İTİKÂF Tanımı Ve Rükünleri

Mesajgönderen Şatibi » Pzt Ağu 09, 2010 1:53 pm


Tanımı Ve Rükünleri



İtikâf, kendine özgü şekliyle ibâdet için mescidde beklemektir. Bundan da anlaşılıyor ki, niyet ittifak için bir rükün değildir. Öyle olsaydı tanımda anılması gerekirdi. Niyet, rükün olmayıp şarttır diyen Hanefîlerle Hanbelîler de bu görüştedirler. Mâlikîlerle Şâfiîler, onlara muhalefet ederek itikâf için niyetin şart değil de rükün olduğunu söylemişlerdir. Durum gayet basit bir şekilde anlaşılır haldedir. Niyet, ister rükün olsun, ister şart olsun, her iki gruba göre de itikâf için gereklidir. Rükün olduğunu savunanlar, tanımdaki “şekliyle... ibadet” kelimeleri arasına ‘niyet ederek’ kaydını koyarlar. Şart olduğunu savunanlarsa bu kaydı tanıma eklemezler.

İtikâf’ın rükünleri üç tanedir:

1. Mescidde beklemek.

2. Mescid

3. İtikâf eden kişi.

Mâlikîlerle Şâfiîlere göre dördüncü bir rükün “Niyet”, Hanefî ve Hanbelîlere göre şarttır.205



İtikâfın Kısımları Ve Müddeti



İtikâf, vâcib ve sünnet olmak üzere iki kısma ayrılır. Vâcib olan itikâf, adak edilendir. Bir kişi, itikâfa girmeyi adarsa itikâfa girmek kendisine vâcib olur. Bunun dışındaki itikâf ise sünnettir. İtikâfın bazı zamanlarda müekked sünnet olacağı hususunda mezheblerin detaylı görüşleri aşağıya alınmıştır*245’.



Hanbeliler dediler ki: İtikâf, Ramazan ayında sünnet, Ramazanın son on gününde de müekked sünnet olur.

Şafiiler dediler ki: Ramazanda ve diğer zamanlarda itikâf, sünnet; Ramazanın son on gününde de müekked sünnet olur.

Hanefiler dediler ki: İtikâf, Ramazanın son on gününde müekked bir kifâye sünnettir. Diğer zamanlarda müstehabtır. Böyle olunca da bunlara göre itikâf üç kısma ayrılmış olmaktadır.

Malikiler dediler ki: Meşhur görüşe göre itikâf, Ramazanda ve diğer aylarda müstehabtır. Ramazanda mutlak olarak müekked sünnet olur. Ramazanın son on gününde ise daha da kuvvetli bir sünnet olur. Bunlara göre itikâf, iki kısma ayrılır:

1. Vâcib itikâf: Bu adak edilen itikâftır.

2. Müstehab itikâf: Bu da diğer itikâflardır.



İtikâfın en az müddeti zaman lâhzasiyla bir lâhzadır. Bunda hiçbir sınırlama yoktur. Mâlikîlerle Şâfiîler bu görüşe muhalefet etmişlerdir.



Malikiler: Kuvvetli görüşe göre itikâfın en az müddetinin bir gün bir gece olduğunu söylemişlerdir.

Şafiiler: İtikâfın en azından, “sübhânallah” diyebilecek kadar bir müddetten fazla sürmesi gerektiğini söylemişlerdir.206



İtikâfın Şartları



İtikâf için gerekli olan şartları şu şekilde sıralayabiliriz:

1. İslâmiyet. Kâfirin itikâfa girmesi sahîh olmaz.

2. Mümeyyizlik. Mümeyyiz olmayan çocukla deli ve benzerlerinin itikâfa girmeleri sahîh olmaz. Mümeyyiz çocuğun itikâfa girmesi ise sahîh olur.

3. İtikâf mescidde yapılmalıdır: Evde ve benzeri yerlerde itikâfa girmek sahîh değildir. Ayrıca her mescidde de itikâfa girmek sahîh olmaz. İtikâfa girilecek mescidde aranılan şartlar, aşağıda her mezhebe göre detaylı bir şekilde anlatılmıştır.



Malikiler dediler ki: İtikâfa girilen mescidin halka açık olması ve içinde Cuma namazı kılman bir mescid olması şarttır. İtikâfa giren kadın bile olsa, ev içindeki mescidde itikâfa girilmez. Kabe’de veya bir velînin makamında da itikâfa girilemez.

Hanefiler dediler ki: İtikâfa girilecek mescidin, cemaat mescidi olması şarttır. Cemaat mescidi: İçinde beş vakit namaz kılınsın kılınmasın, imamı ve müezzini bulunan mesciddir.

Bu söylediklerimiz, itikafa giren kişinin erkek olması durumunda söz konusudur. İtikâfa girecek olan kişi kadın ise, evin içinde namaz kılmak için hazırlamış olduğu mescidde itikâfa girer. Anılan cemaat mescidinde itikâfa girmesi tenzîhen mekruhtur. Kadının mûtad olarak namaz kıldığı kendi yeri dışında başka bir yerde itikâfa girmesi sahîh olmaz. Bu yer kadın için, ister evinin içinde bir mescid olarak hazırlanmış olsun; isterse kadının namaz kılması için hazırlanmış olsun farketmeyip aynı hükme tâbidir.

Şafiiler dediler ki: İtikâfa girecek kişi, mescidin sırf mescid olarak vakfedildiğini, yani bu mescidin hisseli olmadığını zannederse bu mescidde kadın veya erkeklerin itikâfa girmeleri sahîh olur. Böyle bir mescid, cami olmasa, ya da halka açık olmasa da itikâfa elverişli olur.

Hanbeliler dediler ki: Kadının da, erkeğin de her mescidde itikâfa girmeleri sahihtir. Ancak, kendisine cemaatin vâcib olacağı bir farzın araya girmesi hâlinde itikâfa girmeye niyet edilmesi durumunda cemaatin itikâfa girenlerden teşekkül etmesiyle de olsa cemaatle namaz kılınan bir mescidde itikâfın yapılması gerekir.



4. Niyet. İtikâfın sahîh olması için niyet şarttır. Bilindiği gibi bu, Hanefîlerle Hanbelîlere göre şarttır. Mâlikîlerle Şâfiîler bu görüşe muhalefet etmişlerdir.



Şafii ve Malikiler dediler ki: Niyet, önce de geçtiği gibi rükündür; şart değildir. Şâfiîlere göre niyetin, itikâfa giren kişi tarafından hükmen de olsa mescid içinde dururken yapılması şart değildir. Mescidde dolaşırken de niyet etmek, bu kapsama girer. Mûtemed görüşe göre, mescid içinden geçerken bile itikâfa niyet etmek yeterli olur.



5. İtikâfın sahîh olması için cünüblükten, hayız ve nifas halinden temiz bulunmalıdır: Bu şart, Şâfiîlerle Hanbelîlere göredir. Mâlikîlerle Hanefîler buna muhaliftirler.



Hanefiler dediler ki: İtikâfın sahîh olması için değil de helâl olması için cünüblükten temiz bulunmak şarttır. Cünüb kişi itikâfa girerse haram olmakla beraber itikâfı sahîh olur. Hayız ve nifastan temiz olmaya gelince, bu vâcib, yani adak olan itikâf için sıhhat şartıdır. Bu nitelikteki bir itikâfa giren hayızlı veya nifaslı kadınların itikatları sahîh olmaz.

Çünkü vâcib itikâf için oruç tutmak şarttır. Bu durumdaki kadınların oruçları sahîh olmayacağına göre, itikâfları da sahîh olmaz. Sünnet olan itikâfa gelince, hayız ve nifastan temiz bulunmak, bunun sahîh olması için şart değildir. Çünkü sünnet olan itikâf İçin oruç tutmak şart değildir.

Malikiler dediler ki: Cünüblükten temiz bulunmak, itikâfın sıhhat şartı değildir. Yalnızca mescidde durabilmenin helâl olması için şarttır. İtikâf esnasında kişide itikâfı bozmayacak -ihtilâm gibi- bir sebepten ötürü cünüblük vukûbulur; mescidde de su bulunmazsa, gusletmek için mescidin dışına çıkması vâcib olur. Gusülden sonra da mescide geri dönmesi gerekir. Gusülden sonra mescide dönmekte gecikirse itikâfı batıl olur. Ama gecikmesi, tırnağını kesmek, bıyığını kırkmak gibi zarurî bir ihtiyaçtan ötürü olmuşsa, itikâfı batıl olmaz. Hayız ve nifastan temiz olmaya gelince, bu, adak olsun olmasın itikâfın sıhhat şartlarından biridir. Çünkü itikâfın sıhhat şartlarından biri de itikâf esnasında oruçlu bulunmaktır. Hayız ve nifas hâli de oruç tutmaya engeldir... İtikâftaki bir kadında hayız veya nifas kanaması başlarsa mescidden çıkması vâcib olur. Kanamaların kesilmesinden hemen sonra da, daha önce mescide girerken adak ettiği veya niyetten hemen sonra da, daha önce mescide girerken adadığı veya niyet ettiği itikâfı tamamlamak için mescide geri döner. Adadığı itikâfın geri kalan günleri için itikâfa girer. Özrün meydana geldiği günlerin sayısınca da itikâfa girer. Sünnet bir itikâftaysa, itikâfın geri kalan günleri için itikâfa girer. Özrün meydana geldiği günlerin sayısınca da itikâfa girer. Sünnet bir itikâftaysa, itikâfın geri kalan günleri için itikâfa girer. Özrün meydana geldiği günler sayısınca ayrıca itikâfa girmez.



Mâlikîler ile Hanefîler, itikâfın şartlarına bir şart daha eklemişlerdir ki bu şart, bazı kayıtlarla her iki mezhebe göre aşağıda belirtilmiştir.



Malikiler: Adak olsun, nafile olsun, itikâfta oruçlu bulunmanın şart olduğunu söylemişlerdir.

Hanefiler: Vâcib olan itikâfta oruçlu bulunmanın şart olduğunu; nafile itikâfta ise oruçlu bulunmanın şart olmadığını söylemişlerdir.



Kocasının kendisiyle oynaşma ve sevişme ihtiyâcında olduğunu bilse veya zannetse de, bilmese veya zannetmese de, kadının kocasından izin almaksızın itikâfa girmesi sahîh olmaz. Kadının gireceği itikâf adak bir itikâf olsa bile izinsiz olarak girmesi caiz olmaz. Şâfiîlerle Mâlikîler bu görüşe muhaliftirler.



Şafiiler dediler ki: Kocasından izin almadan itikâfa giren kadının itikâfı, günahkâr olmakla birlikte sahîh olur. Gösterişli bir vücûda sâhib olan kadının, kocası izin verse bile itikâfa girmesi mekruh olur.

Malikiler dediler ki: Kocasının cinsel ilişki için kendisine muhtaç olacağını bilen, ya da zanneden kadının, izinsiz olarak itikâf adaması veya nafile olarak itikâfa girmesi caiz olmaz. Girerse sahîh olur; ama kocası, başka yollarla değil de sadece cinsel ilişki kurarak itîkâfını bozabilir. Bozduğu takdirde, bu itikâf nafile olsa bile, kaza edilmesi vâcib olur. Çünkü kadın, kocasından izin almamakla haddi aşmış olmaktadır. Bu itikâfın kazasını da kocasından izin almadan acilen yapamaz.207



İtikâfı Bozan Şeyler



İtikâfı bozan şeyleri şöylece sıralayabiliriz:

1- Kasıtlı olarak cinsel ilişkide bulunmak: Bu ilişki gece de olsa, gündüz de olsa, menî aksa da akmasa da, mezheblerin ittifakına göre itikâfı bozar. Unutarak cinsel ilişkide bulunmak, üç mezhebe göre itikâfı bozar. Ancak Şâfiîlere göre bu, itikâfı bozmaz. Şehvetle öpme, sarılma ve benzeri cinsel ilişki öncesi hareketler dolayısıyla menî akmazsa üç mezhebe göre itikâf bozulmaz. Mâlikîler bu hükme muhalefet etmişlerdir.



Malikiler dediler ki: Öpen kişi lezzet almayı kasdetmemiş olsa, öpmekten dolayı lezzet bulmasa ve bu sebeple menîsi akmasa da, dudaktan öpünce tıpkı cinsel ilişkide bulunmuş gibi sayılır ve itikâfı bozulur. Dokunma, elleme veya sarılma lezzet kasdıyla yapılır ve bundan lezzet alınırsa itikâf bozulur. Aksi takdirde bozulmaz.



Yalnız itikâfta bulunan kişinin, cinsel ilişkiye zemin hazırlayan bu fiilleri işlemesi haramdır. Birisine bakma, birisini düşünme veya ihtilâm olma gibi nedenlerden ötürü menîsi akan kişinin, bu durumlarda menîsiniri’ akması âdet haline gelmiş olsun, olmasın Hanefîlerle Hanbelîlere göre itikâfı bozulmaz. Mâlikîlerle Şâfiîlerin buna İlişkin görüşleri aşağıya alınmıştır.



Malikiler dediler ki: Kasıtlı veya kasıtsız, gece veya gündüz güzel birini düşünerek veya böyle birisine bakarak menîsi akan kişinin itikâfı bozulur.

Şafiiler dediler ki: Bakarak veya düşünerek menîsinin akması âdet hâline gelen itikâfa girmiş kişinin, bu durumlarda menîsi akarsa itikâfı bozulur. Ama bakarak veya düşünerek menîsinin akması âdet hâline gelmemiş olan kişinin, bu durumlarda menîsi aksa da itikâfı bozulmaz.



2- Mescidden dışarı çıkmak: Mezheblerin buna ilişkin tafsilâtlı görüşleri aşağıda sunulmuştur.



Hanefiler dediler ki: İtikâftaki kişi, mescidden çıkarsa kendisi için iki durum sözkonusu olur:

A. İfâ etmekte olduğu itikâf, adanmış olma nedeniyle vâcib bir itikâf olmalıdır. Bu durumda gece olsun, gündüz olsun; unutarak olsun, kasden olsun mescidden çıkmak hiçbir surette caiz olmaz. Bir mazeretten dolayı çıkan kişinin itikâfı bozulmaz. Vâcib bir itikâfta bulunan kişinin mescidden çıkmasını mübâh kılan mazeretler üç kısma ayrılır:

1. Tabiî mazeretler: İdrar, dışkı gibi def-i hacet için dışarı çikila-bilir. İhtilâm olarak cünüb olan kişi, mescid içinde gusletme imkânına sahip değilse mescid dışına çıkıp gusledebilir. Def-i hacet maksadıyla mescid dışına çıkan kişi, ihtiyacını giderir gidermez hemen içeri girmeli, dışarıda fazla beklememelidir.

2. Şer’î mazeretler: Kişinin itikâfta bulunmakta olduğu mescidde Cuma namazı kıhnmıyorsa, Cuma namazı kılman bir yere gitmek amacıyla bu mescidden çıkabilir. İç ezandan, dört rek’at namaz kılabilecek bir süre önce, itikâfta bulunduğu yerden çıkabilir. Cuma namazı kılındıktan sonra da en fazla dört, ya da altı rek’at kılabilecek kadar bekleyebilir. Gerçi bu süreden daha fazla beklerse de itikâf bozulmaz. Çünkü Cuma namazını kılmakta olduğu mescid de bir itikâf yeridir. Yalnız burada beklemekle, hiçbir zorunluluk karşısında kalmaksızın birinci mescidde itikâfa girmek için yapmış olduğu niyete muhalefet etmiş olur ki, bu da tenzîhen mekruhtur.

3. Zarurî mazeretler: İtikâftaki kişi, içinde bulunduğu mescidde kalmaya devam ettiği takdirde canına veya mahna zarar geleceğinden korkarsa veya içinde bulunduğu mescid yıkılırsa; içinde itikâfa girmeye niyet ederek acelece başka bir mescide gitmek üzere dışarı çıkabilir.

B. İfâ etmekte olunan itikâf, nafile bir itikâf olmalıdır. Bu nitelikteki bir itikâfta bulunan kişinin, mazeretsiz de olsa, mescid dışına çıkması caiz olur. Zîrâ bu itikâfın, mescidden çıkmakla sona erecek belirli bir zamanı yoktur; ki mescidden çıkmakla, o ana kadar yapılmış olan itikâf batıl olsun Tekrar mescide girip itikâfa niyet ederse, yine sevaba nail olur. Ama vâcib itikâfta bulunan kişi, mazeretsiz olarak dışarı çıkarsa hem günahkâr olur, hem de o zamana kadar yapmış olduğu itikâf batıl olur.

Malikiler dediler ki: İtikâftaki kişi mescidden çıkarsa bu çıkışı yiyecek, içecek bir şeyler satın almak, temizlenmek, ya da idrarını yapmak gibi bir maslahat için olmuşsa itikâfı bozulmaz. Ama mescidden çıkışı hasta ziyareti, tanıklık yapmak, cenaze teşyîine katılmak -bu cenaze ebeveynden biri olsa dahi- veya (kendi mescidinde kıhnmıyorsa) Cuma namazım kılmak gibi zaruri olmayan ihtiyâçlardan ötürü olmuşsa, itikâfı batıl olur. Mescidden çıkışı, Cuma namazını kılmak gibi vâcib bir sebepten ötürü olmuş olsa bile itikâfı bozulur. Mescidde bekleyip de dışarı çıkmaz ve cuma namazını kılmazsa günahkâr olur. Ama itikâfı sahîh olur. Zîrâ bir Cumaya gitmemek büyük günahlardan değildir. Meşhur görüşe göre de itikâf, büyük günahların işlenmesiyle bozulur. Önce de değinildiği gibi, hayız ve nifas benzeri mazeretler dolayısıyla mescidden dışarı çıkmak itikâfı bozmaz. Kişi itikâfta iken bayram gibi oruç tutulması sahîh olmayan günler gelirse yine mescidde kalması vâcib olur. Kuvvetli görüşe göre bu süre zarfında mescidden dışarı çıkması caiz olmaz. Bayram sona erince, adamış olduğu veya nafile olarak niyet etmiş olduğu itikâfının geri kalan günlerini ikmâl eder.

Hanbeliler dediler ki: Unutarak değil de, kasıtlı olarak ve herhangi bir ihtiyaç sözkonusu olmaksızın mescidden çıkan kişinin itikâfı bozulur. Ama idrarını yapmak, kendisini zorlayan kusuntuyu kusmak, giymeye muhtaç olduğa ‘necâsetli elbisesini yıkamak, cünüblükten ötürü gusletmek, abdestsizlikten ötürü abdest almak gibi zorunlu ihtiyaçlar nedeniyle mescid dışına çıkan kişinin itikâfı bozulmaz. îtikâftaki kişi, cemaate veya mescide zarar vermeyecekse mescidde abdest alabilir, gusledebilir. Yukarıda serdedilen ihtiyaçları gidermek maksadıyla mescid dışına çıkan kişinin, süratli olmaksızın normal bir yürüyüşle yürümesi caizdir. Aynı şekilde, getirecek kimsesi yoksa, yiyecek ve içeceğini getirmek için de dışarı çıkabilir. Kendisine vâcib ise Cuma namazı için (kendisinin itikâfta bulunduğu mescidde kıhnmıyorsa) başka mescide gitmek üzere dışarı çıkabilir. Bu çıkışı, bir vacibi yerine getirmek gayesiyle olduğu için itikâfı bozulmaz. Cuma namazı kılınan mescide erkenden de gidebilir. Namazın kılınmasından sonra kerâhetsiz olarak o mescidde epeyi de bekleyebilir. Çünkü orası da itikâfa elverişlidir. Lâkin, içinde itikâfını tamamlamak üzere ilk mescide dönmekte acele etmesi müstehabtır. Özetle diyebiliriz ki; şer’î veya tabiî mazeretler dolayısıyla itikâftaki kişinin mescidden dışarı çıkması nedeniyle itikâfı bozulmaz.

Şafiiler dediler ki: Mazeretsiz olarak mescidden dışarı çıkmakla itikâf bozulur. İtikâftaki kişinin mescidden çıkmasını mubah kılan mazeretler, def-i hacette bulunmak gibi tabiî; mescid duvarının yıkılması gibi zarurî olmak üzere iki kısma ayrılır. Mescidin duvarının yıkılması nedeniyle başka bir mescide giden kişinin itikâfı bozulmaz. İtikâfı bozan davranışlardan birinin serbest irâdeyle, kasıtlı olarak ve haram olduğu bilinerek yapılması hâlinde itikâf bozulur. Ama bu davranışlardan birinin unutularak, zorlanarak veya henüz yeni İslâm’a girilmiş olması nedeniyle şer’an muteber sayılan bilmemezlik gibi bir sebepten ötürü yapılması hâlinde itikâf bozulmaz. Şer’an makbul sayılan bir mazeret dolayısıyla mescidden çıkan kişinin, dışarıda bulunduğu sürece itikâfının süreklilik vasfı bozulmaz. Mescide dönüşte itikâf niyetini yenilemesi gerekmez. Yalnız ihtiyacını görmek üzere mescid dışında bulunduğu zamanlar kadar bir süreyi itikâfına eklemesi gerekir. Fakat, def-i hacette bulunma gibi doğal olarak uzun sürmeyen zamanlan hesaba katması gerekmez. Tabiî bu bahsedilen hükümler, peşpeşe yapılması adanılan vâcib itikatlar için sözkonusudur. Süre kaydı konmaksızın veya süre kaydı konulmuş olup da peşpeşe olma kaydı konulmamış olarak adanılan itikâflarda mazeretsiz olarak da mescid dışına çıkılabilir. Çıkılınca itikâf sona erer. Mescide dönerken yeniden itikâfa niyet etmek gerekir. Ancak mescidden çıkarken bahsi geçen nitelikteki itikâflarma dönmeye niyet eden kişilerin veya def-i hacet için çıkan kişilerin, dönüşte niyetlerini yenilemeleri gerekmez. Mendub itikâf-larda da durum böyledir. îtikâftaki kişinin idrarını mescid içinde bir kaba yapması haramdır; ama bununla itikâf batıl olmaz.



3- İrridat. (Dinden çıkma): İtikattaki kişi dinden çıkarsa itikâfı bozulur. Yeniden İslâm’a dönerse, onu İslâm’a imrendirmek gayesiyle itikâfını kaza etmesi Hanefîlerle Mâlikîlere göre vâcib olmaz. Hanbelîlerle Şâfiîler buna muhalefet ederek aykırı görüş beyânında bulunmuşlardır.



Hanbeliler dediler ki: İtikâftayken dinden çıkan kişi, yeniden İslama döndüğünde itikâfını kaza etmesi vâcib olur.

Şafiiler dediler ki: İçinde bulunulan adak itikâf, peşpeşe olan bir müdddetle kayıtlanmışsa, meselâ bu itikâfa giren kişi on gün aralıksız olarak itikâfa girmeyi adar ve adak niyetiyle itikâfa girdikten sonra dinden çıkarsa; İslâm’a dönmesi hâlinde itikâfına yeniden başlaması vâcib olur. Ama peşpeşe olmayarak bir müddet itikâfa girmeyi adayan ve bu adak niyetiyle itikâfa girdikten sonra dinden çıkan kişi, İslâm’a dönerse itikâfından noksan kalan günleri ikmâl eder. Yeniden başlaması gerekmez.



İtikâfı bozan diğer bazı hususlar daha vardır ki bunları aşağıda, mezheblere göre detaylı bir şekilde anlatmış bulunmaktayız.



Mâlikîler: İtikâfı bozan şeyleri şöylece sıralamışlardır:

1. Gündüzleyin kasıtlı olarak bir şey yiyen veya içen kişinin itikâfı bozulur. (Çünkü oruçlu bulunmak bu mezhebe göre itikâfın sıhhat şartıdır.) İtikâfa yeniden başlaması gerekir. Oruçsuz günü sonra kaza etmek üzere itikâfa devam etmez. Bu durumdaki kişinin ifâ etmekte olduğu itikâf vâcib olsa da olmasa da, aynı hükme tâbidir. Unutarak gündüzleyin yiyen veya içen kişinin, içinde bulunduğu itikâf nafile de olsa, oruçsuz geçen gününü sonra kaza etmek üzere, geri kalan kısmına devam eder.

2. Geceleyin sarhoş edici bir şey alan itikâftaki kişi, fecirden önce ayılsa da itikâfı bozulur. Kişinin bilfiil uyuşturucu bir şeyi alması da bu hükme tâbidir. Bu gibi şeyleri alan kimsenin itikâfı batıl olur ve yeni baştan itikâfa başlaması gerekir.

3. Orucu bozmayan gıybet ve koğuculuk gibi büyük günahları işleyen kimsenin itikâfı, iki meşhur görüşten birine göre bozulur. Diğer görüşe göre bozulmaz.

4. Delirme ve bayılma. İtikâftaki kişinin delirmesi veya bayılması halinde, eğer bu hal orucunu bozacak bir hal ise, itikâfı da bozulur. Ama delilik veya bayılma hâlinin sona ermesinden sonra itikâfa yeni baştan başlamaz. İtikâfa devam eder. Eğer itikâfı vâcib ise, arada geçen fasıla günlerini bilâhare kaza eder.

5. Şartlar kısmında da geçtiği gibi, hayız ve nifas halleri de itikâfı bozucu hususlardandır.

Hanefiler dediler ki: İtikâf da (oruç gibi) günlerce devam eden bayılma ile bozulur. Delilik de baygınlık gibidir. Geceleyin sarhoş olmak itikâfı bozmaz. Sövme ve münâkaşa etme gibi mâsiyetler itikâfı bozmaz. Hayız ve nifasa gelince, bunlardan temiz olma hâlinin vâcib olan itikâfın sıhhat şartlarından olduğu daha önce de belirtilmişti. Bu iki kandan temiz olma hali, vâcib olmayan itikâfın helâl olması için zorunludur. Vâcib bir itikâfta bulunan kadında hayız veya nifas kanaması görülürse itikâfı bozulur. İtikâfı irtidat etme nedeniyle bozulan kimse İslama dönerse, eksik kalan itikâfını kaza etmesi gerekmez. İtikâfı başka bir nedenle bozulan kişinin içinde bulunduğu itikâfı belirli bir süre içindeyse (meselâ adam, belidi tarihler arasındaki on gün içinde itikâfa girmeyi adamışsa), bozulan günlerini sonra kaza etmesi gerekir. İtikâfa yeniden başlaması gerekmez. Eğer içinde bulunduğu itikâfı, belirli bir süre içinde olması gerekmeyen bir itikâfsa yeni baştan başlaması gerekir. İtikâfı bozan unsur nedeniyle, önceki günler itikâftan sayılmaz.

Hanbeliler dediler ki: Geceleyin de olsa itikâftaki kişinin sarhoş olması nedeniyle itikâfı bozulur. Ama içki içip de sarhoş olmazsa veya büyük bir günah işlerse itikâfı bozulmaz. Hayız ve nifas da itikâfı bozucu şeylerdendir. Kadında hayız veya nifas kanaması görülürse, itikâfı bozulur. Kanamanın sona ermesinden sonra itikâfının eksik kalan süresini tamamlar. Çünkü kadın, bu durumu nedeniyle mazurdur. Ama sarhoş böyle olmayıp, sarhoşluğu sona erdikten sonra itikâfın eksik kalan süresini tamamlamaz, itikâfa yeniden başlar.

Bayılma nedeniyle itikâf bozulmaz. Kişi bilfiil çıkmasa bile itikâftan çıkmaya niyet ettiği takdirde itikâfı bozulur.

Şafiiler dediler ki: İtikâf da (oruç gibi) kişinin kendi fiili sonucunda meydana gelen sarhoşluk ve delilik nedeniyle bozulur. İtikâfın, içinde yapılması adanan süre; çoğunlukla hayız ve nifas hâlinin görülmediği bir süre olmasına rağmen, yine de süresinde hayız veya nifas kanaması görülürse itikâf bozulur. Bu itikâf süresi, hayza nisbetle on beş günden az olursa ve bu itikâf süresi, nifasa nisbetle dokuz aydan az olursa ve bu itikâf süresi içinde nifas kanı görülürse itikâf bozulur. Ama itikâf süresi çoğunlukla hayız ve nifas hâlinin görüldüğü bir süre olursa, yani itikâf süresi hayza nisbetle onbeş günden fazla olur da bu süre içinde hayız kanı görülürse, bu itikâf süresi, nifasa nispetle dokuz aydan fazla olur da bu süre içinde nifas kanı görülürse, itikâf bozulmaz. Gıybet ve sövme gibi büyük günahlardan ötürü de itikâf bozulmaz.208



İtikâfın Mekruhları Ve Âdabı



Mezheblerin, itikâfın mekruhları ve adabına ilişkin tafsilâtlı görüşleri aşağıda açıklanmıştır.



Malikiler dediler ki: İtikâfın mekruhlarını şu şekilde sıralayabiliriz:

1. İtikâfın on günden az, bir aydan fazla olması.

2. İtikâftaki kişinin, mescidin avlusu veya yakınındaki ve mescid dışındaki yerler gibi diğer müştemilâtında yemek yemesi. Mescidden uzak yerlerde yemek yemesi hâlinde itikâfı batıl olur.

3. Muktedir olan itikâftaki kişinin, kendisine yetecek miktarda yiyecek, içecek ve giyeceği yanına almaması.

4. İtikâftaki kişinin zarurî ihtiyacını karşılamak maksadıyla yakındaki evine gitmesi. Tabiî bu evde kendisini itikâftan alıkoyacak hanımı veya cariyesi de bulunmamalıdır. Evi mescidden uzak olursa, mescidden çıkıp evine gitmekle itikâfı batıl olur.

5. İtikâf hâlinde ilim öğrenmek ve öğretmekle meşgul olmak. Zîrâ itikâftan amaç, nefsi terbiye etmektir ki; bu da umumiyetle zikir ve namazla sağlanır. Ancak ilmihal öğrenmek bundan istisna edilmiştir. îtikâf-ta ilmihal öğrenmekle meşgul olmak mekruh değildir.

6. İtikâfta çok miktarda yazı yazmakla meşgul olmak. Ama kişi, yazı yazmakla geçimini temin ediyorsa ve bu nedenle yazı yazmak mecburiyetinde ise mekruh olmaz.

7. Zikir, namaz, Kur’an, teşbih, tahmid, tehlîl, istiğfar ve Peygamber Efendimize salâtü selâmdan başka şeylerle meşgul bulunmak da itikâfta mekruh olur. Meselâ mesciddeki bir hastayı ziyaret etmek veya mescide getirilen bir cenazenin namazım kılmak gibi...

8. Ezan okumak için itikâftaki kişinin minareye veya mescidin damına çıkması.

9. Yanında kendisine yetecek kadar erzağı ve giysisi olmayan kişinin itikâfa girmesi de mekruhtur.

İtikâfın âdabına gelince bunları da şu şekilde sıralayabiliriz:

1. İtikâfa giren kişi yanına, üzerindeki elbisenin yanısıra ikinci bir elbise daha almalıdır. Çünkü bu elbiseye ihtiyaç duyulabilir.

2. İtikâfa girmiş olan kimse, itikâf süresi bayram gecesi sona erdiğinde, itikâf ibâdetini bayram namazı ibâdetine bitiştirmek ve direkt olarak mescidden bayram namazgahına gidebilmek için bayram gecesi mescidde beklemelidir.

3. Kendisini konuşmaya tutacak şeylerden uzak durması için mescidin geri tarafında durmalıdır.

4. İtikâf, Rarrşazan ayında, özellikle Kadir gecesine rastlaması için Ramazanın son on gününde yapılmalıdır. Zîrâ Kadir Gecesinin, Ramazanın son on gününden birine rastlaması kuvvetle muhtemeldir.

5. İtikâf süresi, on günden eksik olmamalıdır.

Hanefiler dediler ki: İtikâfta tahrfmen mekruh olan davranışları şu şekilde sıralayabiliriz:

1. İtikâftaki kişinin, ibâdet olduğuna inanarak susması. Ama susmanın ibâdet olduğuna inanmaksızın susarsa mekruh olmaz. Kişinin dille işlenen günahlardan uzak durarak susması en büyük ibâdetlerdendir.

2. Satış için mescide eşya getirmesi de, itikâftaki kişi için tahrîmen mekruhtur. Ama mescide eşya getirmeksizin kendisi veya çoluk çocuğu için ihtiyaç duyduğu satış akdini yapması caizdir. Diğer ticâret akitlerini yapması caiz olmaz.

İtikâfın âdâbıyla ilgili hususları ise şu şekilde sıralayabiliriz:

1. Hayır söz dışında başka şeyler konuşmamalıdır.

2. İtikâf için mescidlerin en faziletlisini seçmelidir ki, bu da sırasıyla Mescid-i Haram, Mescid-i Nebevi, sonra Mescid-i Aksâ’dır. Tabiî bu hüküm, bu gibi yerlerde ikâmet edenlere özgüdür. Bunlardan sonra büyük cemaatli camiler gelir.

3. İtikâftaki kişi, Kur’an-ı Kerîm, hadîs ve ilim okumak ve okutmakla meşgul olmalıdır.

Şafiiler dediler ki: İtikâftaki kişinin, mescidin kirletilmeyeceğinden emîn olması hâlinde, hacamat vurdurup kan aldırması mekruhtur. Mescidin kirletilmeyeceğinden emîn olmazsa bu işleri yapması haram olur.

İtikâfın âdabını da şöylece sıralayabiliriz:

1. Kur’ân-ı Kerîm ve hadis okuyarak, zikir yapıp ilim öğrenerek Allah’a tâatle meşgul olmalıdır.

2. İtikâfta oruç tutmalı (bu, sünnettir).

3. İtikâf büyük cemaatleri toplayan mescidde yapılmalıdır. Bu bakımdan mescidlerin en faziletlisi Mescid-i Haram, sonra Mescid-i Nebevî, ondan sonra da Mescid-i Aksâ’dır.

4. İtikâftaki kişi hayır söz dışında konuşmamalı, sövmemeli, boş şeyler söylememelidir.

Hanbeliler dediler ki: İtikâftaki kişinin geceye kadar (gündüzleyin) susması mekruhtur. Bunu yapmayı adarsa, bu adağı yerine getirmesi gerekmez.

İtikâfın âdabına gelince bunu da şöylece ifâde edebiliriz: İtikâfa giren kişi vaktini, Kur’ân-ı Kerîm okumak, zikir yapmak, namaz kılmak, mâlâyanî’den uzak durmak gibi Allahü Teâlâya tâatte bulunarak geçirmelidir.209

------------------------------------------------------------------------------------------

203 Buhârî, savm, 30; Müslim, Sıyâm, 81.

204 Abdurrahman Ceziri, Dört Mezhebe Göre İslam Fıkhı- 2, Çağrı Yayınları, 7. Baskı, İstanbul, 1993: 824-828.

205 Abdurrahman Ceziri, Dört Mezhebe Göre İslam Fıkhı- 2, Çağrı Yayınları, 7. Baskı, İstanbul, 1993: 831.

206 Abdurrahman Ceziri, Dört Mezhebe Göre İslam Fıkhı- 2, Çağrı Yayınları, 7. Baskı, İstanbul, 1993: 831-832.

207 Abdurrahman Ceziri, Dört Mezhebe Göre İslam Fıkhı- 2, Çağrı Yayınları, 7. Baskı, İstanbul, 1993: 832-835.

208 Abdurrahman Ceziri, Dört Mezhebe Göre İslam Fıkhı- 2, Çağrı Yayınları, 7. Baskı, İstanbul, 1993: 835-840.

209 Abdurrahman Ceziri, Dört Mezhebe Göre İslam Fıkhı- 2, Çağrı Yayınları, 7. Baskı, İstanbul, 1993: 840-842.
Şatibi
Mesaj Panosu Yöneticisi
Mesaj Panosu Yöneticisi
 
Mesajlar: 2468
Kayıt: Pzt Şub 15, 2010 7:41 pm

Dön Oruç

 


  • Benzer Konular
    Cevaplar
    Görüntüleme
    Son mesaj

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron