nevfel b. Esed b. Abdiluzza b. Kusay'a götürdü. Bu şahıs, cahiliye döneminde Hristiyan dinine girmiş bir kimse olup İbranice yazı bilir ve İncil'den Arap dilinde öteberi yazardı. Gözleri görmeyen ihtiyar bir kimseydi. Hatice (r.a.) Varaka'ya: 'Ey amcamın oğlu, dinle de bak kardeşinin oğlu ne söylüyor1 dedi. Varaka: 'Ne var, kardeşimin oğlu?1 diye sorunca, Rasulullah (s.a.v.) gördüğü şeyleri kendisine anlattı. Bunun üzerine Varaka, dedi ki: 'Bu gördüğün Allahu Teala'nın Musa (a.s.)'ya indirdiği Namus-ı Ekber'dır. Ah keşke senin davet günlerinde genç olsaydım, kavminin seni çıkaracakları zaman keşke hayatta olsam.' Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.): 'Onlar beni çıkaracaklar mı ki?' diye sordu. O da: 'Evet, zira senin gibi birşey getirmiş (yani vahiy tebliğ etmiş) bir kimse yoktur ki düşmanlığa uğramamış olsun. Eğer senin davet günlerine yetişirsem sana son derece büyük yardım ederim1 cevabını verdi.[911]
Zifaf töreninde:
Aişe (r.a.)'dan rivayete göre şöyle demiştir: Nebi (s.a.v.) benimle evlendi... Annem Ümmü Ruman bana doğru geldi ve beni çağırdı... Sonra beni eve koydu. Evde Ensar'dan bir takım kadınlar hazır bulunuyordu.
Bunlar bana:
- Hayır ve bereket üzere geldin, hayırlı kısmet getirdin! diye alkışladılar. Annem beni bu kadınlara teslim etti. Bunlar da benim kılık, kıyafetimi düzelttiler ve Rasulullah'a teslim ettiler. Beni hiçbir şey sıkmadı. Ancak Rasulullah (s.a.v.)'i habersiz görünce sıkıldım. Annem beni Rasulullah'a teslim ettiğinde ben dokuz yaşında bir kızdım.[912]
Düğün yemeğinde
Enes (r.a.)'dan: "Nebi (s.a.v.)'in Zeynep İbni Cahş ile olan düğününde ziyafet olarak ekmek ve et verildi. Yemeğe insanların gelmeleri için davetçi gönderdim. Davet üzerine bir grup insan gelip yemek yediler ve çıktılar. Sonra başka bir grup gelip yemek yiyip çıktılar. Öyle ki davet edilecek kimse kalmayıncaya kadar herkesi davet ettim. Bütün bunlardan sonra: 'Ya Nebiy-yallah, davet edecek kimse bulamıyorum' dedim. Rasulullah, 'sofradaki yemekleri kaldırın' dedi. O anda evde sayıları ondan daha az bir grup insan kaldı, onlar kendi aralarında konuşuyorlardı. Nebi (s.a.v.) dışarı çıkıp Aişe'nin odasına girdi. Girerken: 'Ey ev halkı Allah'ın selamı ve bereketi ü-zerinize olsun' onlar da cevaben: 'Allah'ın selamı ve rahmeti senin üzerine de olsun, aileni nasıl buldun? Allah onu sana bağışlasın. Bundan sonra hanımlarının hepsinin odasını teker teker ziyaret etti. Hanımlarının hepsi Aişe'nin, Peygamberimize dediği gibi dediler. Peygamberimiz de onların hepsine Ai-şe'ye dediklerini tekrar etti. Bütün hanımlarının odalarını dolaşıp döndükten sonra yemeğe gelenlerden bir grup insanın hâlâ konuşmakta olduklarını gördü. Nebi (s.a.v.) son derece büyük haya sahibi idi. O insanların hala oturduklarını görünce, tekrar Aişe'nin odasına gitmek üzere çıktı. Aişe'nin veya kendisinin oturanlara söyleyip söylemediğini bilmiyorum. Oturanlar çıkıp gittiler, onlar gidince Rasulullah (s.a.v.) geldi ayağının birini dışarıya diğerini içeriye olmak üzere alçak kapının eşiğine koydu. Benimle kendisi arasına perdeyi gerdi. Daha sonra hicab âyeti nazil oldu."[913]
Hafız İbni Hacer: "Ya Rasulullah yemin olsun ki davet edecek kimse bulamıyorum; dedim, siz yemekleri kaldırın dedi" sözüne İsmaili Cafer bin Mihran yoluyla Abdülvaris yaptığı rivayetinde şu kısmı ilave etti: "Zeynep evin bir köşesinde oturuyordu, dedi. Zeyneb kendisine güzellik verilmiş bir kadın idi, evde üç kişi kaldı" dedi.[914]
Selam alıp vermede
Aişe (ra)'dan: "Rasulullah (s.a.v.) kendisine 'Ey Aişe bu Cibril'dir. Sana selam ediyor.1 Aişe dedi ki: 'Ben de 'Ve aleyhis-Selamu ve Rahmetullahi Selam ve Allah'ın rahmeti onun üzerine de olsun, sen bizim görmediklerimizi görürsün dedim."[915]
Buharı bu hadisi şu bab'ta veya kitabındaki şu başlık altında zikretmiştir: Erkeklerin kadınlara ve kadınların erkeklere selam vermesi.
Hafız İbni Hacer hadisteki Rasulullah'in:
"Ey Aişe, bu Cibril'dir. Sana selam ediyor" sözü hakkında İbni Tin Davudi'nin meleklere erkekler demlemeyeceğini fakat Allah'ın onları eril olarak ifade etiğini söyleyerek itiraz ettiğini söyledi.
Bu itirazın cevabı ise; vahyin başlangıcına ait hadiste de belirtildiği gibi Cibril'in Nebi (s.a.v.)'e adam kılığında geldiğidir.[916]
Ziyarette:
Said b. As'ın rivayetine göre; Ona da Peygamber (s.a.v.)'in hanımı Aişe ile Osman rivayet etmişlerdir ki: Ebu Bekr, Rasululîah (s.a.v.)'in yanına girmek için izin istemiş. Rasulullah (s.a.v.) Aişe'nin çarşafına bürünmüş olarak döşeğinin üzerine uzanmış idi. Kendisi o halde iken Ebu Bekr'e izin vermiş ve onun hacetini görmüş, sonra o gitmiş arkasından Ömer izin istemiş, aynı halde ona da izin vermiş ve onun da hacetini görmüş, sonra Ömer gitmiş. Osman demiş ki: Sonra yanına girmek için ben izin istedim. Hemen oturdu. Aişe'ye de:
"Elbiseni üzerine topla! dedi. Ben de hacetimi gördüm. Sonra ayrıldım. Bunun üzerine Aişe:
- Ya Rasulullah! Acep neden Osman'dan endişe ettiğin gibi Ebu Bekr'le Ömer (r.a.)'dan da endişe ettiğini görmedim! der. Rasululah (s.a.v.):
"Şüphesiz Osman utangaç bir zattır. Ona bu halde girmek için izin versem hacetini bana ulaştırmayacağından korktum" buyurmuşlar.[917]
Üsame İbni Zeyd (r.a.)'dan rivayee göre Cibril (a.s.) Nebi (s.a.v.)'e gelmişti. Bu sırada Rasulullah'ın yanında Ümmü Seleme bulunuyordu. Cibril, Rasulullah ile konuşmaya başladı. Sonra kalkıp gitti. Nebi (s.a.v.) Ümmü Seleme'ye:
- Bu kimdir? diye sordu. Ümmü Seleme:
- Bu Dıhye'dir! dedi. Ümmü Seleme der ki: Allah'a yemin ederim ki Nebi (s.a.v.)'in Cibril'den aldığı vahyi sahabelerine haber vermek için verdiği hutbesini işitinceye kadar ben Cibril'i hiç şüphesiz Dıhye sandım.[918]
Nebi (s.a.v.)'in hanımı Aişe (r.a.)'dan; Şöyle demiştir: Rasulullah döneminde insanlar Medine'ye yakın evlerinden ve köylerinden nöbetleşe toz toprak içinde gelirlerdi ki, toz toprak vücudlarına sinip bedenlerinden ter kokusu çıkardı. Bir defasında Rasulullah (s.a.v.) benim yanımda iken bunlardan biri huzuruna geldi. Nebi (s.a.v.): "Bari bugün yıkansanız" buyurdu.[919]
Aişe (r.a.)'dan rivayete göre şöyle demiştir:
Yahudilerden bir cemaat Rasulullah (s.a.v.)'in yanına girdi ve "essalamu aleyküm" dediler. Ben de bunu öğrenince, "sam ve lanet sizin üzerinize olsun" dedim. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.): "Yavaş ol ya Aişe! Şüphesiz ki Allah her işte yumuşaklığı sever" buyurdular. Ben de "Ey Allah'ın Rasulü ne söylediklerini işitmedin mi? dedim. Rasulullah (s.a.v.) de; "Muhakkak ki ben 'aleyküm' dedim buyurdular."[920]
Hasta ziyaretinde:
Aişe (r.a.)'dan; "Rasulullah (s.a.v.) Medine'ye geldiğinde Ebu Bekir ve Bilal humma hastalığına yakalandı. Aişe: 'Babamla Bilal'in yanma girdim ve:; Ey babacığım, kendini nasıl hissediyorsun? Ya Bilal kendini nasıl hissediyorsun" dedim. Aişe, Ebu Bekir'e humma nöbeti tuttuğunda şunları söylüyordu:
Her insan ailesinin yanında sabahlar. Ölüm insana nalinin kemerinden daha yakındır.
Bilal ise humma nöbeti geçip kendine gelince sesini yükseltip şöyle diyor:
- Ah bir gece Mekke vadisinde gecelemez mi? Etrafımda yaban darısı ve güzel kokulu afyon olduğu halde.
- Micenne suyu bir gün gelmez mi ve benim için Şamel ve Tufeyl dağları açığa çıkmaz mı?
Aişe; Rasulullah; (sav)'e gelerek onların durumunu haber verdim dedi. Rasulullah; Ey Allah'ım bize Mekke'yi sevdirdiğin gibi hatta daha fazla Medine'yi de sevdir. Medine'yi sıhhate kavuştur ürünleri bereketli kıl. Medine'nin hummasını başka yere taşı, hummayı Cühfe'ye (Medine ile Mekke arasında bir yer) gönder."[921]
Fetva konusunda:
Peygamberimizin hanımı Aişe'den rivayet edildiğine göre: "Bir adam, Rasulullah (s.a.v.)'e hanımı ile cinsel ilişkide bulunup menisini inzal etmeyen kimsenin hükmünü sordu. Bu karı kocaya gusül vacip olur mu? dedi. Aişe'de orada oturuyordu, Rasulullah (s.a.v.): 'Sununla ben, ikimiz bunu yapıyoruz, sonra yıkanıyoruz' buyurdular."[922]
Misafirlikte:
Enes'ten bir rivayete göre;
Rasulullah (s.a.v.)'in İranlı bir komşusu güzel çorba yaparmış, Rasulullah (s.a.v.)'e de yapmış, sonra onu davete gelmiş, Peygamber (s.a.v.) Aişe için:
- Bunu da davet ediyor musun? demiş. Komşusu:
- Hayır, cevabını vermiş.
Onun üzerine Rasululluh (s.a.v.):
- Hayır, gelemem cevabını vermiş.
Komşusu tekrar davete gelmiş, Rasulullah (s.a.v.) yine:
- Bunu da davet ediyor musun? diye sormuş o zat.
- Hayır! cevabını vermiş. Rasulullah (s.a.v.):
- Hayır gelemem, demiş.
Sonra tekrar dönerek onu davet etmiş. Rasuluîlah (s.a.v.) yine: "Bunu da davet ediyor musun?" diye sormuş. Komşusu üçüncüde:
- Evet! Cevabını vermiş.
Bunun üzerine kalkarak peşpeşe yürümüşler ve komşusunun evine varmışlar."[923]
İyiliği emretme konusunda; Aişe'nin rivayetine göre:
"Nebi (s.a.v.)'in hanımları helaya gitmek istedikleri zaman geceleyin Menası1 çıkarlardı, orası geniş bir yerdi. Ömer de Nebi (s.a.v.)'e: 'kadınlarını ört!' diyordu. Ama Rasulullah bunu yapmıyordu. Derken Peygamber (s.a.v.)'in zevcesi Şevde binti Zem'a gecelerden bir gece yatsı namazında dışarı çıktı. Kendisi uzun bir kadındı. Ömer ona seslendi:
- .. Seni tanıdık ya Şevde! (Ömer bunu) tesettür emri indirilsin diye yaptı.
Bunun üzerine Allah (azze ve celle) tesettürü indirdi."[924]
Savaşlarda!
a. Uhud savaşında:
Enes b. Malik (r.a.) şöyle demiştir: "Uhud harbinde insanlardan bazıları Peygamber (s.a.v.)'in yanında bozguna uğradılar. Yemin olsun ki Aişe binti Ebi Bekir ile Ümmü Süleym'i paçalarını sıvamış halde gördüm. Ayak bileziklerini görüyordum, su tulumlarını sırtlarında taşıyor, sonra gazilerin ağızlarına boşaltıyor, bilahare dönüp tekrar dolduruyor ve gelerek yine cemaate su veriyorlardı.[925]
Aişe (r.a.)'dan: "Uhud savaşında müşrikler hezimete uğradığında İblis lanetullahi aleyh şöyle bağırdı: 'Ey Allah'ın kulları, arkanızı kollayın.' Ön saftan geri döndüler. Arka tarafta olan kardeşleriyle düşman sanarak dövüşmeye başladılar. Huzeyfe şöyle bir baktı bir de ne görsün babası el-Yeman karşısında! Hemen orada bulunanlara: 'Ey Allah'ın kulları, benim babam, benim babam!1 Aişe: 'Allah'a yemin olsun onu öldürmeden peşini bırakmadılar' dedi. Huzeyfe: 'Allah onları mağfiret etsin.' Urve: 'Allah'a yemin olsun ki AUahu Azze ve Celle'ye kavuşuncaya kadar Huzeyfe'deki cömertlik hissi kaybolmadı."[926]
b. Ahzab savaşında:
Aişe (r.a.)'dan: "Hendek savaşında Sa'd yaralandı. Ona Kureyş'ten Hıbban İbn el-Irkah denilen bir adam ok attı. Bu adam ise Beni Muays bin Amir İbni Lüey kabilesinden Hibban bin Kays'dır. Bu şahıs oku dirsekten bileğe gelen ana damara isabet ettirmişti. Nebi (s.a.v.) mescidde onu daha yakından takip etmek için bir çadır kurdurdu. Rasulullah (s.a.v.) Hendek harbinden Medine'ye (evimize) dönüp geldiğinde silahını çıkarmış ve yıkanmıştı. Bu sırada Cibril (a.s.) at üstünde başında siyah sarık, tozunu silerek Rasulullah'a geldi de:
- A, silahını bıraktın mı? Vallahi ben bırakmadın. Haydi onların üzerine yürü! dedi. Rasulullah:
- Nereye? diye sordu.
Cibril Beni Kurayza'yı işaret ederek:
- İşte şuraya! dedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) Beni Kureyza'ya doğru hareket etti. Hüküm verme yetkisini Sa'd'a verdi. O da: 'Ben mukatele yapanların kadınların ve küçük yaştakilerin esir alınmasını ve mallarının taksim edilmesini kararlaştırıyorum.1 Hişam: 'Bana babam, Aişe'den Sa'd'in şöyle dediğini haber verdi: 'Ey Allah'ım, muhakkak ki sen, benim için hiç kimsenin benim yanımda senin yolunda onlarla savaşmaktan daha sevimli olmadığım biliyorsun. Onlar öyle bir kavim ki senin Rasul'ün (s.a.v.)'i yalanlayıp yurdundan çıkardılar. Ey Allah'ım, ben senin onlarla bizim aramızda bir savaş vazettiğini zannediyorum. Eğer Kureyş ile yapılacak bir savaş daha varsa beni bu savaşta cihad etmem için sağ bırak. Yok eğer aramızda savaş olmayacaksa yaramı genişlet ki, Ölümüme bu yara sebep olsun.' Göğsünde gerdanlığın takıldığı yerdeki yarası açıldı. Onları sadece kendilerine doğru akıp gelen kan korkuttu.
- Mescidde ise Beni Gaffar'a ait bir çadır vardı. Kanı görünce: "Ey çadirdakiler, bizim tarafımıza sizin yanınızdan gelen şey nedir?' Bu arada kesintisiz olarak Sa'd'ın yarasında kan akmaya devam ediyordu. Radiyallahu anh bu yaradan vefat etti."[927]
Bu hadisin Sahihayn (Buhari ve Müslim) dışında geniş bir rivayeti vardır. Bu geniş ve uzun rivayeti şiddet ve bela anında ve sosyal hayata mü'minlerin annelerinden birisinin katılımını açıklamasından dolayı zikretmeyi uygun bulduk. Bu rivayet onun daha küçük yaşta şahsiyetinin ne kadar belirginleştiğinin en kuvvetli delilidir. Ayrıca bu zor zamanlarda etrafında olup bitenleri Öğrenme istek ve arzusunun derecesini de gösterir. Allahu Teala bu zor anı şu sözüyle anlatmıştır: "Orada müminler imtihan olundular, çok şiddetli bir sarsıntı ile sarsıldılar." Bu olay onun uyanışına ve şahsiyetinin olgunlaşmasını vesile olmuş Rasulullah'a (s.a.v.) eş olması için layık bir konuma getirmiştir.
Alkame bin Vakkas'dan: "Bana Aişe haber verip şöyle dedi: 'Hendek harbinin olduğu vakit insanların bıraktıkları izlerini takip ediyorum.' Aişe: 'Arkamdan sarsıldığını işittim1 dedi. Bunun üzerine ona doğru döndüm bir de ne göreyim; kendimi Saad İbni Muaz ve onun beraberinde olup kalkan taşıyan kardeşinin oğlu el-Haris İbni Evs'le birlikte buldum. Bunun üzerine Aişe: 'Yere oturdum. Saad üzerinde demirden bir zırh olduğu halde uğradı. Ve zırhın içinden bazı azalan çıktı. Ben ise Sad'ın zırhtan dışarıda kalan kısımları için endişeleniyorum' dedi. Aişe: 'Saad benim yanıma uğradığında şu şiiri söylüyordu:
Keşke deve kadar güçlü olan bir adam harbe azıcık katılsa.
Ecel gelip vakit tamam olunca gelen ölüm ne güzel...Aişe; 'Ben hemen kalkıp bir bahçeye girdim, bahçenin içinde bir grup insan topluluğu ve o topluluğun içinde bulunanlardan birisi de Ömer İbni Hattab idi. Ayrıca tüm vücudu zırhla kaplı bir adam da bu topluluğun içindeydi.' Ömer: 'Seni buraya getiren şey nedir? Allah'a yemin olsun ki sen çok cüretkârsın. Senin başına bir bela gelmesini ve merkezden uzaklaşıp sınırı geçme tehlikesini kim garanti etti?' dedi. Aişe, beni azarlamayı ve kınamayı o derece sürdürdü ki, o an yer yanlsa da ben de içine girsem diye bir temennide bulundum, dedi. Aişe, üzerinde zırh olan adam yüzünün üzerindeki zırhı kaldırdığında onun Talha bin Ubeydullah olduğunu gördüm. Talha bin Ubeydullah: 'Ey Ömer, Aişe'ye kınama konusunda biraz aşın dav-randın. Bunun neresi sınırı geçmek veya kaçmak, Aişe'nin hareketinde sadece Allah Azze ve Celle'ye doğru bir kaçış vardır.1 Aişe bu arada Saad'a Kureyş müşriklerinden kendisine İbni'l-İrkah denilen bir adam ok atıyor ve okunu atarken ise; al bunu, ben İbni'l-İrkah'im, diyordu. Ok vücutta hayat damarı olarak kabul edilen damara isabet etti. Ok isabet ettiği daman kesti. Bunun üzerine Sa'd Aziz ve Celil olan Allah'a dua etti. Duasında: 'Ey Allah'ım, gözlerim Kureyza'dan kurtulduğumuzu görmeden, o sevinci müşahede etmeden canımı alma' dedi. Aişe: 'Cahiliye döneminde birbirlerine yardım konusunda anlaşıyorlardı' dedi. Aişe devamında yarasından kan kesildi, Allah Azze ve Celle müşriklerin üzerine bir rüzgar gönderdi. Savaşta Allahu Teala mü'minlere yetti. Allah aziz ve güçlüdür. Ebu Süfyan ve beraberinde Tihame denilen yerde bulunanlar yetişti. Ayrıca Uyeyne bin Bedr ve beraberinde Necd mıntıkasında olanlar da yetişti. Bunun üzerine Benu Kureyza kendilerini kalelerine doğru çekerek güven altına aldılar. Arkasından Rasulullah (sav) Medine'ye döndü, silahını bıraktı. Mescidde Sa'd için küçük bir deri çadır kurulmasını emretti. Aişe: 'Cibril Aleyhisselam baştan aşağı toz duman içinde geldi, Peygamber'e sen silahını bıraktın mı? Allah'a yemin olsun ki melekler silahlarını hâlâ bırakmadılar. Beni Kureyza ile harbe çık ve onlarla savaş1 dedi. Aişe Rasulullah tekrar zırhını giydi ve insanları da bu sefere çıkmaları için haberdar etti. Rasulullah (s.a.v.) hemen çıkıp Beni Ganem'in yanına uğradı. Beni Ganem mescidin etrafında bulunan komşulardandır. Rasulullah onlara: 'Size kim uğradı? dedi. Onlarda yüzü Cibril aleyhisselama benziyordu' dediler. Aişe, Rasulullah (s.a.v.) Beni Kureyza'yı yirmibeş gece kuşatma altında tuttu. Beni Kureyza'nın kuşatması uzadıkça sorunlar da oldukça arttı. Kuşatma altındakilere Rasu-lullah'ın hükmüne razı olmaları söylendi. Onlar da Eba Lubabe bin Munzirle istişare ettiler. Eba Lubabe onlara bunun kurban edilmek demek olduğuna işaret etti. Onlar bizler Saad'm hükmüne razı oluruz deyince, o da Saad'm gelmesi için haber gönderdi. Sa'd İbni Muaz, sırtında semere benzeyen bir şey bulunan bir merkebin üzerinde geldi. O merkeb üzerinde onların yanına taşındı, o gelince kavmi onun etrafını kuşatarak, Ey Eba Amr senin müttefikin, kulların, harbteki yardımcılarınız tüm bildiklerinle birlikte onlardan hiçbirşey dönmedi. Onlara hiç iltifat etmedi, (onlara doğru yönelmedi) Ta ki onların evlerinin yanına yaklaştı o zaman onlara (kavmine) doğru yönelerek şöyle dedi: İşte şimdi benim için Allah yolunda kınayanın kınamasından korkmayacağın, çekinmeyeceğim, bir vakit geldi.' Alkame bin Vakkas, Ebu Said, Sa'd ibni Muaz Rasulullah (s.a.v.) tarafından görülünce şöyle dediğini söyledi' dedi: 'Haydi ulunuza hürmeten ayağa kalkınız (istikbal edip indiriniz)'
Bunun üzerine Ömer: 'Bizim ulumuz Allahu Azze ve Celle'dir' dedi. Rasulullah (s.a.v.): 'Sa'd'ı indiriniz' deyince hemen onu indirdiler. Rasulullah (s.a.v.) ona bunlar hakkında hükmünü açıkla, dedi. Bunun üzerine Sa'd bunlann harp edenleri Öldürülür, kadınları ve çocukları da esir edilmelidir. Ve bıraktıkları malları paylaşılmaladır, dedi. Bunun üzerine Rasulullah Allah'ın ve Rasulünün hükmüne uygun hükmettin, dedi. Aişe; sonra Sa'd şöyle dua etti dedi: Ey Allah'ım, eğer Peygamber'in (s.a.v,)'in Kureyş ile yapacağı harblerden bir şey bıraktıysan beni o harplerde savaşmak için hayatta bırak, yok eğer onun ile Kureyş arasındaki savaşları sona erdirdiysen beni kendine al. (Ruhumu kabzet). Bu duadan sonra yarasından kan aktı. Halbuki o yara iyileşmek üzereydi. Öyle ki yara olarak çok küçükbir iz kalmıştı. Arkasından Rasulullah (s.a.v.)'in kendisi için kurdurduğu küçük çadıra döndü. Aişe; o çadıra girdikten sonra onun yanına Rasulullah (s.a.v.), Ebu Bekir ve Ömer geldiler. Muhammed'in nefsi elinde olana yemin olsun ki gerçekten ben odamda olduğum halde bile Ömer'in ağlaması ile Ebu Bekir'in ağlamasını duyuyordum. Onların hepsi Aziz ve Celil olan Allah'ın söylediği gibi (Onlar birbirlerine acıyanlardır) idiler.'
Alkame şöyle dedi dedi: 'Ey mü'minlerin annesi, Rasulullah (s.a.v.) nasıl yapıyordu?' Aişe: 'Peygamberin gözünden hiç kimse için yaş dökül mezdi. Fakat o üzüldüğü zaman sakalını tutardı' dedi."[928]
Hicab'ınfarz kılınmasından sonra Nebi (s.a.v.)'in hanımlarının erkeklerle konuşması:
Nebi (s.a.v.)'in hanımlarına örtü farz olmasına rağmen etraflarındaki hayattan kendilerini soyutlamadılar; bilakis Rasulullah'ın çalışmalarına katılıp takip ettiler. Hatta bunu onun vefatından sonra bile devam ettirmeleri insanın dikkatini çeken ve hayretini arttıran bir durumdur.
Perde arkasından da olsa değişik işler için kadınların erkeklerle konuşmaları ve kendilerini kuşatan hayatla ilişkilerini sürdürmeleri yanında onların müslümanların eğitimi konusunda çok büyük rolleri vardır.
Yani Örtü olayı hayata olan katkılarının yolunu kapatmadı, sadece alanını daralttı. Erkeklerle buluşmayı yasaklamadı. Ama bu peygamber (s.a.v.)'in hanımlarına mahsus olup diğer müslüman hanımları kapsamayan özel bir karşılama şekliydi,[929] Sosyal hayatta kadının ortaklığı sosyal ilişkilere katılması Nebevi toplumda bile hiçbir zaman değişmeyen böylece sürüp giden bir sünnetti. Çok Özel durumlarda bile herşeyi en iyi bilen Allah kadınların toplumdaki ilişkilerinin sınırlarını daraltmamış veya şartlara bir şart daha eklememiştir. İşte size yukarıda söylediklerimize ait bazı deliller:
Rasulullah'ın meclisinde konuşmalara katılmaları Aişe 'den(ra) rivayete göre:
Peygamber (s.a.v.)'e fetva sormak için bir adam gelmiş. Konuşulanları Aişe kapının arkasından işitiyormuş. Gelen zat:
- Ya Rasulullah bazen ben cünüb iken namaz vakti geliyor o gün oruç tutayım mı?1 diye sormuş. Rasululah (s.a.v.):
- Ben cünüb iken de namaz vakti geliyor, Ama ben oruç utuyorum cevabını vermiş. O zat:
- Sen bizim gibi değilsin ya Rasulullah, Allah, senin gelmiş geçmiş bütün günahlarını affetmiştir, demiş. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):
-Vallahi ben Allah'tan en ziyade korkanınız ve ondan neyle korktuğunu en iyi bileniniz olmayı cidden ümid ederim, buyurmuşlardır.[930]
Ebu Musa (r.a.) şöyle demiştir:
Peygamber (s.a.v.)'in yanında idim. Kendisi Mekke ile Medine arasındaki Cirane'ye inmişti. Yanında Bilal vardı. Derken Rasulullah (s.a.v.)'e Bedevi biri gelerek: "Bana vadettiğini yerine getirmeyecek misin dedi?" Rasulullah (s.a.v.) de ona:
- Müjde! dedi. Bedevi:
- Bana bu müjde kelimesini çok söyledin! dedi.
Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) öfkeli bir edayla Ebu Musa ve Bilal'e dönerek:
- Bu adam müjdeyi reddetti. Siz bari kabul edin! buyurdu. Onlar:
- Kabul ettik, dediler. Sonra Rasulullah (s.a.v.) içinde su bulunan bir tas istedi ve elleriyle yüzünü onun içinde yıkadı, içine de püskürdü, sonra:
- Bundan için ve yüzlerinize ve göğüslerinize serpin, size müjdeler olsun, buyurdu. Ebu Musa ile Bilal tası alıp Rasulullah'ın emrettiğini yaptılar. Müteakiben Ümmü Seleme perdenin arkasından:
- Kabmızdakinden anneniz için artırın! diye seslendi. Onlar da kendisine bir miktar (su) arttırdılar.[931]
Aişe (r.a.)'dan:
Nebi (s.a.v.)'e İbni Harise ile Cafer ve İbni Revaha'mn öldürüldüğü haberi gelince oturdu, üzüntülü oduğu belliydi. Ben, kapının aralığından bakıyordum. Derken ona bir adam geierek:
- "Cafer'in kadınları..." diyerek onların ağladıklarını söyledi. Rasulullah (s.a.v.) ona gidip kadınları nehyetmesini emir buyurdu, o zat da gitti, Sonra ikinci defa geldi. İtaat etmediler, dedi. Rasulullah (s.a.v.) ikinci defa giderek kadınları nehyetmesini emir buyurdu, o zat üçüncü defa gelerek:
- Vallahi bu kadınlar bize galebe çaldılar. Ya Rasulullah, dedi (ravi dedi ki): Aişe Rasulullah (s.a.v.)'in o adama: "Onların ağızlarına toprak saç!" buyurduğunu söyledi. Aişe (r.a.): Allah burnunu yere sürtsün. Vallahi ne Rasulullah (s.a.v.)'in sana emrettiğini yaptın! Ne de onu kederiyle başbaşa rahat bıraktın! dedim. [932]
İbni Ömer de rivayete göre şöyle demiştir:
İçlerinde Sa'd da olduğu halde Peygamber (s.a.v.)'in ashabından bazı kimseler bulunuyormuş. Onlar et yemeğe gittiklerinde Peygamber (s.a.v.)'in kadınlarından biri; Bu keler etidir, onu tutunuz diye seslenmiş, bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):
"Yeyin veya yedirin! Çünkü o helalir. Lakin benim yiyeceğim bir şey değildir" buyurmuşlar.[933]
Nebi (s.a.v.)'in hanımı Ümmü Seleme'nin rivayetine göre; Rasulullah (s.a.v.) kapısının önünde davacı gürültüsü işitmiş de yanlarına çıkmış ve;
"Ben ancak bir insanım! Bana gerçekten davacılar geliyor. Ama belki bazılarınız bazılarından daha beliğ (daha iyi derdini anlatır) olur da ben onu doğrucu zanneder işittiklerime göre hüküm vermiş olabilirim. İmdi her kime bir müsltimamn hakkını hükmetmişsem bu ancak ateşten bir parçadır, onu ister üzerine alsın; yahut dilerse terketsin."[934]
Aişe (r.a.)'dan:
"Rasulullah (s.a.v.) kapısının Önünde yüksek sesle konuşan davalıları işitti. Birisi diğerine borcunun bir kısmını bırakmasını istiyor. O ise; vallahi ben bunu yapmam diyor. Bunun üzerine Rasulullah onların yanına çıktı ve: - 'Allah üzerine mübalağalı bir şekilde yemin edip iyilik yapmayan nerede? dedi. O zat da: Benim Ey Rasulullah bu adam için hangisi daha sevimlidir ,"[935]
Ubade İbni Samit'in Nebi (s.a.v.)'den rivayetine göre şöyle dedi: Her kim ki Allah ile buluşmayı severse Allah da onunla karşılaşmayı sever. Her kim de Allah ile beraber olmayı sevmezse Allah da onunla beraber olmayı sevmez. Aişe veya Rasulullah'ın hanımlarından bazısı biz ölümden hoşlanmıyoruz, deyince Rasulullah Ölüm öyle değildir. Ama mü'min kişiye ölüm geldiğinde Allah'ın rızası ve kerameti ile müjdelenir. Onun için Önündekilerden hiçbir şey ondan daha sevimli değildir. O Allahla beraber olmayı sevdi Allah da onunla beraber olmayı daha sevimli buldu. Kafır'e ise ölüm gelince, Allah azabı ve cezası kendisine müjdelenince, artık onun için hiçbirşey ölümden daha kötü değildir. Kafir Allah'a kavuşmayı hoş görmedi, Allah da ona kavuşmayı hoş görmedi.[936]
Aişe (r.a.)'dan:
Rasulullah (s.a.v.)'in yanma iki adam girdi. Ve onunla ne olduğunu bilmediğim bir şey konuştular da öfkelendirdiler. O da kendilerine lanet ve sitem etti. Çıktıkları vakit ben:
- Ya Rasulullah! Şu iki adamın kazandığı hayır gibi kim birşey kazanabilir dedim:
- Ne o buyurdu?"
- Sen onlara lanet ve sitem ettin! dedim.
- Sen benim Rabbime koştuğum şartı biliyor musun? Allah'ım! Ben ancak bir beşerim, müslümanlardan hangisine lanet ve sitem edersem bunu onun için bir zekat ve ecir kıl, dedim buyurdular.[937]
Aişe (r.a.)'dan:
Bir adam Peygamber (s.a.v.)'in yanına girmek için izin istemiş. O da:
- Ona izin verin. Bu aşiretin kardeşi ne fenadır. Yahut bu aşiret oğlu ne fenadır buyurmuş. Adam yanına girince Rasulullah (s.a.v.) onunla yumuşak konuşmuş. Ben de şöyle dedim: Ya Rasulallah onun hakkında söylediğini söyledin. Sonra kendisiyle yumuşak konuştun.
- Ya Aişe, şüphesiz ki insanların en şerlisi, insanların şerrinden korkarak veda ettiği yahut kendi başına bıraktığı kimsedir, buyurdular.[938]
Aişe (r.a.)'dan, şöyle dedi:
Nebi (s.a.v.)'e mescidde bir adam gelerek: 'Ben yandım' dedi. Rasulullah (s.a.v.) ise: 'Niçin yandın?' dedi. Adam da: 'Ramazan gününde hanımımla cima ettim' dedi. Rasulullah (s.a.v.) ona; sadaka ver deyince; benim verilecek bir şeyim yok deyip oturdu. Bu arada Nebi (s.a.v.)'e bir insan bereberindeki eşekle yiyecek getirdi. (Hadisin ravilerinden olan Ab-durrahman bu gelen yiyeceğin ne olduğunu bilmiyorum, dedi). Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.): 'Nerede o yanan?' dedi. O da: 'Ben buradayım' dedi. 'Bunları al ve sadaka olarak ver' buyurdu. O zat: 'Benden daha fakirine mi? Ailemin yiyeceği yok.1 Peygamberimiz (s.a.v.) de: 'Bu yiyeceği yeyiniz' dedi.[939]
Aişe (r.a.)'dan:
Nebi (s.a.v.): Bedevilerden bazı kaba görgüsüzler geli:p 'Kıyamet ne zaman kopacak?' derlerdi. O da onlardan en küçük olanına bakarak: "Eğer bu zat yaşarsa ona ihtiyarlık erişmeden sizin üzerinize kıyametiniz kopar1 buyurdular. Hişam ise 'yani onların ölümü1 dedi."[940]
Cabir İbni Abdullah'tan: "Evimde oturuyordum; bana Rasulullah (s.a.v.) uğrayarak işaret etti. Hemen kendisinin yanına gittim. Elimden tuttu ve yürüdük. Nihayet kadınlarının evlerinden birine gelerek içeri girdi. Sonra bana izin verdi. Ben de perdeye kadının yanma girdim. Derken Rasulullah (s.a.v.): 'Yiyecek birşey var mı?' diye sordu. (Evdekiler):
- Hayır! cevabım verdiler. Ve kendisine üç parça ekmek getirdiler. Bunları sofranın üzerine koydular. Müteakiben Rasulullah (s.a.v.) bir parça alarak onu da benim önüme koydu. Sonra üçüncüyü alarak ikiye kırdı ve yansını kendi önüne, yarısını da benim önüme koydu. Sonra: Katık namına birşey var mı?1 diye sordu.
- Hayır! Yalnız biraz sirke var, dediler.
- Getirin onu! Ne güzel katıkdır o' buyurdular.[941]
Enes (r.a.)'dan: "Nebi (s.a.v.) hanımlarından birinin yanındaydı; mü'minlerin annelerinden birisi içinde yemek olan bir kap gönderdi. Nebi (s.a.v.)'in evinde bulunduğu hanımı hizmetçinin eline vurdu. Kap düştü ve parçalandı. Nebi (s.a.v.) de kabın parçalarını toplayıp sonra da tabaktaki yiyeceği toplamaya başladı. Bir yandan da 'annen kıskandı1 diyordu. Arkasından hizmetçiyi evinde bulunduğu hanımandın bir tabak getirinceye kadar hapsetti. Getirilen sağlam kabı ise kabı kırılana gönderdi. Kırık kabı ise evinde kırılan hanımının yanında bıraktı."[942]
Sad ibni Ebi Vakkas (r.a.)'dan:
Ömer Rasulullah (s.a.v.)'in yanına girmek için izin istedi. Onun yanında Kureyş'den bir takım kadınlar vardı. Kendisi ile yüksek sesle konuşuyor ve ondan çok şeyler istiyorlardı. Ömer izin isteyince kalkarak perdeye koştular. Rasulullah (s.a.v.) de ona izin verdi. Rasulullah (s.a.v.) gülüyordu. Ömer:
- Allah neşeni arttırsın ya Rasulullah! dedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):
- Şu benim yanımda olanlara şaştım, senin sesini işitince perdeye koştular1 dedi. Ömer:
- Ya Rasulullah! Onların çekinmesine sen daha layıksın! dedi. Sonra kadınlara dönerek:
- Ey nefislerinin düşmanları, Rasulullah (s.a.v.)'dan çekinmiyorsunuz da benden mi çekiniyorsunuz? dedi.
Kadınlar:
- Evet! Sen Rasulullah (s.a.v.)'dan daha sert ve haşinsin, dediler. Rasulullah (s.a.v.):
- Nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin olsun ki, şeytan sana bir caddede rastlamış olsa, mutlaka yolunu değiştirirdi' buyurdular."[943]
2. Rasulullah (s.a.v.)'e yolculuklarında hanımlarının eşlik etmeleri; Nebi (s.a.v.)'in hanımı Aişe (r.a.) şöyle dedi:
Rasulullah (s.a.v.) bir yolculuk istediğinde kadınlarının arasında kur'a çekerdi. Kur'a kime çıkarsa, Rasulullah (s.a.v.) onunla birlikte sefere çıkardı.
Aişe şöyle demiştir: "Yapacağı bir gaza için aramızda kur'a çekti de gazada kur'a bana isabet etti. Ben de Rasulullah (s.a.v.) ile birlikte çıktım. Bu iş hicab âyeti indirildikten sonra oldu. Ben hevdecimin içinde deveye bindiriliyor, gideceğimiz yere onun içinde indiriliyordum. Nihayet Rasulullah (s.a.v.) gazasını bitirip geri döndüğü ve Medine'ye yaklaştığımız zaman bir gece yürüyüşü bildirdi. Yürüyüşü bildirdikleri vakit ben hemen kalktım, yürüdüm, hatta orduyu geçtim hacetimi gördüğümde eşyamın yanına yöneldim. Göğsüme dokundum, bir de baktım ki Zıfar* boncuğundan yapılan gerdanlığım kopmuş. Derhal dönerek gerdanlığımı aradım. Onu aramak benim epey vaktimi aldı. Benim hayvanımı yükleyen cemaat hevdecimi yüklemiş ve gitmişler. Onu benim bindiğim deveme yüklemişler. Benim de içinde olduğumu zannetmişler, dedi."[944]
Aişe (r.a.)'nın rivayetine göre: "Gerçekten Nebi (s.a.v.) bir yolculuk arzu ettiğinde kadınları arasında kur'a çekerdi. Bir defa kur'a Aişe ile Hafsa'ya düştü, onunla beraber ikisi birden çıktılar. Rasulullah (s.a.v.) gece ldu mu, Aişe ile birlikte yürür; onunla konuşurdu. Derken Hafsa, Aişe'ye: 'Bu gece benim deveme binmez misin? Ben de senin devene bineyim. Sen de gör, ben de göreyim' dedi. Aişe:
- Hay Hay! cevabını verdi. Ve Hafsa'nın devesine bindi..."[945]
Misver İbni Mahrame ve Mervan her ikisi birbirlerinin hadisini doğrulayarak şöyle dediler:
Hudeybiye zamanında Rasulullah (s.a.v.) çıktı. Onlardan hiç kimse kalkmadığında Rasulullah, Ümmü Seleme'nin yanına girdi ve ona insanlardan gördüğü tepkiyi söyledi."[946]
Nebi (s.a.v.)'in hanımı Aişe'nin rivayetine göre, şöyle dedi: "Rasulullah (s.a.v.) ile beraber bazı yoculuklara çıktık. Beyda veya Zatülceyş'e kadar gittiğimizde gerdanlığım koptu. "[947]
3. Resuî'un (s.a.v.) hanımına Ahhaş oyununu seyrettirmesi:
Aişe (r.a.)'dan: "Bir bayram günü idi. Sudanlılar kalkan ve mızrak oyunu oynuyorlardı. Ya ben Rasulullah (s.a.v.)'den bakmak için izin istedim yahut o kendiliğinden:
- Bakmak ister misin? dedi. Ben:
- Evet, cevabını verdim. Bunun üzerine beni yanağım yanağına değecek şekilde arkasına durdurdu.
Sudanlılara da:
- Haydi bakayım Erfide oğulları(yani Habeşliler) oynayın!1 diyordu. Nihayet ben bıkınca:
- Artık yeter mi? diye sordu.
- Evet, dedim.
- Öyle ise haydi git, buyurdular."[948]
Diğer bir rivayetinde Aişe (r.a.) şöyle dedi: "Siz eğlenceye düşkün genç
yaştaki bir tazenin buna ne derece can alacığını takdir buyurun."[949]
4. Rasulullah'ın hanımlarının toplumla ilgili işlere önem vermeleri
Ümmü Seleme ve onun imamın insanlara yönelik olarak yapmış olduğu konuşmayı dinlemeye özen göstermesi.
Peygamber (s.a.v.)'in hanımı Ümmü Seleme (r.a.)'dan:
Halkın havzdan bahsettiklerini işitiyordum, ama bunu Rasulullah (s.a.v.)'den işitmemiştim. Yine bundan bahsedilen bir gündü. Cariye başımı tarıyordu. Rasulullah (s.a.v.)'i işittim:
- Ey insanlar! diyordu. Hemen cariyeye:
- Benim işimi sonraya bırak, dedim.
- Ama o erkekleri çağırdı, kadınları çağırmadı ki! dedi.
- Ben havzın başına sizden önce varacağım. Bana bakın! Sakın biriniz gelip de şeve deve kovulur gibi benden uzaklaştırılmasın. Bende:
Bu neden dolayı demiyeyim. Arkasından:
- Sen hakikaten bunların senden sonra neler icad ettiklerini bilmezsin! denilmesin. Ben de:
Uzak olsun! demiyeyim, buyurdular."[950]
Zeyneb binti Cahş 'in gelirini teberru etmek için bir iş edinmesi;
Aişe (r.a.)'dan şöyle rivayet edilmiştir:
Bir kere Nebi (s.a.v.)'in bazı kadınları:
- Hangimiz evvel ölüp de en çabuk sana kavuşacaktır? diye Rasul-i Ekrem'e sormuşlardı. O da cevaben:
- Eli uzun olanınız, buyurmuştu. Bu defa peygamberin kadınları bir kamış endaze alıp kollarını ölçmeye başladılar. İçlerinden en uzun kadın şevde (Binti-Zem'a) idi. Fakat Rasuiullah'ın vefatından sonra öğrendik ki kolu uzun olan kadın, sadakası bol, eli açık kadın demek imiş, ve hakikaten içimizde Şevde, aleyhisselatü vesselam'a ilk iltihak eden kadın oldu. Ve Şevde sadaka vermeyi çok severdi. [951]
Aişe (r.a.)'dan şöyle rivayet edilmiştir:
Din hususunda Zeyneb'den daha hayırlı bir kadın görmedim. Allah'tan onun kadar korkan, onun kadar doğru söyleyen, onun kadar sılayı rahim yapan, ondan çok sadaka veren, verdiği sadaka nefsini onun kadar horlayıp, o amelle Allah Tealaya yakınlık gösteren yoktu.[952]
Hafız İbni Hacer: "Hakim Müstedrek'inde Menakib'de Aişe'nin şöyle söylediğini rivayet etti:
"... Zeyneb (r.a.) el sanatlarında çok maharetli bir kadındı. Deri tabaklıyor ve onu dikip Allah yolunda harcıyordu.
Hakim bu hadis için "Müslim şartına göredir" de[953] Ümmü Seleme'nin Budeybiye krizinin çözümü konusunda görüş bildirmesi:
Misver bin Mahreme ve Mervan'ın rivayet edip her ikisinin birbirini doğruladıkları hadiste şöyle dediler:
"Hudeybiye anlaşmasının olduğu vakit Rasulullah (s.a.v.) çıktı... Yanına Süheyl İbni Amr geldi ve: 'Gel bir anlaşma yapalım1 dedi. Bunun üzerine Nebi (s.a.v.) katibini çağırıp ona 'yaz' dedi. Yazma işlemi bittikten sonra Rasulullah (s.a.v.) ashabına, 'kalkın hemen kurban kesip tıraş olunuz' dedi. Ravilerden birisi: Alah'a yemin olsun ki üç kere aynı sözü tekrar etmiş olmasına rağmen hiç kimse kalkmadı. Hiç kimsenin kalkmadığını gören Rasulullah (s.a.v.) Ümmü Seleme'nin yanına girdi. Kendi emrine karşı insanların takındığı tavrı ona hatırlattı. Ümmü Seleme kendisine: 'Ey Allah'ın nebisi sen de durumu seviyor musun? O halde buradan şimdi çık, sonra kurban edeceğin hayvanını kesinceye ve traşını yapacak kişiyi çağırıp o seni traş edinceye kadar onlardan hiçbirisiyle konuşma' dedi. Ümmü Seleme'nin bu tavsiyesi üzerine Rasulullah hiç kimseyle konuşmadan onun dediği gibi yaptı. Kurbanını kesti, berberini çağırdı traş oldu. Ashab da bu durumu görünce kalkıp kurbanlarını kestiler ve birbirini traş ettiler."[954]
Ümmü Seleme'nin sıkıntıda bulunan erkeklere şefkat göstermesi: Abdurrahman b. Abdullah b.Ka'b b. Malik, babasından naklen haber verdi:
"Babam Ka'b b. Malik'ten dinledim; o tevbeleri kabul edilen üç kişiden biridir. Anlatıyordu ki; kendisi Rasulullah (s.a.v.)'in yaptığ gazalardan ikisi hariç hiçbirinden geri kalmamış. Tebuk gazası ve Bedir gazası. Kuşluk vaktinde Rasulullah (s.a.v.)'in arkadaşları toplandı. Rasulullah (s.a.v.) çıktığı seferlerden çoğunlukla duha vaktinde dönerdi. Gelir gelmez ilk önce mescide gidip iki rekaz namaz kılardı. Nebi (s.a.v.) benimle ve arkadışma konuşmayı yasak etti. Bizim dışımızdakilerden Tebuk savaşına katılmayanlardan hiç kimse ile insanlar konuşmasını yasaklamadı, insanlar bizimle konuşmaktan sakındılar. Bu vaziyette uzun bir müddet geçirdim. Bu halde iken benim için Rasulullah'ın bana dua etmeden ölmemden veya Rasulul-lah'ın (s.a.v.) vefat edip insanlar arasında bu konumda olmaktan dolayı onlardan kimsenin benimle konuşmaması ve bana dua etmemelerinden daha önemli birşey yoktu. Bir müddet sonra Allahu Teala tevbemizi Nebisi (s.a.v).'e gecenin son üçte biri kaldığında Ümmü Seleme'nin yanında iken indirdi. Ümmü Seleme benim konumum için oldukça ihsanda bulunan ve benim işime yardımcı olan birisiydi. Rasulullah (s.a.v.): Ey Ümmü Seleme Ka'b'ın tevbesi kabul oldu, dedi. Ümmü Seleme ona birini gönderip müjdeyi versen iyi olmaz mı? dedi. Rasulullah, insanlar arasında izdiham olur ve gecenin geri kalan kısmında sizin uyumanıza engel olurlar, dedi. Rasulullah sabah oluncaya kadar bekledi. Ta ki sabah namazını kıldıktan sonra insanlara bizim tevbemizin Allah tarafından kabul olunduğunu bildirdi. Rasulullah birşeyi müjdeleyeceği zaman yüzü öylesine aydınlanırdı ki sanki aydan bir parça gibi olurdu. Biz, Allahu Tealanın bizim için tevbe indirdiği zaman ö-zür beyan eden tevbesi kabul olunan harbe katılmayıp geri kalan "üç kişiden idik" Rasulullah'a (s.a.v.) harbe katılmayıp geri duranların yalan söyleyenlerin gerçek bahaneler öne sürmedikleri bildirilince hiç kimsenin başına gelmeyen en şerli bir şekilde adlan anıldı.
Allahu Subhanehu şöyle buyurdu:
"Seferden geri dönüp onların yanına geldiğiniz zaman sizden özür dilerler. De ki: Hiç özür dilemeyin, size inanmayız. Allah bize sizin haberinizden (bize karşı çevirdiğiniz entrikalardan, bir çok şey bildirdi. Yaptığınızı Allah da görecek, elçisi de." (Tevbe, 94).[955]
Aişe ve müslümanların durumlarını -vatanları uzak bile olsaaraştırması:
Abdurrahman b. Şernmase'den:
- Aişe'ye birşey sormaya geldim:
- Sen kimlerdensin? diye sordu. Ben de:
- Mısırlılardan bir adamım! dedim. Müteakiben Aişe:
- Bu gazanızda sizinkinin size karşı muamelesi nasıldı? diye sormuş o da:
- Kendisinden bir fenalık görmedik. Bizden birimiz devesi ölse hemen ona deve verir; kölesi ölse köle verir; yiyeceğe muhtaç olsa yiyecek verirdi, demiş.
Bunun üzerine Aişe şunu söylemiş:
- Beri bak! Rasulullah (s.a.v.)'den işittiğim bir şeyi sana haber vermekten, onun kardeşim Muhammed b. Ebi Bekr'e yaptıkları beni men edemez! Şu evimde:
"Allah'ım! Bir kimse ümmetimin umurundan bir vazife alır da onlara zorluk gösterirse sen de ona zorluk göster! Bir kimse ümmetimin umurundan bir vazife alır da onlara hoş muamele ederse, sen de ona hoş muamele
eyle!" buyurdular.[956]
Hafsa ve onun raşid halifelik müessesine isabet eden kriz konusundaki endişesi:
İbni Ömer'den: "Hafsa'nın yanına girdim de:
- Biliyor musun baban halife bırakmıyor, dedi.
- O bunu yapacak değildir, dedim.
- Muhakkak yapar! dedi. Bunun üzerine onunla bu hususta konuşmaya yemin ettim ve sustum. Hatta sabahleyin eve gittim, ama onunla konuşmadım. Sağ elimle bir dağ taşıyor gibi idim. Nihayet dönerek yanına girdim. Bana insanların halini sordu. Ben de kendisine haber verdim. Sonra ona:
- Ben halkın bir söz söylediklerini işittim de onu sana söylemeye yemin ettim!
Diyorlar ki, sen kendine halife bırakmayac akmış sın. Gerçekten senin bir deve çobanın veya koyun çobanın olsa da onları bırakarak sana gelse, çobanın davarı kaybettiğine kail olurdun. İnsanlara riayet ise daha çetindir, dedim. Benim sözüm ona muvafık geldi. Ve bir müddet başını indirdi. Sonra başını kaldırarak şöyle dedi:
- Muhakkak Allah (azze ve celle) dinini koruyacaktır. Ben kendime halife bırakmamişsam, Rasulullah (s.a.v.) de halife bırakmamıştır. Halife bırakmış olsam, Ebu Bekir halife bırakmıştır. İbni Ömer demiş ki:
- Vallahi babam, Rasulullah (s.a.v. )'le Ebu Bekir'i anmaktan başkabir şey yapmadı. Ve anladım ki Rasulullah'ı (s.a.v.) hiç kimse ile değişecek değil ve kendine halife bırakacak değildir.[957]
Aişe ve onun büyük bir sahabinin cenazesinin kılınması konusundaki isteği:
Abbad b. Abdullah b. Zübeyr'den:
"Aişe Sa'dubnü Ebi Vakkas'ın cenazesinin mescide getirilerek namazının orada kılınmasını emretmiş; fakat halk kendisine itirazda bulunmuştu. Bunun üzerine Aişe: 'Bu insanlar Rasulullah (s.a.v.)'in Süheyl b. Beyda'nın cenaze namazını mescidden başka yerde kılmadığını ne çabuk unutmuşlar, dedi."[958]
Aişe ve onun Hz. Osman'ın katillerinden kısas taleb etmek için ortaya çıkışı:
Ebi Meryem Abdullah b. Ziyad Esedi şöyle dedi: Talha ve Zübeyr ve Aişe'nin Basra'ya yürü dükler [959] zaman Ali, Ammar b. Yasir ve Hasan b. Ali'yi gönderdi ve o ikisi de Kufe'de minbere çıktılar. Hasan b. Ali minberin üstünde en üst yerinde idi. Ammar ise Hasan'dan daha aşağı bir yerde ayağa kalktı. Onun yanında toplandık. Ammar'ın şöyle dediğini işittim: Gerçekten Aişe Basra'ya gitti. Vallahi o dünyada ve ahirette sizlerin peygamberinin hanımıdır. Fakat Allahu Tebareke ve Teala sizleri Aişe'ye mi yoksa onlara mı itaat ettiğinizi Öğrenmek için imtihan etti.[960]
Fethul Bari'de bu konuda şöyle denildi:
"Aişe'nin bu konudaki Özrü onun Talha ve Zübeyr olayın açığa çıkarılması için başı çekmeleriydi, bundan hedefleri ise insanların arasını düzeltmek idi. Bunun yanında Osman (r.a.)'in katillerine kısasın uygulanması da hedefleniyordu. Bu konuda Ali'nin görüşü ise herkesin itaat üzre olması ve şartlar sabit olup öldürdüğü belirlenenlere kısasın uygulanmasıydı."[961]
5. Erkeklerin Çeşitli İşleri İçin Peygamber'in Hanımlarına Müracaat Etmeleri:
Peygamber'in hanımlarına övgü ve ikramda bulunmak için gelmeleri:
Peygamberin hanımı Aişe bir rivayetinde şöyle dedi:[962] "Seferlerinin birinde Rasulullah (s.a.v.) ile birlikte yola çıktık. Beyda yahut Zatül-Ceyş denilen yere vardığımızda gerdanlığım koptu. Onu aramak için Rasulullah durdu ve insanlar da onunla bereber konakladı. Konak yerinde su yoktu. Bunun üzerine insanlar Ebu Bekr'e gelerek: 'Aişe'nin yaptığını görüyor musun? Hem Rasulullah'ı (s.a.v.) hem de yanındaki insanları yollarından alıkoydu. Bunlar su başında değiller, yanlarında su da yok1 dediler. Derken Ebu Bekr yanıma geldi. Rasulullah (s.a.v.) başını dizime koymuş uyumuştu. Ebu Bekir bana: 'Sen hem Rasulullah (s.a.v.)"i hem de yanındaki insanları yollarından alıkoydun. Bunlar su başında değiller, yanlarında su da yok!' dedi. Ebu Bekr beni adamakıllı azarladı ve bir süre söylendi. Eliyle de böğrüme vurmaya başladı. Rasulullah (s.a.v.)'in dizimde bulunması kıpırdanmama mani oluyordu. Rasulullah kalktı ancak su yoktu. Bunun üzerine Allah teyemmüm âyetini indirdi ve ashab teyemmüm ettiler. Useyd b. Hudayr:
- Bu sizin ilk bereketiniz değildir Ey Ebu Bekir Ailesi! dedi.[963]
Diğer bir rivayette ise Useyd b. Hudayr Aişe'ye: "Allah sana hayır ihsan eylesin. Vallahi senin başına gelen sevmediğin hiç bir şey yoktur ki Allah ondan sana ve müslümanlara bir hayır yaratmamış olmasın" dedi.[964]
Erkeklerin, Peygamber'in hanımlarına iyiliği emretmek kaygısyüa onlara yönelmeleri:
İbni Abbas'dan bir rivayete göre şöyle dedi:
"... Ömer, bir defa ben kendi kendime bir şeyi istişare ederken zevcem bana şöyle şöyle yapsan olmaz mı deyiverdi, ben de ona; sana ne oluyor da bu işe karışıyorsun ve sen niçin buradasın? Benim yapmak isetdiğim bir şeye burnunu sokuyorsun? dedim. Kadın:
- Şaşarım sana ey Hattab oğlu! Sen kendine kafa tutulmasını istemiyorsun. Halbuki kızın Rasulullah (s.a.v.)'e kafa tutup duruyor. O derecede ki, bütün gün efkarlı kalıyor, dedi. Bunun üzerine cübbesini alarak evden çıktı ve Hafsa'nın yanına girdi, ona dedi ki:
- Ey kızcağızım! Sen Rasulullah (s.a.v.)'e kafa tutarmışsm, hatta bütün gün efkarlı kalırmış! Hafsa:
- Vallahi biz ona çok müracaatta bulunuyoruz; dedi.
- Bilirsin ki, ben seni Allah'ın azabından ve Rasulü'nün gazabından sakındırırım kızcağızım! Sakın seni o güzelliğini beğenen, Rasulullah (s.a.v.)'in kendisine olan sevgisine güvenen aldatmasın! Dedim. Burada Ai-şe'yi kastediyor. Sonra oradan çıkarak yakınlığım olduğu için, Ümmü Sele-me'nin yanma girdim ve onunla konuştum, dedi. Ümmü Seleme bana şöyle dedi:
- Şaşarım sana ey Hattab oğlu! Her şeye karışırsın. Hatta Rasulullah (s.a.v.) ile zevcelerinin arasına bile girmek istiyorsun. Ümmü Seleme'nin bu sözü bana Öyle tesir etti ki efkârımı bir parça yatıştırdı.
Müslim'in rivayetinde ise Ömer:
Aişe'nin yanına gittim ve dedim ki: Ey Ebu Bekir'in kızı Rasulullah'ı üzdüğün yetmedi mi?
Aişe de:"Benden sana ne ey İbni Hattab, sen kıymetli kızına nasihat etsene[965]
Aişe (r.a.)'dan;
Şöyle demiştir: Üzerine perde çekildikten sonra Şevde hacetini görmek için dışarı çıktı. Kendisi iri vücutlu bir kadındı. Kendisini tanıyanlara gizli kalmazdı. Onu Ömer b. Hattab gördü ve:
- Ya Şevde! Vallahi bizden gizlenemiyorsun! Nasıl dışarı çıktığına bir bak! dedi. Aişe, bunun üzerine Şevde bozularak geri döndü. Rasulullah (s.a.v.) benim evimde idi. Kendisi akşam yemeği yiyordu. Elinde bir kemik vardı, dedi. Şevde içeri girerek:
- Ya Rasulullah! Ben hacetimi görmek için dışarı çıktım da Ömer bana şöyle şöyle söyledi, dedi. Az sonra Rasulullah (s.a.v.)'e vahiy geldi. Sonra kendisinden (ağırlık) kaldırıldı. Kemik hâlâ elinde idi. Onu bırakmamıştı.
"Gerçekten hal şu ki hacetiniz için dışarı çıkmanıza izin verildi" buyurdular.[966]
Said İbni Hişam İbni Amir'den rivayete göre şöyle dedi:
"... Bunun üzerine ben, Aişe'ye gitmek üzere yola çıktım ve Hakim b. Eflah'a vararak Aişe'ye beraber gitmek üzere onu yanıma almak istedim. Hakim:
- Ben ona yaklaşmam, çünkü ben onu şu iki fırka hakkında birşey söylemekten nehyettim de o buna razı olmayarak bildiğini işledi, dedi. Ben, Hakim'e yeminle ısrar ettim. Bunun üzerine benimle geldi. Beraberce Aişe'ye gittik ve yanına girmek için izin istedik. Aişe bize izin verdi; yanına girdik Hakim'i tanıyarak:
- Sen Hakim misin ?dedi. Hakim: Evet cevabını verdi."[967]Erkeklerin Peygamber'in hanımlarını ziyaret için uğramaları:
Mesruk'dan bir rivayete göre: "Biz Aişe'nin yanına girdik. Yanında Hassan b. Sabit vardı. Ona şiir okuyor, kendisinin bazı beyitlerinden gazeller söylüyordu (şöyle dedi):
iffetlidir, akıllıdır; hiçbir şüphe ile itham olunamaz. Gafil kadınların etlerini yemeden aç sabahlar. Bunun üzerine Aişe ona:
- Lakin sen böyle değilsin! dedi. Mesruk diyor ki: 'Ben de Aişe'ye yanına girmek için ona niçin izin veriyorsun. Halbuki Allah: 'Bu cemaatan iftira işinin büyük kısmını üzerine alan için büyük azab vardır, buyuruyor, dedim.'
Aişe:
- Körlükten daha şiddetli azab ne olabilir, dedi. Arkasından da ama o
Esved (r.a.)'dan: "Aişe Mina'da iken yanma Kureyş'li bir takım gençler girdi. Gülüyorlardı. Aişe:
- Niye gülüyorsunuz? diye sordu.[968]
- Filan çadır ipine takılıp düştü. Az daha boynu yahut gözü gidiyordu, dediler. Bunun üzerine Aişe:
- Gülmeyin, Çünkü ben Rasulullah (s.a.v.)'i:
- Hiçbir müslüman yoktur ki ayağına bir diken veya ondan büyükbir şey batsın da onun sebebiyle kendisine bir derece verilmesin ve bir günahı silinmesin! buyururken işittim, dedi."[969]
Erkeklerin peygamberin hanımlarına şefaat (aracılık) için başvurmaları:
Aişe (r.a.)'dan: "Abdullah İbni Zübeyr'in bir satış veya bağış esnasında bunu kendisine Aişe'nin verdiğini söylediği Aişe'ye haber verildi. Allah'a yemin olsun ki eğer Aişe bunu bilse ya yasaklar veya onu himayesine alır. Aişe; (Abdullah İbni Zübeyr'i kastederek) o mu bu sözü söyledi dedi. Orada bulunanlar evet dediler. Bunun üzerine Aişe; Ebedi olarak İbni Zübeyr ile konuşmamayı nezir ediyorum. Arkasından küskünlükleri ve ayrılıkları uza-yınca İbni avvam Aişe ile barışmak için aracı koymayı istedi.
Fakat Aişe; Hayır Allah'a yemin olsun ki hiç kimseyi aracı olarak barışmak için kabul etmiyorum, ayrıca günahı gerektiren bir iş te yapmam. Bu durum uzun süre devam edince İbni Zübeyr Misver İbni Mahreme ve Abdurrahman İbni Esved İbni Abdi Yeğus ile bu durumu konuştu.Her ikisi de Beni Zehra'dan olan bu şahıslara; Allah aşkına siz ikiniz beni Aişe'nin yanına götürürseniz benimle alaka kesmeyi nezir etmesi helal olmaz. Bunun üzerine Misver ve Abdurrahman üzerlerine bir örtü ile elleri de görünmeye-cek şekilde Aişe'nin yanına gelip kendisinden izin istediler. Aişe'ye: Allah'ın selamı rahmeti ve bereketi üzerine olsun içeriye girebilir miyiz? dediler. Aişe de giriniz dedi. Onlar da hepimiz mi? dediler Aişe'de onların yanlarında İbni Zübeyr'in olduğunu bilmeden evet, hepiniz giriniz. Onlar irince arkalarından İbni Zübeyr de örtülü olarak girdi. Aişe onu kucaklayınca o da şiir "öyleyerek ağlamaya başladı. Bunun üzerine Misver ve Abdurrahman şiir söylemeye başladı. Ancak Aişe İbni Zübeyr ile konuşmadı, onu kabul de etmedi. Durumun böyle olduğunu gören iki elçi (Misver ve Abdurrahman) Aişe'ye şüphesiz ki Nebi (s.a.v.) senin bu yaptığın hareketi (küskünlüğü) yasakladı. 'Bir müslümamn din kardeşiyle üç günden fazla dargın kalması helal değildir1 dediler. Bundan sonra Aişe'ye sıla-i rahim af ve alaka kesme sebebiyle zor durumda da kalmaması konusunda fazla üsteleyince Aişe de o ikisine sıla-i rahim konusunda konuşmaya ve bu arada ağlamaya başadı. Arkasından, 'muhakkak ki ben nezr yaptım. Nezir işi ise zor bir iştir. Az geçmeden Aişe İbni Zübeyr ile konuştu. Nezrini de kırk köle azad ederek yerine getirdi.' Daha sonra bu nezri hatırlıyordu gözyaşları başörtüsünü ıslatıncaya kadar ağlıyordu."[970]
Erkeklerin kadınların yanına hasta ziyaretine gelmeleri:
Ebi Melike'den:
İbni Abbas vefatından önce ölüm hastalığı sebebiyle meşfıl iken Aişe'nin yanma girmek için izin istedi. Ben onun beni geri çevirmesinden korkuyorum dedi. Aişe'ye; Rasululah (s.a.v.)'in amcasının oğlu ve müslü-manların meşhur simalarından birisi denildi. Aişe onlara: Onun girmesine izin veriniz dedi. İbni Abbas: Kendisini nasıl hissediyorsun dedi. Aişe de: Eğer kendimi koruyacak olursam iyi olacağım, dedi
İbni Abbas; Ey Rasulullah (s.a.v.)'in hanımı, inşaallah sen iyisin. Rasulullah senden başka bir bakire ile evlenmedi ve (ifk hadisesini kastederek) senin masumiyetin gökyüzü tarafından da doğrulandı... dedi.
Diğer bir rivayette ise[971]
"Ey mü'minlerin annesi, sen Rasulullah (s.a.v.) ile Ebu Bekir'in senden önce varıp cennette hazırladıkları güzel bir makama gideceksin, ne mutlu.[972]
6. Peygamberin Hanımlarının Riıüslümanlara Rasulullah'ın Saadetini Öğretmesi:
Enes bin Malik (r.a.)'den şöyle dediği rivayet olunmuştur:
"Bir kere üç kişi Nebi (s.a.v.)'in gizli ibadetini sormak ve öğrenmek üzere Peygamber"in kadınlarının evlerine gelmişlerdi. Bunlara Peygam-ber"in ibadeti (nin kemiyet ve keyfiyeti) haber verilince güya azımsıyarak (bir ağızdan): 'Biz nerede, Rasulullah nerede? Allah onun işlenmesi muhtemel kılınan bütün günahlannı mağfiret etmiştir1 dediler. (Sonra ona şöyle ahdettiler) içlerinden birisi: 'Ben geceleri daima namaz kılacağım, dedi. Öbürüsü de: Ben her zaman (her gün) oruç tutacağım' dedi. (Üçüncü) birisi: 'Ben de kadınlardan ayrı yaşayacağım, hiç evlenmeyeceğim1 dedi. Onlar bu söz üzerine iken Rasulullah (s.a.v.) bunların yanlarına gelerek:
- Siz şöyle şöyle söyleyen kimselersiniz, değil mi? Fakat şunu iyi biliniz ve iyi düşününüz ki ben sizin Allah'tan en çok korkanınız ve korunanınızım. Bununla beraber, bazen oruç tutarım, bazı günlerde tutmam. Gecenin bir kısmında namaz kılarım, bir kısmında da uyurum. Kadınlarla da evlenirim. (İşte benim sünnetim budur) her kim benim yaptıklarım hoşuna gitmez de ondan yüz çevirirse, benden değildir, buyurdu."[973]
Hafız İbni Hacer bu hadis konusunda:
"... Büyük şahsiyetlerin hareketleri taklid edilmek için takip edilir. Eğer bu hareketleri erkeklerden öğrenmek mümkün olmazsa bunun kadınlar tarafından açıklanması caiz olur, dedi."[974]
Alkame (r.a.)'den bir rivayete göre şöyle dedi: "Mü'minlerin annesi Aişe'ye sordum; dedim ki: 'Ey müminlerin annesi Rasulullah (s.a.v.)'in ibadet işi nasıldı? Günlerden birine tahsis ettiği bir şey olur muydu?' Aişe, şu cevabı verdi: 'Hayır! Onun ameli devamlıydı. Rasulullah (s.a.v.)'in kadir olduğu şeye sizin hanginiz takat getirebilir ki?"[975]
Şureyh b. Hani'nin Ebu Hureyre'den naklen haber verdiğine göre (şöyle demiş): "Rasulullah (s.a.v.): 'Her kim Allah'a kavuşmayı dilerse, Allah da ona kavuşmayı ister. Ve her kim Allah'a kavuşmayı hoş görmezse, Allah'da ona kavuşmayı hoş görmez' buyurdu. Bunun üzerine ben Aişe'ye elerek:
-Ey Mü'minlerin annesi! Ben Ebu Hureyre'yi Rasulullah (s.a.v.)'den bir hadis rivayet ederken dinledim. Eğer (mesele) öyleyse biz helak olduk mektir, dedim. Aişe:
- Helak olan Rasulullah (s.a.v.)'in sözüyle helak olmuştur. Ne o? dedi.
Rasulullah (s.a.v.):
- Her kim Allah'a kavuşmayı dilerse, Allah da ona kavuşmayı diler; ve her kim Allah'a kavuşmayı hoş görmezse, Allah da ona kavuşmayı hoş görmez' buyurmuş. Halbuki bizde ölümden hoşlanan hiçbir kimse yoktur, dedim. Aişe:
- Bunu Rasulullah (s.a.v.) söyledi. Ama o senin anladığın manada değildir. Lakin göz yukarıya dikildiği, göğüs hızlı nefes alıp vermeğe başladığı, tüyler dikenlendiği ve parmaklar yumulduğu zaman o anda her kim Allah'a kavuşmayı dilerse AUah'da ona kavuşmayı diler; ve her kim Allah'a kavuşmayı hoş görmezse; Allah da ona kavuşmayı diler; ve her kim Allah'a kavuşmayı hoş görmezse; Allah da ona kavuşmayı hoş görmez manasınadır, dedi."[976]
Ubeydullah b. Kıptiyye bir rivayetinde şöyle dedi: "Ben de beraberlerinde olduğum halde Haris b. Ebu Rebia ile Abdullah b. Safvan Ümmü'l-Mü'minin Ümmü Seleme'nin yanına girdiler de ona batırılacak olan orduyu sordular. Bu mesele İbnü Zübeyr'in hilafeti günlerindeydi. Ümmü Seleme şöyle söyledi: Rasulullah (s.a.v.):
- Kabe'ye biri sığınacak ve kendisine bir ordu gönderilecek. Bunlar yerin bir çölünde iken yere batırılacakardır' buyurdu. Ben:
- Ya Rasulullah! O halde zorla götürülenin hali ne olacak? dedim.
- Onlarla berebar o da batırılacak. Lakin o kıyamet gününde niyetine göre diriltileceklerdir." buyurdular.
Ebu Cafer: "Bu çöl, Medine'nin çölüdür" demiş.[977]
Ümeyye b. Safvan'ın bir rivayetine göre;
O dedesi Abdullah b. Safvan, şöyle derken işitmiş. Bana Hafsa haber verdi ki: Kendisi Peygamber (s.a.v.)'i: "Bu beyte bir ordu gaza etmek için mutlaka kastedecektir. Fakatyerin bir çölüne vardıkları zaman ortada ulunanları batırılacak öndekileri arkadakilerine haykıracaklar, sonra onlar batırılacaklar. Ve onların haberini anlatan kovulmuş adamdan başka kimse kalmayacaktır" buyururken işitmiş: Bunun üzerine bir adam:
- Sana şahid olurum ki, Hafsa adına yalan söylemedin. Hafsa da Peygamber (s.a.v.)'in üzerinden yalan söylememiştir, dedi.
Sümame (Yani İbn-i Hazen el-Kuşeyri) rivayet etti (dedi ki): Aişeye rastladım da kendisine nebizin hükmünü sordum. Aişe hemen Habeşli bir cariye çağırdı.
- Buna sor! Çünkü Rasulullah (s.a.v.)'e nebizi o yapıyordu, dedi. Bunun üzerine Habeş'li cariye:
- Ben ona geceden bir tulum içinde nebiz yapar ve ağzını bağlayıp, asardım. Sabahladığı vakit ondan içerdi, dedi.[978]
Hemen ona git de sor: Sonra gel de sana verdiği cevabı bana haber ver! demiş (Sad diyor ki):
- Bunun üzerine ben, Aişe'ye gitmek üzere yola çıktım ve Hakim b. Eflah'a vararak Aişe'ye beraber gitmek üzere, onu yanıma almak isterdim. Hakim:
- Ben ona yaklaşmam. Çünkü ben onu şu iki fırka hakkında birşey söylemekten nehyettim de o buna razı olmayarak bildiğini işledi... dedi. Ben Hakim'e, yeminle ısrar ettim. Bunun üzerine (benimle) geldi. Beraberce Aişe'ye gittik. Ve yanına girmek için izin istedik. Aişe, bize izin verdi; yanına girdik. Hakim'i (görünce) onu tanıyarak:
- Sen, Hakim misin? dedi. Hakim:
- Evet cevabını verdi. Aişe:
- Yanındaki kimdir? dedi. Hakim:
- Sa'd b. Hişam'dır, cevabını verdi. Aişe:
- Hangi Hişam? dedi. Hakim:
- Amir'in oğlu! dedi. Bunun üzerine Aişe, ona rahmet okudu ve:
- Hayırdır inşaallah! dedi. (Ravi Katade: 'Hişam Uhud harbinde
vurulmuştu' demiştir) Sad diyor ki:
- Ey mü'minlerin annesi! Bana Rasulullah (s.a.v.)'in ahlâkını anlat! edim. Aişe:
- Sen Kur'an okuyorsun deği mi? dedi.
- Evet okuyorum, dedim.
- İşte Nebiyullah (s.a.v.)'in ahlâkı Kur'an idi, dedi. Bunun üzerine ben kalkmaya davrandım. Ve (bundan sonra) ölünceye kadar kimseye birşey sormamaya niyet ettim. Sonra aklıma geldi de:
- Bana, Rasulullah (s.a.v.)'in gece namazını anlat! dedim; Aişe:
- Sen Müzemmil sûresini okuyorsun değil mi? dedi.
- Evet okurum! cevabını verdim; Aişe:
- İşte Allah Azze ve Celle bu surenin başında gece namazını farz kıldı. Bunun üzerine Nebiyullah (s.a.v.) ile ashabı bir sene gece namazına kalktılar. Allah bu surenin sonunu on iki ay semada tuttu. Nihayet bu surenin sonunda tahfifi indirdi ve artık gece namazı farzdan iken nafile oldu. dedi. Ben:
- Ey mü'minlerin annesi! Bana, Rasulullah (s.a.v.)'in vitrinden haber ver, dedim. Aişe:
- Biz onun misvakini ve abdest suyunu hazırlardık. Allah da onu geceleyin ne zaman uyandırmak dilerse uyandırırdı. Bunu müteakib misvak kullanır; abdest alır ve dokuz rek'at namaz kılardı. Bu rekatların yalnızca sekizincisinde oturur, Allah'ı zikreder, ona hamd eyler ve duada bulunurdu. Sonra selam vermeden ayağa kalkar dokuzuncu rekatı da kılardı. Sonra oturarak Allah'ı zikreder, ona hamdeyler ve duaederdi. Sonra bize işittirecek derecede selam verirdi. Selam verdikten sonra oturduğu yerden iki rekat namaz kılardı. İşte yavrum bu namaz onbir rekattır. Nebiyullah (s.a.v.) yaşlanıp et tutunca vitri yedi kılmaya başladı. Bu iki rekatı yine eskiden kıldığı gibi kıldı. Böylece bu da dokuz rekat oldu. Yavrucuğum! Nebiyullah (s.a.v.) bir namazı kıldı mı artık ona devam etmeyi severdi. Şayet kendisine uyku veya bir sızı galebe çalar da gece namazını kılamazsa (onun yerine) gündüzün on iki rekat namaz kılardı. Nebiyullah (s.a.v.)'in bütün Kur'an'ı bir gecede okuduğunu bütün bir gece sabaha kadar namaz kıldığını ve Ramazandan aşka tam bir ay oruç tuttuğunu bilmiyorum, dedi. Bunun üzerine İbni Abbas'a giderek Aişe'nin söylediklerini ona anlattım. İbni Abbas:
- Aişe doğru söylemiş! Onun yanına girip çıkar olsam mutlaka onun yanına gider, bunları onun ağzından dinlerdim, dedi. Ben:
- Senin onun yanına girmediğini bileydim, onun hadisini sana söylemezdim, dedi.[979]
Kureyb'in rivayetine göre:
Abdullah İbni Abbas ile Abdurrahman b. Ezher ve Misver b. Mahrame kendisini Peygamber (s.a.v.)'in zevcesi Aişe'ye göndererek şöyle demişler:
- Aişe'ye bizim hepimizden selam söyle ve ikindiden sonra iki rekat namazın ne olduğunu ona sor. Dedi ki:
- Biz senin bu iki rekatı kıldığını haber aldık. Halbuki Nebi (s.a.v.)'in bunu nehiy buyurduğunu duymuştuk. İbni Abbas: "Ben, Ömer bin Hattab ile birlikte bu namazdan dolayı insanları döverdim" demiş.
Kureyb demiş ki: "Bunun üzerine ben Aişe'nin yanına girdim. Benimle gönderdikleri haberi kendisine tebliğ ettim." Aişe:
-Ümmü Seleme'ye sor! dedi. Ben hemen beni gönderen zevatın yanlarına çıkarak Aişe'nin söylediklerini onlara haber verdim. Onlar, beni Ümmü Seleme'ye de, Aişe'ye gönderdikleri aynı suali sormaya gönderdiler. Ümmü Seleme (r.a.):
- Ben Rasulullah (s.a.v.)'i o iki rekatı kılmaktan nehyederken işittim, ama sonra kendisini bunları kılarken gördüm. Onları kıldığında, vakit, ikindi idi. Sonra benim yanıma girdi, yanımda Ensar'ın Beni Haram kabilesinden bazı kadınlar vardı. Ben kendisine cariyeyi göndererek:
- Rasulullah (s.a.v.)'in yanıbaşına dur da ona de ki: Ümmü Seleme, Ya Rasuluallah ben, senin bu iki rekatı kılmaktan nehiy buyurduğunu işitiyorum. Halbuki şimdi onları kendinin kıldığını görüyorum! diyor. Şayet eliyle işaret ederse geri çekil! Kız dediğimi yaptı. Rasulullah (s.a.v.) eliyle işaret etti. O da geri çekildi. Namazdan çıkınca: "Ey Ebu Umeyye'nin kızı! İkindiden sonra kıldığım iki rekatı sormuşsun. (Sebebi şudur ki) Bana Abdulkays (kabilesin)den bir takım kimseler geldiler de, öğle namazından onra kılmakta olduğum iki rekat nafileden beni alıkoydular. İşte bu iki rekat, o rekatdır" buyurdular.[980]
Ebu Seleme bir rivayetinde: "İbni Abbas'ın, yanına Ebu Hureyre ile beraber otururlarken bir adam geldi, ona: 'Bana kocasının ölümünden kırk gün sonra doğuran kadın hakkında fetva verin' dedi. İbni Abbas: 'Bu kadının iddeti iki müddetin uzun olanıdır' dedi. Bunun üzerine Ebu Seleme ben de: Hamilelerin iddeti de, doğurmalarıdır' dedim. Arkasından Ebu Hureyre Ebu Seleme'yi kastederek: 'Ben kadeşimin oğlu ile bareberim' dedi. Hemen İbni Abbas azadlısı Kubeys'i Ümmü Seleme'ye meseleyi sormak için gönderdi. Ümmü Seleme: 'Sübey'atü'l-Eslemiyye'nin kocası o hamile iken öldürüldü. Onun ölümünden kırk gece sonra doğum yaptı. Hemen nişanlandı ve Ebu Senabil ile nikâhlarını Rasulullah kıydı."[981]
Nebi (s.a.v.)'nin hanımlarının çevrelerindeki toplumla olan beraberliklerini sürdürdüklerine dair iki sahih hadis kitabı olarak kabul edilen Buhari ve Müslim'in dışından vereceğimiz ve bu konudaki en kuvvetli delil olan hadisi sunarak bitiriyoruz. Bu aynı zamanda müslüman kadının sosyal, hayata katılımına ve erkeklerle beraber olmasına da delil olarak kabul edilir.
Aişe binti Talha'dan bir rivayete göre şöyle dedi: "Ben Aişe'nin himayesi altında iken her beldeden insanlar onun yanına gelirken şöyle dedim. Özellikle yaşlılar benim onun yanındaki konumumdan dolayı bana geliyorlar. Gençler ise beni kardeş kabul ediyorlar ve bana hediye veriyorlardı. Aynı zamanda çeşitli beldelerden bana mektup yazıyorlar. Ben de Aişe'ye şöyle diyorum: "Ey teyze, bu falancanın mektubu ve hediyesidir1. Bunun üzerine Aişe bana: 'Ey kızım, o mektuplara cevap ver ve hediyesinin karşılığını gönder. Eğer sen gönderecek bir şey bulamazsan ben sana vereyim, dedi. O da sen bana ver, dedi."[982]
Not: Yukarıdaki bu deliller -özellikle Peygamber (s.a.v.)'in hanımla-nylaulgili olanları- hayatın çeşitli kademelerinde erkeklerle mü'min kadınlarının genelinin buluşmasına ait deliller arasında bazıları tekrar zikredilecektir.Bizi bu tekrarı yapmaya iten şey Peygamber'in hanımlarının (r.a.) diğer bazı Özel durumların dışında müslüman hanımlarla aynı hükümlere tabi olmalarıdır. Her ne kadar hicab konusunda özel bir durumları olmasa da, çevrelerindeki hayattan kopuk olarak yaşamaları farz kılınmamıştı. Onun i-çin, bütün hanımların genelinin toplumla ve insanlarla olan ilişkilerini sürdürdükleri gibi onlar da perde arkasındanda olsa onların hayatına katılmışlardır. [983]
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
[817]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 1/327.
[818] Buhari: 13/33, Müslim: 8/38.
[819] Buhari: 11/28.
[820] Buharı: 5/104, Müslim3/152
[821] Buhari: 11/13, Müslim:4/128
[822] Mahmiye, Humus tahsildarı olan bir adamın adı.
[823] Müslim: 3/119
[824] Müslim: 4/195
[825] Sahihu'l-Camiî's Sağir: Hadis No: 1350
[826] Fethu'1-Bâri: 15/127
[827] Müslim: 4/130
[828] Buhari: 4/121, Müslim: 4/101
[829] Fethu'1-Bâri: 4/439
[830] Buhari: 3/116
[831] Buhari: 3/115
[832] Müslim: 4/64
[833] Mebsût: 5/208
[834] Mebsût: 5/213
[835]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 1/327-331.
[836] Buhari: 9/26, Müslim: 7/172
[837] Buhari: 8/444, Müslim: 7/163
[838] et-Tâc ve'l İklîl HMuhtasari Halil: 1/499
[839] Fethu'1-Bâri: 13/24521- et-Temhîd: 6/364-365
[840] et-Temhid: 6/364-365
[841] İhkamu'l-Ahkami Şerhi Umdeti'l-Ahkam: 2/209
[842] Pethu'1-Bâri: 13/244
[843] Buhari: 13/246, Müslim: 7/3
[844] Müslim: 6/182
[845] Buhari: 14/305, Müslim: 8/52
[846] Buharı: 13/245, Müslim: 4/101
[847] Fethu'l Bari: 13/245
[848] Buhari: 2/95
[849] Buhari: 3/95, Müslim: 3/22
[850] Fethu'1-Bâri: 2/96
[851] Müslim: 8/102
[852] Buhari: 14/305, Müslim: 8/52
[853] Sahihu'l-Camii's Sağir: Hadis No: 4921
[854] Buharİ: 10/261, Müslim: 6/29
[855] Silsiletü'l-Ehâdisi's Sahiha: 2/529
[856] Buhari: 13/312, Müslim: 7/82
[857] Buhari: 6/350, Müslim: 6/49
[858] Buhari: 4/161, Müslim: 4/44
[859] Fethul-Bâri: 4/161
[860] Buhari: 13/102
[861] Fethu'1-bâri: 13/102
[862] Buhari: 6/420
[863] Mecme-u'z-Zevâid: 5/95
[864] Mecme-u'z-Zevâid: 5/26
[865] Mecme-u'z-Zevâid: 8/266
[866] Buhari: 2/467
[867] Sahihu'I-Camiis-Sağir: Hadis No: 5134
[868] Silsiletül-Ehadisi's-Sahiha: Hadis No: 856
[869] Mebsût: 4/34
[870] Buhari: 11/246
[871] Pethu'1-Bâri: 4/448
[872] Buhari: ll/246k, Müslim: 7/174
[873] Pethu'1-Bâri: 11/246-247
[874] Müslim: 7/8
[875] Şerhi'n-Nuvâ alâ Sahihi Müslim: 14/153-155
[876] Şerhul-Muhezzeb: 4/17
[877] Buhari: 11/206, Müslim: 3/91
[878] Pethu'l-Bâri: 11/207
[879] Silsiletü'l-Ehadisi's-Sahiha: Hadis No: 652
[880] Müslim: 7/8
[881] Buhari: 9/235
[882] Buhari: 10/264
[883] Fethu'1-Bâri: 10/264
[884] Sahihu'l-Camii's-Sağir: Hadis No: 3372
[885] Mecme-u'z-Zevâid, 9/401
[886]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 1/331-343.
[887] Müslim: 8/155
[888] Buhari: 1/439, Müslim: 3/20
[889] Müslim: 4/196
[890] Müslim: 2/33-34
[891] Sahihu Süneni Ebi Davud: Hadis No: 351
[892] Müslim: 8/155.
[893] Sahihu'I-Camii's-Sağir, Hadis no: 4358.
[894]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 1/343-346.
[895]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 1/349.
[896]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 1/349.
[897] Buharı: 7/201, Müslim: 7/98.
[898] Buhari: 7/208
[899] Buhari:7/117, 112.
[900] Fethul-Bâri: 13/271.
Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 1/349-353.
[901]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 1/353-354.
[902]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 1/354-355.
[903] Buhari: 155/58, Müslim: 5/133.
Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 1/355-356.
[904]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 1/356.
[905] Buhari: 7/287k, Müslim: 8/4.
[906] Müslim: 8/229.
[907] Buhari: 7/291, Müslim: 8/5
[908] Buhari: 2/100.
[909] Fethu'l -Bari
[910]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 1/356-359.
[911] Buhari, 16/5 ; Müslim, 1/97
[912] Buhari, 8/224; Müslim, 4/141
[913] Buhari, 10/148; Müslim, 4/149
[914] Fethu'1-Bari, 10/147
[915] Buhari, 13/271; Müslim, 7/139
[916] Fethu'1-Bari, 13/271
[917] Müslim, 7/117
[918] Buhari, 7/442; Müslim, 7/144
[919] Buhari, 3/36; Müslim, 3/3
[920] Buhari, 13/279; Müslim, 7/4
[921] Buhari, 8/264
[922] Müslim, 1/187
[923] Müslim, 6/116
[924] Buharı, 1/259; Müslim, 7/7
Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 1/363-368.
[925] Buhari, 6/418; Müslim, 5/197
[926] Buhari, 8/365
[927] Buhari, 8/416
[928] Elbani, 67 nolu hadîste ricalin sika olduğunu belirtmiştir (6/136).
[929] Hicabın peygamber hanımlarına has oluşu konusunda bkz. 4. kısmın 2. bölümü
[930] Müslim, 3/137
[931] Buhari, 9/108 ; Müslim, 7/169
[932] Buhari, 3/410; Müslim, 3/45
[933] Buhari, 16/374; Müslim, 6/67
[934] Buhari, 6/31; Müslim, 5/29
[935] Buhari, 6/236; Müslim. 5/30
[936] Buhari, 14/144
[937] Müslim, 8/24
[938] Buhari, 13/81; Müslim, 8/21
[939] Buhari, 15/144; Müslim, 3/140
[940] Buhari, 14/149; Müslim 8/209
[941] Müslim 6/126
[942] Buhari, 11/237
[943] Buhari, 7/152; Müslim 7/115 * Yemen'de bir şehir.
[944] Buhari 8/436;MüsHm 8/112
[945] Buhari 11/222: Müslim 7/138
[946] Buhari, 6/274
[947] Buhari, 1/448; Müslim 1/192
[948] Buhari, 11/250
[949] Buhari, 3/95 ; Müslim, 3/22
[950] Müslim, 7/67
[951] Buhari, 4/28; Müslim, 7/144
[952] Müslim, 7/136
[953] Fethu'1-Bari, 4/29
[954] Buharı, 6/274
[955] Buhari, 9/412; Müslim, 8/106
[956] Müslim, 6/7
[957] Müslim, 6/5
[958] Müslim, 3/62
[959] Bu hadisle ilgili açıklamalarımız için 8. bölüme bakınız.
[960] Buharı, 16/167
[961] Fethu'l-Bari 8/108
Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 1/368-385.
[962] Buhari, 11/250; Müslim, 3/22
[963] Buhari, 1/456; Müslim, 1/192
[964] Buhari, 1/451. Müslim, 1/191-192
[965] Buharı, 1/283. Müslim, 4/188
[966] Buhari, 10/150; Müslim, 7/7
[967] Müslim, 2/169
[968] Buhari, 8/444; Müslim 7/163
[969] Müslim 8/14
[970] Buhari, 13/104
[971] Buhari, 8/108
[972] Buhari, 10/100
Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 1/385-389.
[973] Buhari, 11/4; Müslim , 4/129
[974] Fethul-Bari, 11/5
[975] Müslim, 2/189
[976] Müslim, 8/66
[977] Müslim, 8/167
[978] Müslim, 6/102
[979] Müslim, 2/169-170
[980] Buhari, 3/347;Mtislim, 2/210
[981] Buhari, 10/279; Müslim, 4/201
[982] Buhari'nin Ebu Musa'dan sahih bir senetle rivayet ettiği bu hadis Elbani'nin Silsile'sinde 178 numarada kayıtlıdır
[983]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 1/389-396.

