BOŞANMA HUKUKU

Mesajgönderen Şatibi » Cum Oca 27, 2012 12:23 pm


Eşler Arasındaki Ayrılma Hakkı



Giriş: Sürekli kanun koyucunun hedeflediği maslahatı gerçekleştirme:

ŞATİBİ DİYOR Kİ: "Şeriatın emirlerinin maslahatı celbetmek için geldiğine dair şer-i delil sabit olmuştur. O halde şeriat için maslahatın bulunmadığı meşru bir sebep yoktur."[616]

Kasani diyor ki: "Asıl itibariyle talak, maslahat için meşru kılınmıştır. Eşlerin ahlâkı farklılık gösterebilir. Farklılık etme durumunda ise evlilikten bir maslahat kalmaz. Çünkü evliliğin gayeye ulaştıran araç olma özelliği kaybolur. Böylece talak, her ikisinin de razı olduğu şeye ulaşmak için masla­hata dönüşür.[617]

İslam kanunları ve tevcihleri ile Allah'a ve Rasulüne itaat eden, işlerin zahiri ve batiniyle ilgili olan şer'i emirleri uygulamaya önem veren mü'min-lerin durumunu gözetir. Talak ve hal (fidye karşılığında kadının boşanması) eşler arasındaki düzelmesi zor olan ameli sorunları çözmek için bir teşridir. Sözkonusu sorunlar ortaya çıktığı zaman, bu, zaruri çözümdür. Fakat -ba­zılarında bulunan ahlâki zaafiyet sonucu- bu teşri yeri dışında kullanılabilir. Yani zaruri gerekçeler bulunmadan, hakim ve rahim olan kanun koyucunun direktifleri gözönünde bulundurulmadan kullanılabilir. Bu da telafisi zor olan zararlarla neticelenebilir. Bu zararlar daha fazla eğitim ve yönlendir­meyle mümkündür. Ta ki eşler daima Allah'ın kendilerine yüklediği sorum­luluk bilincinde olsunlar. Bu da İslam toplumunda teşrinin eğitimle beraber desteklenmesinin zorunlu olduğunu gösteriyor. Bu alandaki yönlendirme ve eğitim Rasulullah (s.a.v.)'in ciddi ve zaruri bir gerekçe olmadan erkek ve kadının birbirinden ayrılmak için başvurmayacağına dair uyarıcısıdır:

İbni Ömer'den: "Rasulullah(s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: 'Allah katın­da günahların en büyüğü bir kadınla evlenen ve ihtiyacını giderdikten sonra onu boşay andır."[618]

Sevban (r.a.)'dan: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: 'Gerekçe­si olmadan kocasından boşanma isteyen kadına cennet kokusu haram olur."[619]

Ukbe b. Amir'den: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: 'Boşan­ma isteyen kadınlar münafık kadınlardır." [620]


Erkeğin Boşama Hakkı



Boşama sebepleri:

Hafız İbn Hacer diyor ki: "Boşanma, haram, mekruh, vacip, mendup ve caiz olabilir. Birincisi, (yani haram olan) bidat olan talak olup bunun biçim­leri vardır, İkincisi, (yani mekruh olan) durumun düzgün olmasıyla birlikte sebepsiz olan talaktır. Üçüncüsü, (yani vacip olan) bunun biçimleri olup ha­kemler uygun görürse ayrılma, bunlardan biridir. Dördüncüsü, (yani men­dup olan) iffetli değil ise. Beşincisi, (yani caiz olan) bunu Nevevi kabul et­memiştir. Başkaları biçimlerini belirtmişlerdir. Bazıları da bu şekilde tala­kın mekruh olmadığını açıklamışlardır."[621]

Boşanmanın Çeşitleri:



Ric-i talak

Erkeğin sırf evlenme arzusuyla yeni akd ve yeni mihir vermeden ve id-det bitmeden önce ailesini geri döndürmesi. Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Boşanmış kadınlar, üç kur (üç adet veya üç temizlik süresi bekleyip) kendilerini gözetlerler (hamile olup olmadıklarına bakarlar.) Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorlarsa, Allah'ın kendi rahimlerinde yarattığını gizle­meleri kendilerine helal olmaz. Kocaları da bu arada barışmak isterlerse, on­ları geri almaya daha çok sahipdirler." (Bakara, 228).

Bain talak:

Koca, hanımına dönmeksizin iddetin bitmesi. Bu tür talak, bazen bey-nunetü's-suğra diye de isimlendirilir. Eşler bundan sonra Önceki hayatlarına dönmek isterlerse, yeni bir akd ve yeni bir mihir gerekir.

Bat talakı:

Bu, mücerred üç talakın olmasıyla vukubulur. Bu tür talak, bazen bey-nunetü'l-kübra diye de isimlendirilir. Boşanan kadın başka bir erkekle evle-ninceye kadar, erkeğin bu durumda ona dönmesi helal olmaz. Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Boşanma iki defadır. [622](Bundan sonra kadını) ya iyilikle tutmak, ya da güzelce salıvermek (lazım)dır. Onlara verdiklerinizden bir şey geri almanız, size helal değildir. Şayet erkek ve kadın, Allah'ın sınırlarında duramayacak­larından korkarlarsa başka. İşte bunlar Allah'ın sınırlardır. (Allah) bunları, bilen bir toplum için açıklamaktadır." (Bakara, 229-230). [623]


Boşanmanın Sıhhatinin Şartları:



Birinci şart:

Hayız müddeti içerisinde ve temizken dokunduğu zamanda olmamalı.

Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Ey Peygamber, kadınları boşamak istediğiniz zaman onları iddetleri içinde (adetten temiz oldukları sırada) boşaym ve iddeti sayın, (üç defa adet görüp temizlenmelerini hesabedin)." (Talak, 1).

Buhari bu âyeti naklettikten sonra şöyle diyor: "Sünnet olan talak te­mizken cima etmeden iki şahidin huzurunda yapılandır.[624]

Abdullah b. Ömer, Rasullullah döneminde hanımı hayızlı iken boşadı. Ömer b. Hattab bunu Rasulullah'a sordu. Rasulullah "ona uğra kadınını geri döndürsün. Sonra temizleninceye kadar tutsun. Sonra hayız olsun. Sonra te­mizlensin. Bundan sonra da ister tutsun isterse dokunmadan boşasin", bu­yurdu.[625]

İkinci şart:

Üç talak bir arada olmamalı.

Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Boşanmış kadınlar üç, kur kendilerini gözetirler. Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorlarsa, Allah'ın kendi rahimlerinde yarattığını gizlemeleri kendilerine helal olmaz. Kocaları da bu arada barışmak isterlerse, onlar geri almağa daha çok hak sahibidirler. Erkeklerin kadınlar üzerinde buİunan haklan gibi kadınların da erkekler üzerinde haklan vardır. Erkekle­rin kadınlar üzerindeki hakları bir derece fazladır. Allah azizdir, hakimdir. Boşama iki defadır. Ya iyilikle tutmak ya da güzelce salıvermektir" (Bakara, 228-229).

İbn Abbas'tan: "Rasulullah (s.a.v.), Ebu Bekir ve Ömer'in iki senelik hilafeti döneminde üç talak bir talaktı."[626]

Üçüncü şart:

Açık bir niyetle olmalı.

Ömer b. Hattab'dan: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: Amel­ler niyete göredir. Kişiye niyet ettiği vardır."[627]

Dördüncü şart:

Talak yapılması ya da terkedilmesi istenilen bir meseleye bağlı olma­malı. [628]


Boşanmayla İlgili Edeb



Birinci olarak: Güzelce salıvermek Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Boşanma iki defadır. Ya iyilikle tutmak, ya da güzelce salıvermek­tir" (Bakara, 229).

"Kadınlan boşadığınız zaman, bekleme sürelerini bitirdiler mi, ya onları iyilikle tutun, ya da İyilikle bırakın." (Bakara, 231).

"Ey Peygamber, eşlerine söyle: 'Eğer siz, dünya hayatını ve onun sü­sünü istiyorsanız, gelin size mut'a (boşanma bedeli) vereyim ve sizi güzellik­le salayım" (Ahzab, 28).

ikinci olarak: Talaka ve döndürmeye şahit tutma Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Sürelerinin sonuna vardıklarında ya onları güzelce tutun; yahut, güzellikle onlardan ayrılın. İçinizden adaletli iki kişiyi de şahit tutun. Şahitliği Allah için yapın. İşte içinizden Allah'a ve ahiret gününe inanan kimseye öğütlenen budur. Kim Allah'tan sakınırsa (Allah) ona, işinde bir kolaylık ya­ratır." (Talak, 2).

Ümran b. Hasyn'dan: "Karısını boşayan sonra onunla birleşen, talakına ve döndürmesine şahit tutmayan bir adam hakkında soruldu. Rasulullah (s.a.v.): Sünnet,dışı boşanma yaptı ve sünnet dışı döndürsün. Boşanmasına ve döndürülmesine şahit tut ve iddet bekleme, buyurdu."[629]

Üçüncü olarak: Mut'a (faydalandırma)nın gerekliliği Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Henüz dokunmadan ya da mehir kesmeden kadmian boşarsanız size bir günah yoktur. Ancak onları faydalandırın. Eli geniş olan, kendi gücü nis-betinde, eli dar olan da kendi kaderince güzel bir şekilde faydalandırmalıdır. Bu, iyilik edenlerin üzerine bir borçtur." (Bakara, 236).

"Boşanmış kadınların uygun olan geçimlerini sağlamak, korunanlar üzerine bir borçtur." (Bakara, 241).

"Ey Peygamber, eşlerine söyle: 'Eğer siz dünya hayatını ve onun sü­sünü istiyorsanız, gelin size mut'a vereyim ve sizi güzellikle salayım." (Ah­zab, 28).[630]

Cabir (r.a.)'dan: "Rasulullah (s.a.v.), kadınını boşayan bir adama şöyle dedi: 'Onu faydalandır. Şüphesiz ki meta gereklidir. (Başka bir rivayette12: 'Bir sap ile de olsa onu metalandır."[631]

Dördüncü olarak: Zifafa girmeden önce talak olursa tarafların bağışı tercih etmelerinin güzelliği

Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Eğer mihir kestiğiniz takdirde, henüz dokunmadan onlan boşamış-sanız, kestiğinizin yansını (verin). Ancak kadınlar vazgeçer yahut nikâh bağı elinde bulunan (erkek) vazgeçerse başka. (Erkekler) sizin affetmeniz takva­ya daha yakındır. Aranızda birbirinize iyilik etmeyi unutmayın. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı görür." (Bakara, 237).

Beşinci olarak: Emzirme ve koruma hususundaki boşanmış kadının hakkını gözetme Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Anneler, çocuklarını -emzirmeyi tamamlamak isteyen kimse için-tam iki yıl emzirirler. Onların uygun biçimde yiyeceğini sağlamak, çocuğun babasına aittir. Herkes ancak gücü ölçüsünde bir şeyle yükümlü tutulur. Ne anne çocuğu yüzünden, ne de çocuğun ait olduğu baba, çocuğu yüzünden zarara sokulmasın. Mirasçının da aynı şeyi yapması gerekir. Eğer (anne-ba-ba), anlaşıp danışarak sütten kesmek islerlerse, kendilerine günah yoktur. Çocuklarınızı (süt annesi tutup) emzirtmek isterseniz, verdiğiniz (ücret)i güzelce verdikten sonra yine üzerinize bir günah yoktur. Allah'tan korkun ve bilin ki, Allah yaptığınız herşeyi görmektedir." (Bakara, 233).

Altıncı olarak: Iddetin gerekliliği ve adabı

a) İddetin süresi Hayızh kadının iddeti: Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Boşanmış kadınlar, üç kur (üç adet veya üç temizlik süresi bekleyip) kendilerini gözetlerler (hamile olup olmadıklarına bakarlar)." (Bakara, 228).

Hayızdan kesilen ya da henüz olmayan kadının iddeti: Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"(Yaşlılıktan ötürü) adetten kesilen kadınlarınızın (bekleme süresin­den) şüphe ederseniz, (bilin ki) onları bekleme süresi üç aydır. Henüz adet görmeyenlerde böyledir." (Talak, 4).

Hamile olan kadının iddeti: Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Hamib oladan itekleme üresi,yüklerinbırakmalairakadırdr."(Talak,4)

b) Zifafa girmeden önce boşanan kadınların iddet beklemekten istisna olmaları:

Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Ey inanlar, inanan kadınları nikahlayıp da henüz onlara dokunma­dan boşarsanız, onları üzerinde sayacağınız bir iddet hakkınız yoktur. Hemen mut'alannı verin ve onları güzellikle serbest bırakm." (Ahzab, 49).

c) İddetin başlangıcını korumanın gerekliliği: Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Ey Peygamber, kadınları boşamak istediğiniz zaman onları iddetferi içinde (adette temiz oldukları sırada) boşayın ve iddeti sayın." (Talak, 1).

Hafız İbn Hacer diyor ki: "İddeti sayın"; yani iddetin başlangıç tarihini koruyun. İddet süresini uzatarak kadına böylece eziyet vermeyin.[632]

d) Boşanan kadının -iddet günlerinde- evinden çıkartılmamasi: Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Ey Peygamber, kadınları boşamak istediğiniz zaman onları iddetleri içinde boşayın ve iddeti sayın. Rabbinİz Allah'tan korkun, onlan evlerinden çıkarmayın. Kendileri de çıkmasınlar. Ancak apaçık edepsizlik yapmaları, bu hükmün dışındadır. Bunlar Allah'ın sınırlandır. Kim Allah'ın sınırlandır. Kim Allah'ın sınırlarını geçerse, kendine yazık etmiş olur. Bilmezsin belki Allah, bundan sonra yeni bir iş çıkarır. (Gönülleri uzlaştınp birleşme ortamı yaratır). (Talak, 1).

e) İddet bekleyen kadının evde durması ve ihtiyaç durumu hariç dışarı çıkmaması:

Allahu Teala şöyle buyuruyor: "Onları çıkarmayın."

f) Kocanın iddet nafakasına bağlı kalması:

Allahu Teala'nın emrettiği gibi güzel davranma, kadının talaktan Önce­ki nafaka miktarın korumayı gerektiriyor. Tabii bu erkeğin mali gücü ölçü­sünde devam ettiği sürece.

g) Kadının rahminde olanı doğrulaması:

Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Boşanmış kadınlar, üç kur kendilerini gözetlerler. (Hamile olup olmadıklarına bakarlar). Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorlarsa, Allah'ın kendi rahimlerinde yarattığını gizlemeleri kendilerine helal olmaz." (Bakara, 228).

h) İddet bekleyen bir kadına açık bir şekilde evlenme teklifinden kaçınma:

Allahu Teala şöyle buyuruyor: "Böyle (iddetini bekleyen) kadınlara evlenme İsteğinizi üstü kapalı biçimde bildirmenizden, yahut içinizde tutma­nızdan dolayı size bir günah yoktur. Allah, sizin onlan anacağınızı bilmekte­dir. Sakın (kapalı evlenme teklifi sırasında), iyi söz söylemeniz dışında, on­larla bir gizli (buluşma)ya sözleşmeyin ve farz olan bekleme süresi dolmadan nikâh bağını bağlamağa kalkmayın ve bilin ki, Allah içinizden geçeni bilir. O'ndan sakının ve yine bilin ki, Allah bağışlayandır, halimdir." (Baka­ra, 235).

Yedinci olarak: Boşanan kadınlara hüsnü zanla evlenme teklifinde bulunmak:

Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikahladık ki (bun­dan böyle) evlatlıları, kadınlarıyla ilişkilerini kestikleri zaman o kadınlarla evlenmek hususunda müminlere bir güçlük olmasın. Allah'ın buyruğu yeri­ne getirilmiştir." (Ahzab, 37).

Enes b. Malik'ten: "Zeyneb'in iddeti bitince, Rasulullah (s.a.v.) Zeyd'e: 'Onu bana iste', dedi. Zeyd gitti. Zeyneb'e vardığında onu hamurunu maya­larken buldu. Zeyd diyor ki: 'onu görünce kalbim büyüdü. Hatta Rasulullah kendisini istedi diye yüzüne bile bakamadım da ona sırtımı döndüm. 'Ya Zeyneb! (Beni) Rasulullah seni istemeye gönderdi', dedim. Zeyneb: 'Rab-bimden emir almadıkça ben bir şey yapamam1 diyerek kalkıp namazgahına gitti. Bunun üzerine âyet indi: 'Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikahladık' Rasuluîlah gelerek Zeyneb'e yanına izinsiz girdi."[633]

Fatıma binti Kays'tan: "Kocamdan boş kalınca Abdurrahman b. Avf, Rasulullah'in bir grup ashabıyla bana dünürcü geldi. (Başka bir rivayette:[634]Ona Muaviye ve Ebu Cehm dünürcü geldi). Beni Rasulullah, kölesi Üsame b. Zeyd'e istedi."[635]

Sekizinci olarak: Talaktan sonra anlaşmalarını velilerin hoş karşılamasının gerekliliği:

Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Kadınları boşadığınız zaman bekleme sürelerini bitirdiler mi, kendi aralarında güzelce anlaştıkları takdirde, (eski) kocalarıyla evlenmelerine en­gel olmayın. Bu, içinizden Allah'a ve ahiret gününe inanan kimseye verilen öğüttür. Bu, sizin için daha iyi ve daha temizdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz. (Bakara, 232).[636]

Hasan'dan: "Ma'kıl b. Yesar'dan şöyle rivayet olunmuştur: 'Onlara engel olmayın1 âyeti şu hususta nazil oldu. Kızkardeşimi bir adama vermiş­tim. Bu adam onu boşadı. İddeti tamam olunca da gelip yine istedi. Ben de dedim ki: Seni onunla evlendirmiş ve ikramda bulunmuştum. Fakat sen bun­lara karşı kardeşimi boşadın. Sonra da gelip onu istiyorsun. Hayır, kardeşim sana dönüp varmaz. Fakat bu adam iyi bir kişi idi. Kardeşim de kocasına varmak istiyordu. Bunun üzerine 'onlara engel olmayın' âyeti nazil oldu. Ra-sulullah'a 'ben şimdi ne yapayım?' dedim. Rasulullah: 'Kardeşini eski koca­sıyla evlendir1, buyurudu." [637]


Boşanmanın Tanzim Edilmesi İçin Öneri



Tanzime kavramı çağımızda hayatın birçok alanına girmiştir. Hepimiz çt^iui tanzim biçimlerini biliyor ve takdir ediyoruz: Şehrin, binanın, ziraa­tın, aîın, eğitimin tanzimi gibi... Bütün bunları insan, kendi arzusuyla be-lirleı

Tarzim derken, gayemiz şer-i ahkâmı değiştirmek değildir. Aksine şe­riatın gayelerinin dışına çıkmaması için ferdin tasarruflarına sınırlayıcı düzenleme; apmaktır.

Önerilen düzenlemenin aşamalarını açıklamadan önce düzenlemeden iki meseleyi .gerçekleştirmenin amaçlandığını açıklamak istiyoruz. Birinci­si: Eşler ansu* aki anlaştırma girişimi. İkincisi: Talakın şartlarının bulun­duğunu te'kıd etme. Sonra burada önerdiğimiz bu tanzimin ietihad sahipleri tarafından * uışılmaya ve gerekli düzeltmelerin yapılmaya ihtiyacı olduğu­nu IvHrtmek isteriz. Ta ki böylece istenilen maslahat gerçekleşsin. [638]

Önerilen Tanzimin Aşamaları:



Talakın tescilinin kadı önünde olmasının gerekliliği hususunda kanuni zorunluluk.

Talakın tescil istemi durumunda kadının durumu eşlerin ailelerinde oluşan iki hakeme havale etmesi. Böylece şu âyeti kerimenin emri gerçek­leşmiş olur:

"Eğer (karı-kocanın) aralarının açılmasından endişe duyarsanız, er­keğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar uzlaştırmak isterlerse, Allah onların arasını bulur. Çünkü Allah bilendir, haber alandır." (Nisa, 35).

Eğer koca, talakın tescili istemini talak açık bir lafızla vukubulmadan takdim eder; sonra hakemler uzlaştırmada başarılı olurlarsa koca tescil iste­mini geri çeker.

Eğer koca tescil isteminden önce açık bir lafızla talak yapar, sonra ha­kemler uzlaştırmada başarılı olurlarsa, her halükârda müslüman bir ailenin uzlaşma ve istikrarını geri kazanmış oluruz. Bu durumda kadı, vukubulan ta­lakın sıhhat şartlarının ne ölçüde bulunduğuna bakar. Eğer şartl; bulundu­ruyorsa talakın tescilini onaylar, buIundurmuyorsa tescili reddeder.

Yine kadı, hakemlerin uzlaşmayı sağlayamamaları durumunda talakın sıhhatinin şartlarının bulunup bulunmadığına bakar; şartların bulunr durumunda tescili onaylar.

Kadıya gitmeden önce açık bir lafızla talakın vukubulmasmdar n-malan için eşlerin nazarını basın-yayın araçlarına yönlendirmek ge -,Kir. Umulur ki kadı uzlaşmada başarılı olabilir. Yani talakın tescilir ^eu önce uz­laşma girişimi için zorunlu bir aşama var olduğu sürece bu giriminden önce talakın vukubulmasında aceleye gerek yoktur.

İkinci olarak: Kadının hal (fidye karşılığında boşanma; r: -Vkı Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Onlara verdiklerinizden bir şey geri almanız, s>e helal değildir. Şayet erkek ve kadın, Allah'ın sınırlarında durmuyacaklarınd' . korkarlarsa başka. Eğer erkek ve kadının, Allah'ın sınırlarında durmuyacaklarındar kor karsaniz, o zaman kadının (ayrılmak için) verdiği fidyede (hakkından vaz­geçmesinde) ikisine de bir günah yoktur, işte bunlar Allah'ın sınırlarıdır, sakın bunları aşmayın. Kim Allah'ın sınıralannı aşarsa işte onlar zalimlerdir" (Bakara, 229).

İbn Abbas'tan: "Sabit b. Kays b. Şemas'ın kadını Rasulullah'a gelerek: 'Ey Allah'ın Rasulü! Sabit'in dini ve ahlâkından nefret etmiyorum. Ancak, onun kötülüğünün beni küfre götürmesinden korkuyorum', dedi. (Başka bir rivayette[639] 'Sabit'i din ve ahlâk yönünden azarlamıyorum. Ancak buna güç yetiremiyorum', dedi). Bunun üzerine Rasulullah: 'Ona bahçesini geri dön­dürür müsün?1 buyurdu. Kadın da: 'Evet', dedi. Bahçesini geri verdi ve ondan ayrıldı."[640]

Kadı İbn Rüşd diyor ki; "Kadın kızdığı zaman, talak erkeğe, erkek kız­dığı zaman hal ise kadına verilmiştir.[641]

Hafız İbn Hacer diyor ki: [642]"Lugatta 'hal' mal karşılığında kadının ayrıl­masıdır..." [643]


"Hal" Nasıl Olur?



Halda asıl olan kadın ve erkeğin rızasıyla olmasıdır. Kadının isteğinin gerçekleşmesi için verilen fidyeyi koca kabul etmezse, mesele kadıya götü­rülür. Talak, evlilik ilişkisine son verme itibariyle aile reisinin yetkisindedir.

Bu sebeple erkek, sadece kendi iradesiyle onaylayabilir. Ama kadının evliliğe son vermesi isteğine idarecinin izin vermesi gerekir. Vermediği tak­dirde bu, beraberlik için kötü olup kadıya başvurulur. Kadının görevi, kadı­nın hoşlanmamasının ve ayrılma arzusunun bir anlık duygusallıktan doğma-yıp köklü nedenlerden dolayı olduğunu tesbit etmesidir. Bunun gerçekleş­mesi halinde kadı iki tarafı da hakeme başvurmaya çağırır. (Bir kadının aile­sinden olan hakem bir de kocanın ailesinden olan hakem. Hakemler anlaş­maya varamazlarsa bu kadının son derece erkeğinde hoşlanmadığım ve böy­le devam etmesi durumunda kadının çok zarar göreceğini gösterir. Bu du­rumda kadı hal'a karar verir. Nitekim Sabit b. Kays'm karısı kendisine baş­vurduğunda Rasulullah da böyle yapmıştır.

Hal iki biçimde olur: Gerçek biçim: Burada erkek tarafından zarar ol­maz. Sadece hoşlanmayan kadın ayrılmayı arzulamaktadır. Zahiri biçim: Burada kadın için erkek zararlı olur. Fakat kadın, talak için mubah olan zara­rı isbatlayamaz. Böylece kadın hal ister ve kendisi için fidye verir. Kocayı zarardan kurtarmak için takdim ettiği şeyleri geri verir. Bu durumda koca hakkından fazla alırsa fidye günahını yüklenir. [644]


Fidye Miktarı:



Fethu'l-Bari'den naklediliyor: "İbn Battal diyor ki: 'Cumhur'a göre, hal'da erkeğin verdiğinden fazlasını alması caizdir. Malik'e göre: Buna uyan ve yasaklayan hiç kimseyi görmedim. Fakat bu mekarim-i ahlâktan değil­dir."[645] Fidyenin alınan şeyin aynısı ya da ancak miktarıyla olacağına şu ha­disle delil getirmiştir: "Ona bahçesini geri verir misin? Said'in Katade'den ri­vayetinde ise: "Kadından almasını ve fazla almamasını emretti"... Abdurrezzak'ın Ali'den gelen rivayetinde ise: "Ona verdiğinden fazlasını almasın". İbni İshak'm Meymune b. Mihran'dan gelen rivayetinde ise: "Kim verdiğin­den fazlasını alırsa güzelce bırakmamış olur"[646]

Âyet ve hadislerden çıkan sonuç şu: Kadın kocasından hoşlanmayıp da ayrılırsa kocasının kendisine verdiği şeylerin aynısını geri verir. Kendi ba­ğışlaması hariç bundan fazla vermez. [647]


"Hal" Talak Mı, Fesh Mi?



Hafız İbn Hacer diyor ki: "Hal, lafız ve niyet olarak talaktan mücerred vukubulursa alimlerin üç görüşü vardır: İkincisi, Şafi'nin kadim görüşü olup "Ahkâmu'l-Kur'an mine'l-cedid" adlı eserde bunun talak değil de fesh oldu­ğu zikredilmiştir. Bunu İbn Abbas'tan gelen rivayette doğrulamıştır."[648]

Yine Hafız diyor ki: "Bunun fesh olduğunu söyleyenler aynı şekilde ko­nuyla ilgili hadisin bazı kanallardaki gelen ziyadelerle de delil getirmişler­dir.[649]


Hafin Tanzimi:



Talak'ın tanzimi için olduğu gibi, hal'm tanzimi için de öneride bulunu­yoruz. Özet olarak şöyle diyebiliriz: Eşler hal üzere ittifak ederlerse, hal üzere düzenlenen akdin fesh kayıdını kadının önünde yapmaları gerekir. Kadı kayıt talebini eşlerin ailelerinde oluşan iki hakeme havale eder. Kadı hakemler anlaştırmada başarısız kalıncaya kadar akdin feshini kaydetmez. [650]


İslam'da Çok Eşlilik



ALLAHU TEALA şöyle buyuruyor:

"Size helal olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın. O (ka­dınlar arasında da adalet yapamayacağınızdan korkarsanız bir tane alın." (Nisa, 3).

Şeriat şunu belirtiyor: "Size helal olan kadınlardan alın." Yani, sizin hayrınıza ve durumunuzun düzelmesini uygun ise alın. Erkeğin, kadınların ve çocukların durumuna uygunsa... Kuşkusuz erkeğin durumu iyi ve düzgün olursa, etrafında bulunan kadın ve çocukların durumu da iyi ve düzgün olur. Hakeza kadın ve çocukların durumu kötü olursa erkeğin durumunun, iyi ve düzgün olacağım sanmıyoruz.

O halde çok evliliğin gayesi sadece erkeğin faydalanması değil, ailenin durumunun düzelmesini sağlamaktır. Erkeğin durumunun düzelmesi için çok evliliğe ihtiyacı varsa evlenmesine müsaade edilir. Doğal olarak bu evli­likten dolayı erkeğin gücü zayıflayabilir ve rahatı azalabilir. Yine bu durum­da ailenin tamamı zarar görebilir.

Eğer erkeğin durumunun düzgün olması bir kadınla evlenmek olup da şartları oluşturmadan hevasına uyarak başkalarıyla evlenirse zorluğa düş­mesi kaçınılmazdır. Ailenin maddi ve manevi gözetimini oluşturmaktan aciz kalabilir ve böylece son derece büyük zarara uğrayabilir... [651]


Çok Eşliliğin Şartları



a) Adil olmaya güç yetirme: Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"O kadınlar arasında da adalet yapamayacağınızdan korkarsanız bir tane alın." (Nisa, 3).

Yani kim adaletli davranamamaktan korkarsa bir kadınla yetinmelidir. Kim de nefsine güvenir ve adaletli davranmaya güç yetirebilirse onun için çok evlilik caizdir.

b) Kadınların, çocukların ve bakmakla yükümlü olduğu kimselerin nafakasını sağlama gücü; (Her toplum ve örfe göre)

Abdullah b. Amr'dan rivayetle Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlar­dır: "Kişiye bakmakla yükümlü olduklarının haklarını zayi etmesi günah olarak yeter."[652]

c) Kadın ve çocukları güzel şekilde gözetme gücü: (Her toplum ve Örfe göre)

Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Ey inananlar, kendinizi ve aileninizi bir ateşten koruyun ki onun yakıtı insanlar ve taşlardır. Onun başında gayet katı, şiddetli, Allah'ın kendi­lerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredilmedikleri şeyi yapan melekler vardır." (Tahrim, 6).

Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: [653]"Hepiniz gözeticisiniz, gözet­mekte olduğunuzdan sorumlusunuz... Erkek, ailesi üzerinde gözeticidir ve ondan sorumludur. "[654]


Çok Eşliliğin Sebepleri:



1- Ailedeki sorunu çözme:

a) Kadının çocuğunun olmaması: Çocuk talebi meşru ve arzulanan bir durumdur. Hatta şeriat buna teşvik etmiştir. Ma'kıl b. Yesar'dan: "Rasulul­lah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: 'Sevecen ve doğurgan kadınlarla evlenin. Şüphesiz ben sizin çokluğunuzla övünürüm."[655]

b) Kadının şahsındaki noksanlıklar ve yaratılışındaki kusurlar:

c) Kadının uzun süreli hasta olması (gerek fiziksel gerekse psikolojik-man) Görülüyor ki bu üç durumda boşanma yerine çok evlilik en uygun alter­natiftir.

2- Erkeğin önemli ihtiyacını sağlaması:

Erkeğin uzun süreli çok seferinin olması ve hanımının da çocuklarını gözetmekle uğraşması sebebiyle kendisine arkadaşlık edememesi ya da baş­ka herhangi bir sebep gibi. Bu durumda erkeği gözetecek bir hanım arkada­şının olması gerekir.

3- Kendisini gözeteceke salih bir kadına iyilikte bulunma:

Bu ya kadının yaşlı olmasından ya kadının evinde yetimlerin bulunma­sından ya da başka sebeplerden dolayı olabilir. Bu gibi iyilikte birinci kadın daha çok kabültü ya da daha az kirazlı olabilir.

Genel iyilik olması için iyilik bireysel alanı aşabilir. Bu da erkeklerin azlığı ve kadınların çokluğu alanında olabilir. Bu, tehlike fitne günlerinde daha fazla görülür. Nitekim buna şu iki hadis buna işaret ediyor: "Ebu Mu­sa'dan: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: "Erkeklerin azlığından ve kadınların çokluğundan bir erkeğe kırk kadının lezzet almak için takip ettiği görülür."[656]

Enes b. Malik'den: "Rasulullah (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu işittim: 'Kıyametin şartlarındandır... Erkekler azalır, kadınlar çoğalır. Öyle ki elli kadına bir erkek düşer."[657]

Bu gibi durumlarda çok evlilik iyilik sayılır. Çünkü bu, evlilikte mah­rum kalan mü'mine hanımların iffetini korumasını sağlar. Bu üç sebebi fa-kihlerin belirlediği ihtiyaçlar olarak kabul etmek mümkün. Ki fakihler ihti­yaç durumu hariç tek bir kadınla yetinmenin mendup olacağı görüşündedir­ler. "Nihâyetü'l-Muhtac ila Şerhi'l-Minhac" adlı eserin sahibi el-Ensari diyor ki: "Kadının sevimli olması, mihrinin hafif olması ve zahir oian ihtiyaç hariç bir kadından fazla olmaması menduptur.

4- Sıhhat ve malın iyi olmasıyla birlikte daha fazla faydalanma arzusu:

Bu sebep örfün isteklerine boyun eğer. Nitekim örf erkeğin isteğine cevap vermeye yadıma olur. Kadının üzerindeki ağırlığı hafifletir.

İslam'dan önce ve sonra Arap yarım adasındaki örf, çok evliliği onaylı yordu. Fakat İslam'da çok evliliği kontrol eden birçok kural konmuştur. Bunlardan bazıları:

Dörtten fazla olmaması: Allahu Teaia şöyle buyuruyor:

"Size helal olan kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın." (Nisa, 3).

İbni Ömer'den: "Gaylan b. Seleme es-Segafi müslüman oldu. On tane kadını vardı. Onlar da onunla beraber müslüman oldu. Bunun üzerine Pey­gamber (s.a.v.)'i dördünü tut, diğerlerini ayır, buyurdu."[658]

Kadınlar arasında adalet şartı: Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Onlar arasında adaletli davranamayacağınızdan korkarsanız, bir ta­ne alın." (Nisa, 3).

Ebu Hureyre'den: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: 'Bir ada­mın yanında iki tane kadın olup da aralarında adil davranmazsa kıyamet günü bir tarafı düşmüş olarak gelir."[659]

Kadınla kızkardeşini, halasını ve teyzesini bir nikâhta toplamaması: Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Geçmişte olanlar hariç iki kız kardeşi bir arada almanız size haram kılındı." (Nisa, 23).

Ebu Hureyre'den: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: 'Kadınla halası ve teyzesi bir nikâhta toplanamaz.[660]

Bir başka akrabalık türü vardır ki haram kılınmamıştır. Fakat bazı fa-kihler akrabalığı korumak için kerih görmüşlerdir.

Buhari muallak olarak şu rivayeti nakletmiştir:

Abdullah b. Cafer, Ali'nin kızıyla Ali'nin diğer karısını aynı nikâh altın­da topladı. İbni Şirin: 'bunda bir sakınca yoktur', dedi. Hasan ise: 'bir defasın­da kerih görmüş sonra da bir sakıncası yoktur1, demiştir."

Hasan b. Hasan b. Ali, iki amca kızım bir gecede nikâhı altında bulun­durdu. Cabir b. Zeyd alakayı kesmeden dolayı kerih görmüştür. Bu hususta şu âyeti kerimede bir haramlık yoktur: "Bunlardan başkası size helal kılın­dı.[661]

Hsfız İbn Hacer diyor ki: "(Cabir b. Zeyd alakayı kesmeden dolayı kerih görmüştür", sözünü) Ebu Ubeyd kendi kanalıyla ulaştırmış olup Ab-durrezzak Katade yoluyla tahriç ederek "haram değildir" ifadesini eklemiş­tir. (Bu hususta şu âyeti kerimede bir haramlık yoktur: 'Bunlardan başkası size helal kılındı" [662]sözü musannifin çıkarımıdır. Cabir b. Zeyd: Alakayı kes­meden dolayı, sözü ile illete işaret etmiştir." [663]


Çok Eşlilik Örnekleri:



İşte sahabe ve tabiin döneminden bazı örnekler. Bazen evlilik yoluyla değerli kimselerle evlenmeye teşvik oluyordu.

Ömer b. Hattab kızı Hafsa'yı Hz. Ebu Bekir'e teklif ediyor. Sonra Rasu­lullah istiyor ve onunla evleniyor:

Abdullah b. Ömer(r.a.)'dan: "Ömer b. Hattab kızı Hafsa binti Ömer ko­cası Huneys b. Huzafe'den dul kaldığı zaman. Ömer b. Hattab şöyle diyor: 'Osman İbni Affan'a gidip Hafsa'yı almaşım teklif ettim. Osman: 'Bu işi bir düşüneyim', dedi. Bir müddet sonra benimle karşılaştığında: 'Düşündüm, bu günlerde evlenmek benim için daha hayırlı', dedi. Sonra Ebu Bekir'le karşı­laştım. Ona: İstersen Hafsa'yı seninle evlendireyim', dedim. Ebu Bekir sus­tu, bir cevap vermedi. Ebu Bekir'in sükûtundan dolayı Osman'a çok kızdım. Bir müddet sonra Hafsa'yı, Rasulullah (s.a.v.) istedi. Ben de onu Rasulul-lah'la nikahladım. Bunun.üzerine Ebu Bekir'le karşılaştığımda Ebu Bekir: 'Ey Ömer öyle sanırım ki Hafsa'yı bana teklif ettiğinde benim bir vermediği­me kızmışsın1, dedi. Ben de: 'Evet', dedim. Ebu Bekir: 'O teklifin sırasında sana cevap vermeme bir engel yoktu. Ancak Hafsa'yı Rasulullah'ın isteyece­ğini biliyordum, bana bunu haber vermişti. Ben de Rasulullah'ın sırrını ifşa etmedim. Rasulullah Hafsa'yı bıraksaydı ben teklifini kabul ederdim', de­di."[664]

Ebu Bekir, Esma binti Amis'i, Cafer b. Ebi Taîib öldüktensonra alıyor:

Abdullah b. Amr b. el-As'dan: ... Haşim oğullarından bir grup Esma binti Amis'in yanına girdi. Bunun üzerine Ebu Bekir de girdi. O gün Esma Ebu Bekir'in nikâhı altındaydı.[665]

Ali b. Ebi Talib'in çok evliliğe girişmesi, şayet Fatıma'nın aşırı kıskançlığı olmasa çok evlilik olacaktı:

Musavvir b. Muhrime'den: "Ali, Ebu Cehil'in kızını istedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: 'Patıma benden bir parçadır. Ona kötülük dokunmasını hoş karşılamıyorum. Allah'a yemin olsun ki Allah'ın Rasulü'nün kızıyla Allah'ın düşmanlarının kızı aynı erkeğin nikâhı altında olamaz'. Böylece Ali, onu istemekten vazgeçti."[666]

Ömer b. Hattab, Ali b. Ebi Talib'in kızı Ümmü Gülsüm'ü almaya önem veriyor:

Ebu Cafer'den: "Ömer b. Hattab Ali'nin kızını istedi."[667] Buhari muallak olarak şu rivayeti naklediyor:

Abdurrahman b. Avf, Fariz'in kızı Ümmü Hakime: Emrini bana bırakır mısın? dedi. O da: Evet, dedi. Bunun üzerine seninle evlendim, dedi.[668]

Muğıre b. Şu'be bir kadını istedi. O kadın için Muğıre insanların en uygunuydu. Bir adama emretti ve onu evlendirdi.[669]

Abdullah b. Cafer Ali'nin kızıyla diğer kadınını aynı nikâh altında top­ladı.[670]

Hasan b. Hasan b. Ali, amcasının iki kızını bir gecede aynı nikâh altında topladı.[671]... Muhammedb. Ali diyor ki: O, ikisindende bana daha sevimli dr.[672]

İkrime b. Halid'den: "Abdullah b. Safvan bir kadını ve kızını Sakif den bir adamla evlendirdi."[673]


Tek ve Çok Evlilik Arasında Nebevi Sünnet:



Nebevi sünnet, tek ve çok evliliği içine almıştır. Rasulullah (s.a.v.) yak­laşık yirmibeş sene tek evli ve yaklaşık on sene de çok evli olmuştur.

Aişe (r.a.)'dan: "Nebi (s.a.v.) Hatice ölünceye kadar onun üzerine ev­lenmemiştir."[674]

Çünkü Hz. Hatice'nin mürüveti ve üstün aklı Rasulullah'ın başka kadın­la evlenmesini engellemişti. Rasulullah, ölümünden sonra onu anıyor ve methederdi. Bu çeşitli hadislerle varid olmuştur:

Aişe (r.a.)'dan: "Peygamber'in hanımlarından Hatice'ye duyduğum kıskançlığı hiç birine duymadım. Fakat Rasulullah (s.a.v.) onu çok anıyor­du... Ona şöyle dedim: "Sanki dünyada Hatice'den başka kadın yoktur'. Bu­nun üzerine O: 'Hatice tek bir kadındı, benim ondan çocuklarım vardı', bu­yurdu."[675]

Yine Aişe (r.a.) bir gün Rasulullah'a şöyle demiştir: "Zamanın kendisini helak ettiği dişleri dökülmüş yaşlı bir Kureyş'li kadını ne anıp duruyorsun? Allah sana ondan daha iyisini verdi."[676]

Ahmed'in rivayetinde ise şöyle buyurmuştur: "Allah ondan hayırlısını bana vermedi; insanlar ben inkâr ederken o bana iman etti, insanlar beni ya­lanlarken o beni doğruladı, insanlar bana yasaklar koyunca o beni malıyla destekledi, kadınların çocuklarından mahrum iken Allah beni onun çocu­ğuyla rızıklandırdı."[677]

Fethu'l-Bari'de şöyle naklediliyor: "Peygamber (s.a.v.)'in Hz. Hatice'yi mükâfatlandırması arasında biri de o hayatta iken ondan başkasıyla evlen­memesi...[678] Ehli ilim arasında bu haber hususunda hiçbir ihtilaf yoktur..." [679]


Çok Eşlilikle İlgili Adablar:



Zifafda bekarın yanında yedi, dulun yanında üç gün kalma:

Enes b. Malik'ten: "Erkek, dul üzerine bakire alırsa bakirenin yanında yedi gün kalması ve sonra taksim yapması, bakire üzerine dul alırsa, dulun yanında üç gün kalması ve sonra taksim yapması sünnettendir."[680]

Ümmü Seleme'den: "Rasulullah (s.a.v.) Ümmü Seleme ile evlendiğin­de yanında üç gün kaldı. Sonra şöyle buyurdu: 'Senin yanında üç gün kal­mam ailede şanının küçük olmasından değildir. İstiyorsan yanında yedi gün kalayım. Fakat eğer senin yanında yedi gün kalırsam, hanımlarımın yanında da yedi gün kalmam gerekir."[681]

Enes b. Malik'ten: "Rasulullah (s.a.v.), Hayber ile Medine arasında üç gün kaldı. Safıyye binti Hay ile zifafa girdi."[682]

Uzun süre uzak kalmamaları için kocanın, sırası olmayan kadınlarına uğraması güzeldir:

Aişe (r.a.)'dan: "Rasulullah (s.a.v.) ikindi namazından sonra kadınları­na uğruyordu."[683]

Bu rivayeti Beyhaki'nin Hz. Aişe'den naklettiği şu rivayette açıklıyor: "Rasulullah, çoğu zaman kadınlarının hepsini dolaşıyor, cima etmeksizin onlara dokunuyordu. Sırası gelen kadına geldiğinde ise onun yanında kalı­yordu."[684]

Kadın birinci kadının boşanmasını şart koşmaz:

Ebu Hureyre'den: "Rasulullah (s.a.v.) kadının kardeşinin talakını şart koşmasını yasakladı."[685]

Ebu Hureyre'den: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: 'Bir kadın kendi kabını boşaltmak için kardeşinin talakını istemesi helal değildir. Onun için takdir edilen ona da takdir edilmiştir."[686]

Kadın kumasının yanında kocasının verdiği şeyin dışında görünmez:

Esma'dan: 'Bir kadın şöyle dedi: 'Ey Allah'ın Rasulü! Benim bir kumam var. Ona, kocamın bana vermediği şeyi verdi, diye söylemem günah olur mu?' Bunun üzerine Rasulullah: 'Elbisem gibi vermediği şeyi verdi demek günahtır', buyurdu."[687]

Kumanın komşu diye isimlendirilmesi

Ömer b. Hattab (kızı Hafsa'ya) şöyle dedi: "Sana verdiği şeylerden daha fazlasını Peygamber'den isteme. O'na bir şeyi döndürme ve onu terketme. Bir şeyin olursa bana sor. Komşun (kuman) senden daha güzel ve Peygam-ber'e daha sevimli ise kıskanma."[688]

Hafız İbn Hacer diyor ki: "Araplar kumayı manevi olarak komşu olduğu için komşu diye isimlendiriyorlar. İbni Şirin kuma diye isimlendirilmesini hoş karşılamayarak şöyle diyordu: O zararda vermez fayda da. Başkasının rızkından birşey gidermez. [689]O sadece komşudur. Kurtubi diyor ki: "Ömer, ona adabında bu ismi seçmiştir.. [690].


Çok Eviliğin Getirdiği Sıkıntılar



1- Kocanın üzerine daha fazla sorumluluk yüklemesi: Bu, bir ev yerine iki ya da daha fazla evi, daha fazla erkek ve kız çocuğu gözetme sorumlulu­ğudur. Şu da bilinmelidir ki, bu sorumluluk asırdan aşıra, toplumdan toplu­ma farklılık gösterir. Mesela, ufak ve basit taşra, kırsal toplum vardır, büyük ve önemli şehirsel toplum vardır. Görülüyor ki bu sorumluluk genel olarak sahabe, tabiin ve selef toplumunda kolaydı.

2- Koca üzerine daha fazla zorlukların yüklenmesi:

Koca, kadınların fıtratlarında var olan kıskançlıklarından dolayı ortaya çıkan davranışlarının zorluğuyla karşılaşır. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyu­ruyor: "Allah, kadınlara kıskançlık vermiştir. Kim onlara sabrederse şehit sevabı vardır."[691]

Rasulullah (s.a.v.) kadınlarının kıskançlığıyla karşı karşıya kalmıştır. İşte bunun bazı örnekleri:

Enes b. Malik'ten: "Rasulullah (s.a.v.) bazı kadınlarının yanındaydı. Mü'minlerin annelerinden birisi, içinde yemek bulunan bir kap gönderdi. Rasululllah'm evinde bulunduğu hanımı yemeği getiren hizmetçinin eline vurdu. Böylece kap yere düştü ve kırıldı. Rasulullah (s.a.v.) kap kırıklarını ve sonra yemeği toplayarak şöyle buyurdu: Anneniz kıskandı. Sonra yemeği getiren hizmetçiyi, tabağı kıran hanımı evinden bir tabak getirinceye kadar bekletti. Getirilen sağlam tabağı yemeği gönderene ve kanlan tabağı da taba­ğı kıran hanımına verdi.[692]

Aişe (r.a.)'dan: "Nebi (a.s.) Zeyneb binti Cahş'ın yanında kalıyor ve bal içiyordu. Ben ve Hafsa Nebi (a.s.) yanımıza girdiğinde şöyle demek üzere anlaştık: 'Ben senden miğfer kokusu görüyorum. Sen miğfer mi yedin?' Bunun üzerine Nebi (a.s.) onlardan birinin yanına girdi ve o da Nebi'ye bunu söyledi. Nebi (a.s.): 'Önemli değil, Zeyneb binti Cahş'ın yanında bal içtim. Bir daha onu içmeyeceğim1, buyurdu."[693]

Aişe (r.a.)'dan: "Bir gece Nebi (a.s.)'ı kontrol ettim. Sandım ki o hanım­larından birinin yanına gitti. Sonra bir de baktım ki o rükû ya da secde halin­de şöyle diyordu: Senin şanın yücedir. Sana hamdederim. Senden başka ilah yoktur..."[694]

Muhanımed b. Kays b. Mahreme b. Muttalib'den rivayetle bir gün şöyle demiştir: "Size kendimden ve annemden söz edeyim mi?1 Ravi diyor ki: 'Biz de sandık ki doğduğu annesini kasdediyor. Ravi diyor ki: Aişe (r.a.) şöyle dedi: 'Size kendimden ve Allah'ın Rasulü'nden sözedeyim mi?' Biz: 'Hay hay!' dedik. Rasulullah'ın yanımda bulunduğu nöbet gecem gelince, Rasu-lullah değişti. Cübbesini yere koydu, ayakkabılarını çıkardı. Kaftanının bir tarafını döşeğinin üzerine yayarak uzandı. Çok geçmeden benim uyuduğu­mu zannederek yavaşça cübbesini alıp, ayakkabılarını giyerek kapıyı açtı ve çıktı. Sonra yavaşça kapıyı kapadı. Ben, hemen gömleğimi başıma geçir­dim, baş bezimi sardım, çarşafıma hüründüm. Sonra onun peşinden yola düştüm. Baki mezarlığına varınca durdu, hem de epeyi durdu. Sonra üç defa ellerini kaldırdı, sonra geri döndü. Ben de döndüm. O hızlıca yürüdü, ben de hızlıca yürüdüm. O yavaş yürüdü ben de yavaş yürüdüm. O koştu ben de koştum. Neticede onu eve girdim. Ben yatar yatmaz o da girdi ve: 'Sana ne oluyor ya Aişe? Heyecanlanmışsın' buyurdu. 'Bir şey yok' dedim. Rasulul-lah: 'Ya söylersin ya da herşeyi bilen Allah bana haber verir', dedi. Ben: 'Anam babam sana feda olsun ey Allah'ın Rasulü', dedim ve olayı kendisine haber verdim..."[695]

İbrahim (a.s.)'da Hacer hamile kaldığında hanımı Sara'nın kıskançlı-ğıyla yüz yüze kalıp Hacer'i ve çocuğunu uzak bir yerde ekinsiz vadiye gö­türmüştür.

Allahu Teala İbrahim (a.s.)'ın diliyle şöyle buyuruyor:[696]

"Rabbimiz, ben çocuklarımdan bazısını, senin Evi'nin yanında, ekin­siz bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz, namazı kılsınlar diye. Artık sen de in­sanlardan bir takım gönüllüleri, onları sever yap ve onları çeşitli meyvalarla besle ki şükretsinler".(İbrahim, 37).

İbn Abbas'tan: "Kadınlardan ilk defa uzun etek giyen İsmail'in annesi-dir. Onu Sara'ya karşı izlerini gizlemek için yapmıştı."[697]

İbn Abbas'tan: "İbrahim (a.s.)la ailesi arasında olanlar olunca İbrahim (a.s.), İsmail'in annesiyle çıktı... Ta ki Mekke'ye vardı. Böylece onları büyük bir ağacın yanma bıraktı ve ailesine geri döndü. İsmail'in annesi, İbrahim'i Mekke'nin yüksek bir yerine kadar takip etti ve arkasından şöyle seslendi: 'Ey İbrahim, bizi kime bırakıyorsun?' İbrahim: 'Allah'a', dedi. İsmail'in an­nesi: 'Allah'a razı oldum', dedi.'[698]

Hafız İbn Hacer diyor ki: "Bunun sebebi şu idi: Sara, Hacer'i İbrahim'e hibe etmişti. Hacer İsmail'e hamile kaldı. Hacer İsmail'i doğurunca Sara kıskandı. Onun üç uzvunu kesinlikle keseceğine and içti. Sara'nın kıskançlı­ğı iyice artınca İbrahim, İsmail ve annesiyle birlikte Mekke'ye gitti."[699]

Koca, kadınlarının kıskançlığıyla karşı karşıya geleceği gibi çocukları­nın kıskançlığıyla da karşı kargıya gelebilir. Nitekim Allah, bize Yusuf un kardeşlerinin kıskançlığını anlatıyor.

Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"(Kardeşleri) demişlerdi ki: Yusut \c kaideci, bakmiizn bizden daha sevgilidir. Oysa biz cemaatiz. Babamız açık yanlışlık ıcmJc^n i \ uiuTu öldürün ya da onu bir yere bırakın da babanızın )İİ7İi vaiııı,' *v/.v k.ı'^ın Ondan sonra da iyi bir topluluk olursunuz!" (Yusul, S-01

3- Koca tarafından sürekli uyanık olmanın gerekliliği:

Koca adaleti gerçekleştirmek için sürekli uyanık olmalı ve zulme düş­memek için sürekli dikkat etmelidir. Bu gerek hanımları gerekse çocuklarıy­la ilgili bütün tasarrufları için geçerlidir. Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Ne kadar isterseniz de kadınlarj arasında (tam) adalet yapamazsınız. Öyle ise (birine)tamamen yönelip ötekini askıda (kocasizmış) gibi bırakma­yın." (Nisa, 129).

Hafız îbn Hacer diyor ki: "Âyette menfi olan adalet, kadınlar arasında bütün boyutlarıyla olan adalettir. (Vacip olan) adaletten maksat kadınlar arasında hepisine layıkı veçhile eşit davranmadır. Hepsi arasında giysi, na­faka ve mesken yönünden adil davranırsa kalbi meyilin fazla olması zarar vermez. Aişe (r.a.) 'dan: "Nebi (a.s.) kadınları arasında adil bir şekilde taksi­mat yaparak şöyle diyordu: 'Ey Allah'ım! İşte yapabildiğim kadarıyla benim taksimim. Senin gücünün yettiği ve benim gücümün yetmediğiyle beni kınama." Tirmizi diyor ki: "Yani bu sevgi ve meveddettir. İlim erbabı da böyle tefsîr etmiştir."[700] Hanımları arasında paylaştırma yaptığı zaman herhangi birinden başlamayıp kur'a çekerdi.[701] Ravi diyor ki: "Sahabeler demiştir ki: 'Kadınlar arasında eşit davranıyordu."[702]

Allah'ın lütfuyla Rasulullah (s.a.v.) sürekli uyanık ve adil davranmaya düşkündü. Gerek seferde gerekse hastalığında belli bir kadınına kalbi meyli olsa da adaleti gerçekleştirmek için kalbine galib geliyordu.

Aişe (r.a.)'dan: "Rasulullah (s.a.v.) sefere çıkmak istediğinde kadınları arasından kur'a çekiyordu..."[703]

Hafız İbn Hacer diyor ki: "İbni Sad Kasım'dan o da Aişe'den rivayetle başka yönü eklemiştir: 'Benim selimimden başkası çıkarsa bu husustaki kerahiyeti bilirdi."[704]

Aişe (r.a.)'dan: "Rasulullah (s.a.v.) ölüm hastalığında iken: 'Ben yarın nerdeyim? Ben yarın nerdeyim?' diyordu. Bununla Aişe'nin gününü kasde-diyordu. Bunun üzerine kadınları dilediği yerde kalması için ona izin verdi­ler. Böylece ölünceye kadar Aişe'nin evindeydi."[705]

Erkek, çeşitli etkilerden dolayı adaletten gafil kalabilir. Onu kadınlar­dan birinin gençliği ya da aşın güzelliği yenebilir. Ya da kadınlardan birinin aşırı iyiliği yenebilir; daha güzel ahlaklı olması, daha fazla akıllı olması ve daha fazla tedbirli olması gibi.

Numan b. Beşir'den: "Annem, babama malından oğluna hibe edilen ba­zı şeyleri sordu. Sonra aklına pişmanlık geldi ve bana hibe etti. Kadın dedi ki: 'Oğluma hibe ettiğin şeye Rasulullah'ı şahid tutmadıkça ben razı olmam1. (Numan diyor ki:) 'Bunun üzerine babam elimde tuttu. O gün ben çocuktum. Beni Rasulullah'a götürerek: 'Ya Rasulullah, bunun annesi binti Revaha, oğ­luna yaptığım hibeye seni şahid tutmamı diledi1, dedi. Rasulullah (s.a.v.): 'Ya Beşir, bundan başka çocuğun var mı?' diye sordu. 'Evet 'cevabını alınca: 'O halde beni şahid tutma! Zira ben adaletsizliğe şahid olamam1, buyurdu."[706]

Aişe (r.a.)'dan: "Rasulullah'ın kadınları iki gruba ayrılmışlardı: Bunun bir grubunda Aişe, Hafsa, Safîyye, Şevde; öbür grubunda ise Ümmü Seleme ile Rasulullah'ın diğer kadınları bulunuyordu. Müslümanlar, Rasulullah'ın Aişe'ye olan sevgisini iyi bildikleri için bunlardan biri Rasulullah'a vermek istediği bir hediyesi bulunursa o hediyesini, Rasulullah'ın Aişe'nin evinde bulunduğu zamana kadar erteleyi orada iken götürüyordu. Bu sebeple Üm­mü Seleme grubu dedikoduya başladı ve Ümmü Seleme'ye şöyle dediler: 'Rasulullah'a git ve şöyle söyle: Halka ilan etsin! Her kim Rasulullah'a hedi­ye vermek isterse, Rasulullah hangi kadınının yanında bulunursa bulunsun hediyesini versin. Ümmü Seleme, kadınların kendisine söyledikleri bu sözü Rasulullah'a söyledi. Fakat Rasulullah ona cevap vermedi. Ümmü Seleme grubuna dahil olan kadınlar, Ümmü Seleme'den durumu sorduklarında, o da: Rasulullah bana bir şey söylemedi, diye cevap verdi. Onlar Ümmü Sele­me'ye: Rasulullah'a dediğimizi bir daha söylesen, dediler. O da Rasulul-lah'ın nöbeti kendisine geldiğinde önceki gibi arzetti. Fakat Rasulullah (yi­ne) ona bir şey söylemedi. Ümmü Seleme grubundaki kadınlar vaziyeti sorduklarında o da: Rasulullah bana bir şey söylemedi, diye cevap verdi. Onlar da Ümmü Seleme'ye: 'Artık Rasulullah sana cevap verinceye kadar bu dileğimizi arz eyle!1 dediler. Hakikaten Ümmü Seleme de Rasulullah'a ken­di nöbetinde dönüp geldiğinde söyledi. Bu defa Rasulullah cevaben: 'Sakın Aişe hakkında söylenip de bana eza verme, bana hiçbir kadının nöbetinde iken vahiy gelmez de yalnız Aişe'nin odasında iken gelir', buyurdu. Ümmü Seleme: 'Ben de ya Rasulullah sana eza vermekten tövbe ederek Allah'a rücü ederim, diye Özür diledim', dedi. Sonra Ümmü Seleme grubundaki kadınlar, Rasulullah'ın kızı Fatıma'ya müracaat ederek Rasulullah'a gönderdiler: 'Ya Rasulullah! Kadınların Ebu Bekir'in kızı hakkında Allah'dan senin için ada­let istiyorlar1, demesini rica ettiler. Fauna da Rasulullah'a bu şekilde söyle­di. Rasulullah: 'Ey kızcağızım! Benim her sevdiğimi sen sevmez misin?' bu­yurdu. Fatıma da: 'Evet severim' dedi. Rasulullah: 'Öyle ise Aişe'yi sende sev!' buyurdu. Fatıma dönüp kadınlara gelerek olup biteni haber verdi. Ka­dınlar, Rasulullah'a tekrar müracaat etmesini Fatma'dan istediler. Fakat Fatıma bunu kabul etmedi. Bu defa Ümmü Seleme grubu Zeyneb binti Cahş'ı gönderdiler. Zeyneb huzura geldiğinde sert bir şekilde söze başlayıp: 'Ya Rasulullah! Kadınların İbn Ebi Kuhafe'nin kızı hakkında Allah'tan senin için adalet istiyorlar', dedi. Ve sesini yükselterek, o sırada oturmakta olan Aişe'ye saldırarak sövdü. Nihayet 'Rasulullah karşılık verir mi?' diye Ai­şe'ye bakmağa başladı. Ravi diyor ki: Bu sırada Aişe de söze başlayıp Zey-neb'e cevap verdi ve Zeyneb'i susturdu. Bunun üzerine Rasulullah'ın Aişe'ye baktığı ve: 'Aişe, Ebu Bekir'in kızıdır' buyurduğu Aişe tarafından bildi­rilmiştir.[707]

Fethu'l-Bari'de varid olmuştur: Îbnü'l-Münir diyor ki: "Peygamber bu­nu yapmamıştır. (Yani hediyenin Aişe'nin yanında iken tercih edilmesini). Aksine bunu kendisine hediye verenler kendi istekleriyle yapmışlardır. Ra-sulullah bunu engellememiştir. [708]Çünkü bu tür şeylerle insanlara karşı çıkmak kemal-i ahlâktan değildir. Bu tür karşı çıkma hediye isteğine karşı çıkma­dır..." [709]


Bazı Kadınların Çok Evlilikten Zarar Görmesi:



Çok evliliğin bazı kadınlar için büyük zararı olduğunu Rasulullah ifade etmiştir. Bu da kadınların son derece kıskanç olmaları sebebiyledir. İşte bunun bazı örnekleri:

Birinci örnek:

Ümmü Seleme'den: "Rasulullah (s.a.v.) bana Hatıb b. Ebi Belta'yı dü­nür yolladı. Kendisine: 'Benim bir kızım var hem ben kıskancım1, dedi. Bu sözüme karşılık Rasulullah: 'Kızına gelince, onu annesinden müstağni kıl­ması için Allah'a dua ederiz. Kıskançlığı gidermesi için de ben Allah'a dua ederim', buyurdu."[710]

Aşırı olan kıskançlığın çözümü için Rasulullah'm duası kesin çözüm­dür. Bu Rasulullah'm özelliği olup başkası buna güç yetiremez. Ebu Sele-me'nin Ümmü Seleme'ni, aşın olan kıskançlığını gözeterek çok evlenmedi­ğini sanıyoruz.

ikinci örnek:

Misver b. Mahreme'den: "Ali (r.a.), Ebu Cehl'in kızına dünürcü gitti. Bunu da Fatıma işitti. Bunun üzerine Rasulullah'a gelerek: 'Kavmin senin kızların için kızmadığını sanıyor. İşte Ali, Ebu Cehl'in kızını nikahlıyor', de­di. Rasulullah ayağa kalkarak şahadette bulundu ve sonra şöyle buyurdu: 'Fatıma benden bir parçadır. Ona bir kötülük dokunmasını hoş karşılamam, buyurdu. İkinci bir rivayette[711]: 'Rasulullah'm minber üzerinde şöyle söyle­diğini işittim: 'Beni Haşim b. Muğire, kızlarını Ali b. Ebi Talib'le evlendir­mek için izin istediler. İzin yoktur. Sonra izin yoktur. Sonra izin yoktur. Ancak Ali b. Ebi Talib'in kızımı boşama istemesi ve kızlarıyla evlenme hariç'[712]. Üçüncü bir rivayette ise: 'Ben onunu dini konusunda fitneye düşmesin­den korkuyorum... Ben helali haram, haramı helal kılacak değilim. Fakat an-dolsun ki Allah'ın Rasülü'nün kızıyla Allah'ın düşmanının kızı aynı nikâh al­tında asla toplanamaz. Bunun üzerine Ali onu istemeyi bıraktı."[713]

Buhari ikinci rivayeti "Kıskançlık ve adalet hususunda erkeğin kızını savunması babında" naklediyor.[714]

Hafız İbn Hacer diyor ki: "Babın tercümesinde Buhari fıkhından şu çıkarılır: Eğer kadın çok kıskanç olup da ve bundan da büyük zarar görecek-se müslüman kadının ve ailesinin çok evliliğe itiraz etme ve boşanma isteme hakkı vardır. Bu, sadece Rasulullah'a has bir durum değildir. Bu hadisten şu da çıkarılır: Şayet Fatıma buna razı olsaydı Ali'nin onunla ya da başkasıyla evlenmesi engelleneyecekti... Hadiste şeddi zera-i diyenler için de delil var­dır...[715] 'Ben onun dini konusunda fitneye düşmesinden korkuyorum' sözüy­le, şu kasdediliyor: Kıskançlığına sabredemez. Böylece kocası hakkında kızgınlık halinde dinine uygun olmayan bir davranışta bulunur."[716]

Çok Evliliğin Düzenlenmesi



Allah, çok evliliği insanların maslahatı için meşru kılmıştır. Belli bir zamanda ve belli bir çevrede bozukluklar yaşanır ve baş gösterirse bu, ya ka­nun koyucunun çizdiği adab ve şartların hayata geçirilmeyişinden ya da in­sanların durumlarının ve hayat şartlanmn değişmesinden dolayıdır. Bu du­rumda bir yönden insanların durumunu gözeten düzenlemeyi tesbit etmek, bir yönden de adab ve şartların hayata geçirilmesini belirlemek gerekir. Aynı zamanda hakim olan kanun koyucunun çok evliliği mubah kıhşındaki he­deflediği maslahatlarda gerçekleşir. Düzenleme İslam toplumunun ve görüş sahiplerinin çeşitli medya yoluyla adab ve şer'i kuralların yaygınlaşması için dayanışmalanyla başlar. Böylece bu toplumun örterinden olan güzel bir örf olur. Sonra da kanun tabiatı itibariyle bütün durum ve şartlan içermesi müm­kün değildir. Önemli ihtiyaç anında konması, esnek olması ve Allahu Tea-la'nın şeriat kıldığı şart ve adabları hayata geçirmek için dayanışmayı hedef­lemesi gerekir. Böylece -ikinci ya da üçüncü evlilik akdini kaydetmeden önce- kadının rolü, erkeğin mali gücünü, iki ya da daha fazla eve bakabileceğine dair yeterliliğini kontrol etmesi olmalıdır. Zarar nedeniyle birinci kadın boşanma isterse kadı, Allahu Teala'nın şu sözünü hayata geçirmek için eşleri hakeme başvurur:

"Eğer (kan-kocanın) aralarının açılmasından endişe duyarsanız, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar uzlaştırmak isterlerse, Allah onlarını arasını bulur." (Nisa, 35).

Eğer anlaşırlarsa ne güzel, yoksa boşanmaya karar kılarlar. [717]

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

[616] Muvafakat, 1/138.

[617] Beda-i'u's Senai:, 3/5.

[618] Bkz: Camiu's Sağır, Hadis no: 1563.

[619] Ebu Davud, Hadis no: 1947.

[620]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/187-188.

[621] Tirmizi, Hadis no: 947.

Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/188.

[622] Fethu'l-Bari.l 1/260.

[623]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/188-189.

[624] Fethu'l-Bari,l 1/261.

[625] Buhari, 11/261.

[626] Müslim, 4/183.

[627] Buhari, 1/10. Müslim, 6/48.

[628]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/189-190.

[629] İbni Mace, Hadis no: 1665.

[630] Bkz. Camiu's Sağir, Hadis no: 5699.

[631] Bkz. Camiu's Sağir, Hadis no: 5700.



[632] Fethu'l'Bari,ll/226.

[633] Müslim, 4/148.

[634] Müslim, 4/199.

[635] -Müslim, 8/202.

[636] Buhari, 11/91.

[637]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/190-195.

[638]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/195.

[639] Buhari, 11/319.

[640] Buhari, 11/320.

[641] Bidayetü'l Müçtehid: 2/50.

[642] Fethu'l-Bari, 11/313.

[643]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/195-197.

[644]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/197.

[645] Pethuıl-Bari,ll/315.

[646] Fethu'l-Bari,ll/312.

[647]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/197-198.

[648] Fethul-Bari,ll/313-314.

[649] Fethu'l-Bari,ll/320-321.

Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/198.

[650]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/198.

[651]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/201.

[652] Bkz. Camiu's Sağir.

[653] Buhari, 6/106. Müslim, 6/8.

[654]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/201-202.

[655] Süneni'n Nesai, Hadis No: 3026.

[656] Buhari, 4/24. Müslim, 3/84.

[657] Buhari, 11/243.

[658] Nihayetü'l Muhtaç ila Şerhi 1 Munhac, 6/185. Sünenü Ebi Davud, Hadis No: 901.

[659] Sünenü't Tirmizi, Hadis No: 912.

[660] Buhari, 11/64. Müslim, 4/135.

[661] Buhari, 11/58.

[662] Fethu'l-Bari: 11/58, 59.

[663]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/202-205.

[664] Buhari, 11/80.

[665] Müslim, 7/8.

[666] Buhari, 8/87.

[667] İbni Kudame, Muğni: 7/18.

[668] Buhari, 11/93.

[669] Buhari, 11/93.

[670] Buhari, 11/58.

[671] Buhari, 11/58.

[672] Fethu'l-Bari: 11/56.

[673] Fethu'l-Bari: 11/56.

Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/205-206.

[674] Müslim, 7/134.

[675] Buhari, 8/136. Müslim, 7/133.

[676] Fethu'l-Bari: 8/137.

[677] Buhari, 8/140. Müslim, 7/134.

[678] Fethu'l-Bari: 8/137.

[679]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/206-207.

[680] Buhari, 11/226. Müslim, 4/173.

[681] Müslim, 4/173.

[682] Buhari, 11/131.

[683] Buhari, 11/229.

[684] Fethu'I-Bari: 11/223.

[685] Buhari, 6/253.

[686] Buhari, 11/126.

[687] Buhari, 11/231. Müslim, 6/169,

[688] Buhari, 11/191. Müslim, 4/193;

[689] Fethu'l-Bari: 11/192.

[690]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/207-209.

[691] Fethu'l-Bari: 11/237.

[692] Kitabu'n Nikah, 11/237.

[693] Buhari, 11/293. Müslim, 4/184.

[694] Müslim, 2/51.

[695] Müslim, 3/64.

[696] Müslim, 4/173.

[697] Buhari, 7/208.

[698] A.g.e.

[699] Fethu'l-Bari: 7/208.

[700] Fethu'l-Bari: 11/225, 226.

[701] Fethu"l-Bari: 11/223.

[702] Fethu'l-Bari: 11/228.

[703] Buhari, 11/223. Müslim, 7/138.

[704] Pethu'l-Bari: 11/223.

[705] Buhari, 11/229. Müslim, 7/137.

[706] Buhari, 6/187. Müslim, 5/66.

[707] Buhari, 6/133. Müslim, 7/135.

[708] Fethu'l-Bari: 6/135.

[709]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/209-214.

[710] Müslim, 3/37.

[711] Buhari, 11/204. Müslim, 7/141.

[712] Buhari, 7/22. Müslim, 7/141.

[713] Buhari, 8/87. Müslim, 7/142.

[714] Fethu'l-Bari: 11/240.

[715] Fethul-Bari: 11/242, 243.

[716] Fethul-Bari: 11/242.

Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/214-215.

[717]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/215-216.
Şatibi
Mesaj Panosu Yöneticisi
Mesaj Panosu Yöneticisi
 
Mesajlar: 2468
Kayıt: Pzt Şub 15, 2010 7:41 pm

Dön Talak - Boşanma ve Hükümleri

 


  • Benzer Konular
    Cevaplar
    Görüntüleme
    Son mesaj

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir