Siyer Nedir?

Peygamberimizin soy dizini, doğumu, çocukluğu, gençlik yılları, peygamberliği, Mekke ve Medine'de meydana gelen olaylar

Mesajgönderen Şatibi » Prş Oca 26, 2012 12:04 pm


S İ Y E R

Hz. Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hayat hikayesi anlamına gelen "Siyer" kelimesi; Arapça "SİRE" sözcüğünün çoğuludur. Hz.Peygamber (s.a.v.)'in hayatını (hal tercümesini) anlatmak için kullanılan bir kelimedir. ( Şamil İslam Ans. 1/218) Tevarih denilince geçmiş dönemler, geçmiş zamanlar, o geçmiş zamanlarda yaşamış olan insanların hayat hikayeleri akla gelmektedir. Ama "Siyer" denilince Peygamberler, Hz. Muhammed (sav) akla gelmektedir. Zira Peygamberler (a.s.) hakkında yazılan kitaplara "Siyer- Siret-i Nebi- Siyer-i nebi" gibi isimler verilmiştir. Özellikle bu isimler duyulunca Hz. Peygamber (sav)'in hayatı hatırlanmalıdır. İçerik olarak; " Peygamberimizin soy dizini, doğumu, çocukluğu, gençlik yılları, peygamberliği, Mekke ve Medine'de meydana gelen olaylar ve gerçekleşen savaşları da içine alacak şekilde, doğumundan ölümüne kadar Hz. Peygamber (sav)'in hayatından söz eden kitaplara "Siyer-i Nebi", "es- Siyretü'n-Nebeviyye" veya kısaca "SİYER" adı verilmiştir.

Siyer daha genel, megazi daha özel anlamı ifade eder.......Siyer bir yönüyle Hadis'e, bir yönüyle de İslam tarihinin içine girmiştir. Gerçekten siyer, Hz.Peygamber (sav)'in söz ve davranışlarından bahseden Hadis ilminin bilinmesini gerekli kıldığı gibi; O'nun hayatının her safhasından bilgi vermesi itibariyle de İslam tarihinin bir bölümünü oluşturur.....Siyer'in kaynakları arasında ilk sırayı, nüzülünden itibaren hiçbir tahribat ve tahrifata uğramamış olan Kur'an-ı Kerim alır. Herhangi bir olay konusunda Kur'an'da ayet ve işaretler varken başka bir kaynak aramaya ihtiyaç yoktur. Kaynaklarda ikinci sıra Hadis-i Şerif'lerindir. Özellikle Hz. Peygamber (sav)'in Medine de geçirdiği hayata ait bilgiler, hadislerde bütün ayrıntılarıyla bulunabilir. Bu iki kaynak, İslami ilimlerin her dalında olduğu gibi, Siyer için de vazgeçilmez kaynaklar durumundadır.

Siyer'in kaynakları arasında Sahabe'den gelen rivayetlerin yeri oldukça önemlidir. Hz. Peygamber (sav)'den gördüklerini, duyduklarını kendilerinden sonraki nesle sözlü olarak aktaran bu güzide topluluğun anlattıkları, Emevi'ler devrinden itibaren yazılı belgeler olarak ortaya konmuş ve bunlar ilk Siyer ve Megazi kitaplarına kaynak teşkil etmiştir. Siyer-i Nebi, bir süre şifahi nakil olarak devam ettikten sonra, tedvin edilmeye başlandı. Siyer'i ilk tedvin eden, İbn ŞİHAB ez- ZÜHRİ (Rh.a. öl.122/739)'dir. Siyer alanında İslam tarihinde büyük şöhrete ulaşmış dört eser vardır. Bunlar "Siyer-i Erbaa" (En ünlü dört Siyer) adını almışlardır. Bunlar : 1-İbn-i Hişam'ın "es-Siyretü'n-Nebeviye" si;

2-İbn Seyyiddin- Nas'ın "Uyunul-Eser"ri;

3-Muhammed b.Yusuf ed- Dımaşki'nin "Sebiül-Hadyi ve'r-Reşad" ı ve

4-Ali b. Burhaneddin el-Halebi'nin "İnsanül-Uyunu" dur." (Ş.İslam Ans. C/7, sh:218-219)

Diğer bir rivayete göre en ünlü "SİYER" kitapları üçtür ve şunlardır:
"Peygamberlerin yüksek hayatları üzerinde yazılmış birçok Siyer kitabları vardır. Fakat bunların en geniş ve en mükemmelleri, bizim peygamberimizin yüksek hayat hallerine dair olanlardır. Peygamberimizin hakkında olan ilk siyer kitabını, Tabiîn'den (ashabı görenlerden) "Urve" ile, talebelerinden "Zührî'dir. Diğer bir rivayete göre, Peygamber Efendimiz kutsal sîretlerini ilk yazan zat, hicretin (150) yılında Bağdad'da vefat eden Muhammed İbni İshak'dır.
Bugün elde bulunan Siyer kitablarının en eskisi ve en güvenilir olanları şu üç eserdir:

1-(207) tarihinde Bağdad'da vefat etmiş olan Vakıdî'nin Siyer Kitabı.

2-(313) de vefat eden Basra'lı İbni Hişam'ın Siyer Kitabı.

3-(315) yılında Bağdad'da vefat eden Muhammed Taberî'nin yazmış olduğu Siyer kitabıdır.
İslam âlimleri, Peygamber Efendimiz hakkında daha birçok kitablar yazmış oldukları gibi, Avrupalı şarkiyatçı tarihçiler de bu konuda pek çok kitablar yazmışlardır." (Ö.Nasuhi Bilmen İslam İlmihali, sh:496-497)

Başka bir eserde ise; "Kelime olarak "Siyer" siret'in çoğuludur. Siret ise gidiş, insanın manen tuttuğu yol manalarını taşır. İlim bakımından "Siyer-i Nebi" bir tarihtir. Fakat yalnız Hz.Peygamberin hayatını öğretir. Tarih bilgisi geneldir. Siyer-i Nebi ise özeldir; ay senesi olarak Peygamberimizin 63 yıllık şahsi tarihidir. Siyer-i Nebi hem Hadis ilminin, hem de İslam tarihinin birer şubesidir. Peygamberimizin söylediği sözler, yaptığı işler bakımından Siyer, Hadis ilminin bir parçasıdır, siyasi ve askeri hayatı itibariyle de İslam tarihinin en doğru bölümüdür. Siyer, diğer meslek bilgileriyle mesela Tefsirle, Hadisle, Fıkıh ve ibadetle alakalıdır. Bu sebepten Siyer-i Nebi meslek bilgilerinin ruhudur. Peygamberimizin hayatı doğru olarak bilinmedikçe ne Tefsirin, ne Hadisin, ne Fıkhın ne de ahlakın ne olduğu anlaşılmaz. Siyer bilgisi, sırası geldikçe, bütün bu mesleki bilgilere temas eder.

Siyret-i Nebi bilgisi, Peygamberimizin hayatını içtimai, siyasi, askeri, dini ve ahlaki bakımlardan açıklarken birtakım hükümler çıkarır. Fakat hiçbir vakit kendi sınırını aşmaz.... Bunun içindir ki, bütün meslek bilgiler, kaynağını Hz.Peygamberin hayatında bulur. (Peygamberimizin Hayatı -Siyer-i Nebi-İmam-Hatip Liseleri, 1.Sınıf, sh:1-2. M. Zekai KONRAPA. DEVLET Kit. İst. 1980) Konumuzla ilgili olduğu için aylık çıkarılan "Misak" mecmuasında Nizameddin DEMİR tarafından yapılan bir kitabın tanıtım yazısının bazı bölümlerini sizlere aktarmak istiyorum : "Geçmiş dönemlere ait sağlıklı ve sıhhatli bilgiler alabilmek için "Kütüb-ü Tevarih" e göz atmak lazım. Hem de sağlam tevarihe! Peygamberler (as) hakkında yazılan tevarihe ise "Siyer" ismi verilmiştir. Özellikle "Siyer-i Nebi" denilince de akla Hz. Muhammed (sav) Efendimizin hayatı gelmektedir....Siyer, siret'in çoğuludur.

Bu sayımızda tanıtımını yapacağımız kitap Prof. Dr. Ramazan El-Buti Hoca Efendiye ait "Fıkhu's-Siyre" adlı kitaptır. Kitapta Peygamber Efendimiz (sav)' in hayatı günümüz müslümanlarının anlayacağı en güzel bir şekilde ele alınmıştır. Kitap tecrübeli bir kalem tarafından yazıldığı için çok mükemmel olmuştur. Dahası yazarı Ehl-i Sünnet akaidine sahip olması, bazı konuları "Müsteşriklerin" gözüyle ele almayışı da kitaba apayrı bir özellik kazandırmıştır. Tanıtım için bu kitabı seçmemizin bir diğer özelliği daha var ki, o da kitabın isminin yaptığı çağrışımdan da anlaşılacağı gibi Siyerle birlikte ortaya çıkarılan "FIKIH"tır! Yani Siyret'in fıkhı! Siyer kitapları mutlaka Kur'an, Sünnet kaynaklıdırlar. "Siret-i Nebi" demek veya Fıkhu's-Siyre" demek; Fahr-i Kainat Hz. Muhammed (sav) Efendimizin getirdiği dinin (İslam Dini'nin) hayta nasıl hakim kılınacağını anlatan kitap demektir. Fertten Cemaate, Cemaatten Devlete gidişin nasıl olduğunu anlatan kitap demektir. Dolayısı ile "Asr-ı saadet" i günümüze taşımak isteyen Siyer'cilerin "Fıkhu's-Siyre"yi çok iyi bilmeleri gerekir. Bir cismin aynada yansıması ne ise, "Asr-ı Saadet"in "Fıkhu's-Siyre" olarak yansıması da odur. Siyer okuyan mü'minlerin niçin Siyer okuduklarını çok iyi düşünmeleri gerekir. Günümüz müslümanları, her ne kadar "Siyer-i Nebi"yi iyi anladıklarını söylüyor olsalar da yürüttükleri mücadele usullerini görünce "Siyer-i Nebi"yi kavrayamadıkları anlaşılmaktadır. Siyer kitapları; "Masal- Hikaye-Roman-Efsane" kitapları değillerdir.

Hele hele Siyret adı altında okunan "Battal-ı Gazi Efsaneleri- Şia kaynaklı Cenk kitapları" hiç değildir. Yirminci asrın müslümanları Siyret-i Nebi'yi hareketlerine, hayatlarına, mücadele usullerine yansıtamamalarının, egemen kılamamalarının perişanlığı içinde kıvranmışlardır. (Hala da kıvranmaya, ezilmeye, horlanmaya devam etmektedirler.) Temennimiz yirmi birinci asrın müslümanları aynı hataya düşmezler, aynı hatalı yolları aşındırmazlar!!! Zira; İslam'ı gönderen Yüce Allah (c.c), gönderdiği dinin hayata nasıl hakim kılınacağının usulünü de göndermiştir. Dünya müslümanlarının çalışmalarındaki bereketsizliğin asıl kaynağı bu usulsüzlük değil midir? Susamış gönülleri kandıracak "PINAR" "Siyret-i Nebi" pınarı değil midir? "Siret-i Nebi"de erimekten, "Siret-i Nebi" ile bütünleşmekten başka yol var mıdır? Elbette hayır!..........

Kitabın yazarı Ramazan el-Buti Hocaefendi, Kitabın baş tarafında "Siyret-i Nebi"nin kaynakları üzerinde durmuştur. Daha sonra, Peygamberimizin (sav) doğumundan, Peygamber oluşuna kadarki zaman içinde gelişen ve değişen bazı olayları aktarmıştır. Sonra Peygamberimiz (sav)'in niçin çok evlendiğini, İslam düşmanlarının niçin bu konuya burunlarını soktuklarını, bu konuda bazı müsteşriklerin düşüncelerini özet olarak aktarmıştır. Vahyin hakikatlerini ve bir kısım müsteşriklerin vahiy meselesine bakışlarını aktarmıştır. (sh:88)

Daha sonra İslam'a davet merhaleleri üzerinde durarak, Davetin gizlilikten sonra nasıl açığa vurulduğuna dikkat çekmiştir....Buna bağlı olarak işkencelerin, boykotların, ambargoların başladığını sonunda ise ilk "HİCRET" in gerçekleştiğini ve o günlerde Mekke-i Mükerreme'nin "Dar-ı İslam" olmadığına dikkat çekmiştir..... İsra-Mirac mucizesine dikkat çekmiştir...Mirac'ta namazın önce "elli vakit " farz kılındığını daha sora beş vakitle sınırlandırıldığını, buna dair rivayetleri (Buhari- Müslim kaynak verilerek) aktarmıştır. Müsteşriklerin vahye ve Mucizelere bakış usullerini benimseyen nice ilahiyatçı Prof.ler , hem Mi'racı, hem de Mi'rac hadislerini inkar ederek Cehennemin en çukur derekelerine doğru yol almaya devam etmektedirler.

Son zamanlarda medyatik unvan kazanma hırsı peşinde koşan Prof.lerden bir ilahiyatçı Prof'e bir TV. Kanalında : "Namaz mi'racta önce elli vakit farz kılınmış, daha sonra beş vakte indirilmiş" şeklinde alaylı bir eda ile sorulan bir soruya karşı bu medyatik Prof. (Yaşar Nuri ÖZTÜRK) : "Bu sözleri söyleyebilenler ancak müşrikler olabilirler" şeklinde cevap vermiştir!!! Oysa bu haberi (Namazın önce elli vakit farz kılındığı haberini) Ümmet'e bildiren zat Kainatın Efendisi Hz. Muhammed (sav)'dir. Dünya müsteşriklerinin Türkiye temsilcisi bu tür zındık herifler "üstü kapalı olarak Hz. Peygamber (sav)' e "müşrik" dediklerinin farkında değiller midir?........Bu hayırsız kervanın başında Zındık ve Mason Afgani ile onun tilmizlerinden M. Abduh, R.Rıza, F. Vecdi, H. Heykel, Asya temsilcisi M. Bugiyef (Kazanlı) vb. lerine dikkat çekilmiştir......

Bu Mezhepsiz sapıkların hepsi Fırak-ı Dalal'a mensupturlar. Kafalarını kuma sokmuş nice gafillerin hala yukarıda adı geçen zındık herifleri "Müctehid", "Müceddid" olarak tanıtma gayretlerinden vaz geçmedikleri görülmektedir.....Cihadın Medine'de farz kılındığını; O günkü Arap yarımadasının idari merkezi sayılan Mekke'deki "Darun-Nedve"ye ve orada alınan karara dikkat çekerek günümüzdeki "Darun-Nedve"ler üzerinde durulmuştur..... (Günümüzdeki bir kısım gafil müslümanlar da Darun-Nedve'ye girmek için mallarını, canlarını telef etmektedirler. Ve bu felaketin adına da cihad demektedirler. Bu halleriyle, Peygamberimizin (sav) kesinlikle reddettiği bir meclisi meşru gösterme gayreti ve çabası içindedirler. Ki nice tekliflere rağmen Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz (sav) kesinlikle Darun_Nedve'ye girmemiştir. Müşriklerin tüm bu tekliflerine rağmen oraya ayak basmamış: "Ayı sol elime, güneşi sağ elime koysanız ben bu davadan vaz geçmem" diyerek müşriklerin bu tekliflerini reddetmiştir.)

Daha sonra Hicret'le birlikte devletin gündeme geldiğini, Peygamberimizin (sav) Medine İslam Devleti'ni (Ahmak H.İsmail bu tür hakikatleri inkar etse de, bunlar siyerin ana mevzu'larıdır. Güneşin balçıkla sıvanması mümkün değildir.)kurduğunu ve kendisinin ise bu devletin başkanı olduğu vurgulanmıştır..... Resül-i Ekrem (sav) başkanlığında Gayr-i müslimlerle bir sözleşme yapıldığını, bu sözleşmeye "Medine Vesikası" denildiğini, günümüz müslümanlarının henüz bu sözleşmeyi tam olarak kavrayamadıklarını, bu sözleşme bahane edilerek "Fıkhu's-Siyre" nin gölgelendiğini aktarmıştır. Zira bu sözleşmenin (vesikanın) 11. Maddesi "Velayetten" söz ediyordu! Müellif daha sonra savaşları anlatmaya geçerek mü'min kadınların "başörtüsü ile uğraşmanın" savaş sebebi olduğuna dikkat çekmiştir......

Daha sonra "İFK" olayına ve kadının sesinin avret olup olmayacağı hakkındaki fıkhi görüşleri aktarmıştır. (Racih olan görüşe göre kadının sesi Avret değildir. İbn Abidin C/2,sh:11-112. C/15, sh:395) Daha sonra bir kısım sofilerin "Raks" ve "Sema" adı altında düzenledikleri meclislerin İslam'da yeri olmayan "Bid'at"ler olduğuna, Mescid-i Dırar konusuna açıklık getirilerek "Veda Hutbesi" metin olarak verilmiş ve evrenselliği üzerinde durulmuştur.......Okuyup üflemenin meşruluğuna,, Sihrin hakikatinin varlığına ve bu tür hastaların "Muska" ile tedavisinin meşruluğuna dikkat çekilmiştir. Halifelerin seçilme işinin üstünlük sıralarına göre olduğu, hilafet süreleri, icraatları, "Sıffın Olayı" nı, Haricilerle Hz. Ali (r.a)'nin "HAKEM OLAYI" nı çok kısa ve net bir şekilde naklederek Sahabeye dil uzatılmamasını tavsiye etmiştir.
Şatibi
Mesaj Panosu Yöneticisi
Mesaj Panosu Yöneticisi
 
Mesajlar: 2549
Kayıt: Pzt Şub 15, 2010 6:41 pm

Dön Siyer-i nebi & Siret-i Nebi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir